Bursa
Açık
22.6°
Mustafa Gültekin
Mustafa Gültekin

"Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!"

04 Temmuz 2020 Cumartesi, 00:12

TRT'nin

Yıllarca beğeniyle izlenen Seksenler dizisini bilmeyeniniz, oradaki, "46'lık Sabri"yi de hatırlamayanınız yoktur herhalde. Hani, şu, "gün gelecek..." diye başlayıp an itibariyle imkansız gibi görünen olayların bir gün yaşanacağını, hatta sıradanlaşacağını anlatan, bu özelliğiyle de "46'lık" denilen Sabri...

28 Şubat sürecinin,

Bütün kötülüğüyle devam ettiği günlerde, bir "46'lık" çıkıp, "gün gelecek..." diye başlayan bir cümle içerisinde muhafazakar camianın yüz akı Bilim Sanat Vakfı ve Şehir Üniversitesi'nin bizzat Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla kapatılacağını söyleseydi, küçük dilimizi yutardık. Açıkçası, buradan aya dört gidiş, dört geliş otoban yapılacağına inanırdık da buna inanmazdık.

Fakat gün geldi,

O en ol(a)mayacak, en yapıl(a)mayacak olan bir imzayla yapıldı, Şehir Üniversitesi kapatıldı. Üstelik sudan sebeplerle kapatıldı. İnanamadık, küçük dilimizi yuttuk. Lal oldu dilimiz, sustuk...

Bizim camianın,

Kanaat önderi, aydını, entelektüeli koskoca Yusuf Kaplan bile bir tweet atmış ama "özür dilerim" diyerek paylaşımını silmiş. Yusuf Kaplan'ın, paylaşımını silmesi Şehir Üniversitesi'nin kapatılması kadar yara açtı bende. O Yusuf Kaplan ki; lise yıllarımdan beri Yeni Şafak'taki bütün yazılarını kesip sakladığım, tanışmayı en çok istediğim bir isimdi.

Gün geldi, tanıştım da...

Bursa'nın değerli hekimlerinden Dr. Hüseyin Demirel'in Premir'deki özel polikliniğinin arkasında bir şark odası vardı. Zamanın Mehmet Akif'i Metin Önal Mengüşoğlu'nun daimi katılımcı olduğu ve Mustafa Esgin, Osman Ayyıldız, Zeki Aydın, Taner Türk ve ismini sayamadığım daha birçok arkadaşımızla birlikte burada adeta insanın beynini tokatlayan derin fikir sohbetleri gerçekleştiriyorduk. Bu küçük odanın içine çok büyük aydınlar, entelektüeller sığdırıp, adını da "Premir Fikir Kulübü" koymuştuk.

Ak Parti'nin,

Yerelde de iktidar olmasıyla birlikte Premir Fikir Kulübü olarak düzenlediğimiz programları Setbaşı'ndaki Şehir Kütüphanesi'nin salonunda yapma kararı aldık. Çok önemli isimlerin davetiyle nitelikli programlar yaptık. Emin olun, o günden bugüne Bursa'da o kalitede az sayıda program yapılabilmiştir. Nitekim, Yusuf Kaplan'ı da, benim önerimle davet edip, sunumunu da yine benim yaptığım bir gecede Şehir Kütüphanesi'nde ağırlamış ve fazlasıyla istifade etmiştik.

İşte, O Yusuf Kaplan,

28 Şubat sürecinde, "demokrasiye balans ayarı" yapılırken yerlerde sürüklenenlerin, okullarından atılanların kurduğu / sığındığı Şehir Üniversitesi'nin Erdoğan imzasıyla kapatılması üzerine, "İstanbul Şehir Üniversitesi kapatılmış. Zaten çok berbat bir eğitim sistemi var ülkede. 40 yıllık bir birikimin siyasî mülahazalara kurban gitmesi kötü. Kurucularının siyasî konumu yanlış olabilir ama ülkenin medeniyet birikimini özümsemiş bir üniversitenin kapatılması vebaldir" şeklinde bir paylaşımda bulundu ama sonra "özür dilerim" diyerek bu paylaşımı sildi.

Tamam da,

Sil sil nereye kadar? Bizden olanların yaptığı her yanlışı silecek miyiz sürekli? Oysa tam da bugünlerde, "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!" diyerek kollarımızı makas gibi açıp haykırmamız gerekmiyor mu? Bunu muhalif olmak, eleştirmek için değil, bizzat Erdoğan'ı sevdiğimiz, bizzat Ak Parti'nin kaybetmesini istemediğimiz için yapmalıyız. Senelerce üzerimizden silinmeyecek kötü bir hatıraların oluşmaması için yapmalıyız.

Aynı itirazları yerelde de yapmalıyız.

Mesela, Yunuseli Havaalanı'nın bir oldubitti ile imara açılmak istenmesi gibi doğrudan şehrin geleceğini ilgilendiren durumunda da yapmalıyız. Yapmalıyız, çünkü Ak Parti hem genelde hem de yerelde güç kullanma kapasitesinin zirvesinde ve bu aşırı özgüven hata üstüne hata yapılmasına neden oluyor. Güç kullanma kısa vadede iktidarın hoşuna gidebilir ancak milletin vicdanı göze batacak kadar bir güç kullanımından aşırı rahatsız olur. Bunun en açık örneği bizatihi Ak Parti'nin kendisi ve kurucu kadroları değil midir?

SON SÖZ:

Eskiden, partinin genel karakterine uymayan bir davranışta bulunanlara, "Ak Parti içindeki AKP'liler" derdik. Gidişat onu gösteriyor ki; artık, Ak Partililer, AKP içinde hızla azalıyor. Korkarım, bundan böyle "AKP içindeki Ak Partililer" demek durumunda kalacağız. Son söz'ün son cümlesine noktayı ilk uyarımızı yineleyerek koyalım. "Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!"