Bursa
Çok Bulutlu
25.5°
Yüksel Baysal
Yüksel Baysal

29 Nisan, 19 Mayıs, 29 Mayıs! Tarih kahramanların sırtında mı yükselir?

23 Mayıs 2020 Cumartesi, 20:16

Türk tarihinin üç kırılma noktasından söz edeceğim.

29 Nisan 1916 yenilmez armada İngilizlere ilk yenilgiyi tattıran zafer: Kut-ül Amare...

19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum günü, Samsun'dan doğan güneş!

29 Mayıs 1453 karanlık orta çağı yıkan, Bizans'ı deviren fetih ve onun komutanı Fatih Sultan Mehmet...

Ülkemizde bazı çevreler eskiden beri sadece 29 Mayıs'ı kutlar, ülkenin dört bir yanında fetih günleri düzenlerdi.

İstanbul'u alan büyük devlet adamı Fatih Sultan Mehmet'e elbette tarihte hak ettiği "çağ açan" rol verilmeli.

Ancak İstanbul'u 16 Mart 1920'deki işgalden kurtaran Mustafa Kemal Atatürk'ü unuturlardı.

Atatürk'ü yok saymak isteyen bazılarına sorardık:

"İstanbul'u kim aldı?"

Yanıt hazır:

"Fatih Sultan Mehmet!"

Soru:

"İstanbul'u Fatih tek başına mı aldı?"

Yanıt:

"Ihhh!"

Hani sen, "Kurtuluş Savaşı'nı veya Çanakkale Harbi'ni Mustafa Kemal Atatürk tek başına mı yaptı?" demiyor muydun?

Bu ne yaman çelişki anne!

***

Tarihi; bazıları, sadece kendi yanlış tezlerine hizmet edecek veriler toplamı sanıyorlar!

Belgeler ortaya çıkınca da afallıyorlar!

Refah Partisi, siyasal İslamcılar sadece 29 Mayıs'ı öne çıkarmaya çalışırken, AK Parti döneminin son zamanlarında Kut-ül Amere zaferi köpürtülmeye çalışıldı.

Kuşkusuz önemli bir tarihtir ama ne Çanakkale zaferini gölgeleyebilir ne Kurtuluş Savaşı'nı...

Ancak savaşın komutanı hiç sevmedikleri İttihat ve Terakki mensubu bir asker çıkınca sus-pus oldular.

Onlar bula bula "Mezarıma içki dökün!" diyen adamı bulmuşlardı!

Bu konuda tanık da Murat Bardakçı'nın sunduğu "Tarihin Arka Odası" programında konuşmuştu.

1944 "Türkçülük" davasında Nihal Atsız ile birlikte tutuklanan isimlerden biri olan Necdet Özgelen, gırtlak kanseri olan Halil Paşa'nın midesine inen bir hortumla rakı içmeye devam ettiğini söylemişti:

"Halil Paşa gırtlak kanseri olmuştu. 'Paşa babam' burnundan geçirilen bir sondayla ancak sulu gıdalar alabiliyordu. Paşa babam sondayla rakı içiyordu. Bana daima vasiyet ederdi. 'Evladım ölürsem, benim mezarıma ziyarete gelirsen, başucuma bir şişe rakı dök... Kayınbirader ile gittik, mezarı da bulduk, ama rakıyı dökemedik. Nasıl dökerdiniz, mezarlık ve rakı nasıl bir arada olabilir."

***

Şapa oturdukları bir başka konu da bu zaferin sanki 'Tek Parti' döneminde yasaklandığı algısını yaratmaktı.

Arapların ihanetleri nedeniyle daha sonra büyük kayıplar verdiğimiz bu zaferin kutlamaları Adnan Menderes döneminde resmi olarak kaldırılmıştı.

***

Mustafa Kemal'in tarihi 1919'da başlatmadığını biliyoruz.

