Bursa
Parçalı Bulutlu
25.3°
Yüksel Baysal
Yüksel Baysal

Tanık kürsüsünde bir polis memuru! 1918 yılında Türkiye'nin manzarası nasıldı?

09 Nisan 2020 Perşembe, 18:31

Evlere kapandığımız dönem öncesinde okumuştum Mustafa Kemal Atatürk'ün kütüphanecisi Nuri Ulusu'nun anılarını...

"Atatürk'ün Yanı Başında" adıyla, Nuri Ulusu'nun oğlu, Futbol Federasyonu eski başkanlarından Mustafa Kemal Ulusu'nun derlediği yapıt Doğan Kitap'tan 2008 yılında çıktı.

Mustafa Kemal'in yanı başında onca yıl geçirmesine karşın anıların yeni sayılabilecek bir tarihte yayınlanması değerini artırıyor.

Kitabın yazım süreci aslında 1972 yılında başladı.

1978 yılında Nuri Ulusu'nun ölümüne kadar sürdü.

Sonrasında ailenin yaşadığı felaketler nedeniyle ancak 2 binli yıllarda yayınlanabildi.

Nuri Ulusu hem bir polis memuru hem de kütüphanecisi olarak 12 yıl Mustafa Kemal Atatürk'ün hep yanı başında olmuş...

Yapıtın içinde de var; Atatürk'ün pek çok fotoğrafı içinde Nuri Ulusu'yu görmek mümkün...

Polis kaydı, kişinin belleği de göz önüne alındığında anıların gerçekliği ve değerinin büyüklüğü de ortaya çıkar.

***

Nuri Ulusu'nun babası Hacı Tevfik Ulusu, Bandırma Vapuru'nda Mustafa Kemal'le birlikte olan kahramanlardan...

O vapurdaki 76 kişiden biriydi yani...

Bundan ötürü daha çocuk denecek yaşta Nuri Ulusu, Mustafa Kemal'i 16 Mayıs 1919 günü İstanbul'dan Samsun'a gönderenler arasındaydı.

Anıların değeri, biraz da Ulusu'nun bizzat gözlemlerinden kaynaklanıyor.

Kurtuluş Savaşı'nı küçümseyenler, burun kıvıranlara Nuri Ulusu'nun içimi acıtan bir gözlemini aktarayım:

"Sene yine 1918 ve de 13 Kasım, yağışlı bir sonbahar günü. Gümüşsuyu'ndaki Askeri Hastanesi'nde tedavi olan dayızademi ziyaretten avdet (dönmek) etmek üzere yola çıktım. O zamanki Alman Sefareti (büyükelçiliği), şimdiki konsolosluk binasının gerisindeydi. İşte bu binanın gerisindeki boş bir arsadan yüzlerce insanın denize doğru bakmakta olduklarını gördüm. Ben de aynı istikamete baktığımda Sarayburnu önlerinde muazzam bir donanmanın gelmekte olduğunu korkuyla izledim.

En önde İngiliz, peşinde İtalyan zırhı kruvazör ve torpidoları, arkada ise Yunan bandıralı Kılkış isimli harp gemisi. Fındıklı, Dolmabahçe sahil şeridini takiben Ortaköy'e gelip demirlediler.

Heyecan ve korkuyla ve büyük bir yeis (üzüntü) içinde Pera (İstiklal) caddesine geldiğimde, güneş batmış, gün kararmıştı. O zaman gayrimüslimlerin elinde olan bu caddenin bütün dükkanlarıyla sazlı sözlü binalarının cephesinde kısmı azami (büyük bir kısmı) Yunan olmak üzere İngiliz, Fransız, İtalyan bayraklarıyla donatılmıştı. Hatta bir kısım mağazanın vitrinlerinde elektrikli ampulle çevrelenmiş Yunan Başvekili Venizelos'un fotoğrafları teşhir edilmişti."

(Atatürk'ün Yanı Başında, Doğan Kitap, 1. baskı, 2008, sayfa 17).

Nuri Ulusu, Sofracıbaşı İbrahim Efendi ile...

Nuri Ulusu caddede büyük bir şenliğin düzenlendiğini, sevinç çığlıkları atıldığını anlatır daha sonra...

Ulusu, sözünü şöyle bağlar:

"Gençlik çağımın ilk senelerindeki bu meşum günü ve heyecanımı elan (hiçbir zaman) unutamam."

İşte Mustafa Kemal'in Anadolu'ya çıkmadan önce, aynı tarih, aynı saatte İstanbul'un bir başka noktasından gördüğü ve savaş gemilerine bakarak, "Geldikleri gibi giderler" dediği tablo buydu.

***

Aradan 9 yıl geçer ve 1927 yılında askere alınan Nuri Ulusu, Samsun'a giderken elini öpüp babasıyla birlikte uğurladığı Mustafa Kemal Atatürk'ün yeni ikamet adresinde, Çankaya Köşkü kütüphanesinde görevlendirilir.

Ve tam 12 yıl, ölene dek, Mustafa Kemal Atatürk'ün yanında kalır.

***

Burada anlatılan ilk günkü manzara-i umumiyedir.

Bir ülkenin başkenti savaş gemileri tarafından kuşatılır, işgal ordusu karargah kurar, Osmanlı'nın en tepe yöneticisi Padişah Vahdettin müttefik ordularının işgali altında varlığını sürdürür.

İşgal, Meclis-i Mebusan'ın 'Misak-i Milli'yi ilan etmesinin ardından 16 Mart 1920 günü genişletilir.

(O sırada İstanbul'da yaşananları, TRT dizisi, "Ya İstiklal Ya Ölüm" çok güzel anlatıyor. Son bölümü pazartesi günü yayınlanacak. Diziyi internetten izleyebilirsiniz.)

Bir yerden başka yere giden Müslüman Türk halka kimlik sorulur, Türk subaylar aşağılanır. Silahlarını vermeyenler öldürülür. Anadolu'daki mücadeleye yardım edenler işkence görür, kurulan Divan-ı Harp'te işgal kuvvetleri adına Ermeni katliamlarının hesabı Türk insanından sorulur.

İşte bu koşullarda başladı Milli Mücadale, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları sayesinde başarıya ulaştı.

***

Diyeceğim o ki, Tekalif-i Milliye koşullarıyla günümüzün koşullarının hiç benzemediğini söyleyenler haksız mı? Korona virüs nedeniyle yardım kampanyasına gerekçe olarak yanlış bir temel seçilmiş olmadı mı? Bütün tarih kaynaklarında Tekalif-i Milliye'nin bağış değil, borç olduğu yazılıdır. Geri ödenmiştir pek çoğu...