Bursa
Çok Bulutlu
25.5°
Yüksel Baysal
Yüksel Baysal

Kalemi keskin, sözü hırçın, cinayete kurban giden yazar!

24 Kasım 2019 Pazar, 00:13

Romanlarından, öykülerinden tanıdığım, hakkında parça parça pek çok şey bildiğim Sabahattin Ali'nin yaşam öyküsünü anlatan belgesel tadındaki "yeşil mürekkep" adlı kitabı bir solukta okuyup, bitirdim.

***

Sabahattin Ali'nin yaşamını kabaca biliyordum ama bazı ayrıntıları ilk kez bu eserden öğrendim.

Örneğin, Nihal Atsız'la çok yakın arkadaş olduklarını, 1928 yılında Sabahattin Ali Almanya'ya giderken, onu yolcu eden iki kişiden biri olduğunu...

Sabahattin Ali'nin Konya'da öğretmenlik yaptığı sırada Nihal Atsız'ın çıkardığı 'Atsız Mecmua'da yazı yazdığını...

***

Yapıtta bir yandan Sabahattin Ali'nin yaşam öyküsü akıp giderken, kitabın arka planında Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren 1950'li yıllara gelene dek yaşananlara ilişkin bilgiler yer alıyor.
Örneğin şöyle deniliyor kitabın bir yerinde:

"Onuncu yıl şerefine gelin gibi süslenmiş Haydarpaşa Garı ve trenlerden de anlaşılacağı üzere, genç Cumhuriyet, 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi'nde ileriye sürülen hedefleri tutturma yolunda canla başla çalışıyordu."
(Sayfa-131).

Yazar Osman Balcıgil, Sabahattin Ali'yi Haydarpaşa'dan yolcu ederken, bir başka bilgi notunu da paylaşmayı ihmal etmiyor:

"Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu'ndan 4 bin 559 kilometre demiryolu devraldı. 1940 yılına gelindiğinde, demiryollarının uzunluğu 8 bin 637 kilometreye ulaşmıştı. Üzülerek söylemeliyiz ki, 2015 yılında bu uzunluk sadece 8 bin 699'du. Yani yetmiş beş yıl içinde, ancak 62 kilometrelik demiryolu inşa edilebildi. Türkiye, demiryolları açısından bugün dünyanın yirminci ülkesidir."
(Sayfa131).

***

Yazar, 1930'lı yıllarda, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün başkent yaptığı Ankara'nın o günkü fotoğrafındaki önemli bir ayrıntıya dikkat çekiyor:

"Sözgelimi, eskinin Ankara'sında lokanta diye bir kavram bile yoktu. Sokak aralarında kurulan birkaç tezgahta, göçebe usulü hazırlanan yiyecekler, tezgahların yakınına konulan iki karış yüksekliğindeki hasır iskemlelerde yenilirdi.
Lokanta bile olmayan bir kentte, on yıl gibi kısa bir süre içinde bir dolu pastane, gazino, lokanta açılmış, hepsi de iş yapar hala gelmişti."
(Sayfa-164)



TEK PARTİ DÖNEMİNİN BASKILARI!

Tek Parti dönemini kutsayanlar bu yapıtı mutlaka okumalı...
Abdülhamit'in sansürü yoktu ama düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda sıkıntılar yaşanmaya devam ediyordu.

***

Örneğin, şu şiiri Sabahattin Ali'nin başını fena halde belaya sokmuştu:

"Cümlesi beli der enelhak dese
Hala taparlar mı koca terese?
İsmet girmedi mi hala kodese?
Kel Ali'nin boynu vurulmuş mudur?"

Kitapta yer alan bilgilere göre Konya'da bulunduğu sırada Cemal Kutay'ın 'Yeni Anadolu' gazetesine bu şiiri veren Sabahattin Ali, Kutay'ın ihbarı üzerine Atatürk'e hakaretten içeri alındı, yargılandı; bir yıl hapis cezası aldı.

Temyize başvurdu, cezası 2 ay daha arttırıldı.

Öğretmenlikten çıkarıldı.

***

Sabahattin Ali, öğretmenliğe ancak şu şiiri yazarak dönebildi:
"Hem bunları ne çıkar anlatsam bir diziye
Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya
Kısacası: Gönlümü verdim Ulu Gazi'ye
Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor..."

(Sayfa 134).

***

Sabahattin Ali'nin Aydın'da da cezaevi yatmışlığı var.

Türkiye Komünist Partisi yayın organı 'Kızıl İstanbul' dergisi Sabahattin Ali'nin öğretmen olduğu okulda öğrencilerin dolaplarına konulduğu için, yazar İstanbul'da yakalanıp, Aydın'a götürülmüş, gerçek anlaşılana kadar üç ay cezaevinde kalmıştı.
(Sayfa-81).

***

Büyük yazarın sonraki süreçte Sinop Cezaevi'nde kaldığını biliyoruz.

Sabahattin Ali, bu baskılar, cezaevi süreçleri, yattığı hapishanelerde tanıştığı insanlardan yola çıkarak yazdı romanlarını, öykülerini...

Türk edebiyatının Nazım Hikmet'ten sonra en büyük toplumsal gerçekçi yazarı böyle oldu.

***

Ancak, bu baskılar dayanılmaz boyutlara ulaşınca, yurt dışına kaçmak istedi. Büyük bir tezgahın içine düştü ve 1948 yılında alçakça katledildi.

Faili meçhul cinayet denmiş olsa da, Sabahattin Ali'yi öldüren kişinin çok az bir ceza yatarak çıkması, cinayetin arkasında derin güçlerin varlığının kanıtı sayıldı.

Ve ne yazık ki, 41 yaşında Türk edebiyatına mükemmel eserler kazandıran Sabahattin Ali cinayeti hala aydınlanmadı, aydınlatılmadı.