Bu noktada Demokrat Parti'nin dört kurucusundan biri olan, ünlü tarihçi Prof. Dr. Fuat Köprülü'yü tanık olarak kürsüye çıkarmak istiyorum.

Mustafa Kemal, ulusal tarih çalışmalarına çok önem veren bir liderdi.

Bakın Köprülü bu konuda ne diyor:

"Atatürk'ün milli tarih çalışmalarına ne büyük bir ehemmiyet verdiği ve bu tür çalışmayı nasıl teşvik ve himaye ettiği herkesçe biliniyor. Milli tarihi yabancıların gözleriyle görmenin, daha doğrusu, onların gösterdikleri şekilde anlamanın bir millet için ne büyük bir gaflet olduğunu Atatürk büyük dehasıyla çok iyi biliyordu. Bunun için maddi ve siyasi istiklale kavuşturduğu milletini manevi ve ruhi istiklale de kavuşturmak için memlekette tarih araştırmalarını geliştirmeye büyük önem verdi ve Türk Tarih Kurumu'nu bu amaçla kurdu."

Türkiye'nin en önemli tarihçilerinden biri olan Fuat Köprülü, daha sonra kişisel bir anısını aktardı.

Cumhuriyet'in ışıklarının henüz aydınlanmaya başladığı bir dönemde Fuat Köprülü, "Türkiye Tarihi" adlı küçük bir yapıt kaleme alır.

Ankara'da Kanaat Yayınevi'nde otururken, Gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın içeri girer ve Köprülü'ye, "Gazi, tarihi eserlere karşı büyük bir alaka gösterir. Kitabından yollarsan memnun olacaktır" der.

Atatürk'ü Çanakkale Savaşı'ndan beri tanıyan ve onunla röportaj yapan Ruşen Eşref'in önerisiyle, çekinerek ve de dikkate alınacağını hiç düşünmeden kitabı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e gönderir.

***

Sonrasını onun ağzından dinleyelim:

"O sırada iç ve dış bütün işlerle meşgul olan Cumhurbaşkanı'nın kitabımı okuyacağını doğrusu tahmin etmiyordum. Fakat aradan bir hafta geçer geçmez aldığım takdirname, bu tahminimin yanlışlığını meydana koydu."

(Fuat Köprülü'nün anısı, Türk Dil Kurumu'nun "Güzel Yazılar, Gezi-Hatıra" adlı derleme kitabındaki "Bir Hatıra" yazısından alındı)

Düşünün, Mustafa Kemal bir haftada kitabı okuyor, yanıt veriyor.

Kendi el yazısıyla yazdığı mektup bilim adamı Fuat Köprülü'yü kıvandırıyor.

İş orada da bitmiyor.

Mustafa Kemal, dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati'ye talimat veriyor. Bakan Mustafa Necati de Fuat Köprülü'ye, "Türkiye Tarihi"nin başka ciltlerinin ne zaman çıkacağını, kitabın baskısına nasıl maddi yardım yapabileceklerini resmi bir yazıyla soruyor!

***

İşte bilim insanına verilen önem...

İşte tarihe tutulan ayna...

İşte Cumhuriyet'in kurucu felsefesinin özü!

***

Bu yazının dipnotu: Tarihe bir kahramanlık övgüsü olarak bakan sağ dünya görüşünden nesnel tarihçi çıkmadığını biliyoruz. Elbette istisnalar kaideyi bozmuyor. İşte Fuat Köprülü de bunlardan biri... Tarihi birtakım abartılı destanlara kurban vermeyen bir bilim insanı... Türk Tarihinin Ana Hatları, Türkiye tarihçiliğinin ilk ve en önemli çalışması olarak kabul edilir!

BİRAZ ARA RİCA EDİYORUM!

YeniDönem gazetesinden 'enbursa.com'a transfer olduğumun ertesi günü yazılara başladım. CHP ve İYİ Parti kongrelerinin olduğu pazar günleri bile yazı yazdım. 10 günlük bir ara rica ediyorum. Görüşmek üzere, herkese selamlar, saygılar.