Bursa
Açık
23.1°
Mustafa Gültekin
Mustafa Gültekin

Banyo suyuyla çocuğu da atmayalım!

06 Temmuz 2020 Pazartesi, 23:14

Daron Acemoğlu,

Ulusların Düşüşü, kitabında bazı ulusların zengin bazılarınınsa yoksul olmalarının sebebine dair son popüler kuramın, İngiliz iktisatçı Lionel Robbins'in 1935'te ileri sürdüğü, dünya eşitsizliğinin nedenini, yöneticilerin fakir ülkeleri nasıl zengin hale getireceklerini bilmemesine bağlayan "Cehalet Hipotezi"nden bahseder.

"Cehalet Hipotezi"

Yoksul ülkelerin çok sayıda piyasa başarısızlığı olduğu için, ayrıca iktisatçı ve siyasetçilerin bu başarısızlıklardan nasıl kurtulacaklarını bilmedikleri ve geçmişte yanlış bir tavsiye izledikleri için yoksul kaldıklarını öner sürer. Zengin ülkeler zengindir çünkü daha iyi politikalar üretmiş ve bu başarısızlıkların üstesinden gelmişlerdir.

Tam da burada,

Almanların, "Banyo suyuyla birlikte çocuğu da atmak" atasözü geldi aklıma. Robbins'in, kuramına ek olarak, yoksul ülkelerin durumu, "çocuğu tutup pis suyu atacaklarına, tam tersini yaparak çocuğu atıp geriye sadece pis suyu bıraktılar" şeklinde de açıklanabilir herhalde.

Türkiye olarak,

Sanırım en son banyo suyu yerine çocuğu attığımız olay İstanbul Şehir Üniversitesi'nin sudan sebeplerle kapatılması oldu. Oysa ülkemizin zenginleşmesi için Şehir ve benzeri bilim yuvalarının kapatılması değil açılması, açık tutulması gerekirdi.

Neden mi?

Bütün dünyayı etkisi altına alan Covid krizi en çok ABD'de hissediliyor. ABD'de rekor işsizlik oranı ekonomide ciddi küçülme getirdi. Ek olarak yükselen ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve yaklaşmakta olan başkanlık seçimleriyle ülke tam bir kaos ortamına sürükleniyor. Bu belirsiz ortam aralarında çok sayıda Türk'ün de bulunduğu iyi eğitimli göçmenlerin ülkeyi terk etmesi anlamına geliyor. ABD'de bu konuda çok kapsamlı raporlar hazırlanıyor. Tersine göçün hızlandığına işaret eden raporlar ABD için tehlike çanlarının çaldığını söylüyor.

Nasıl çalmasın,

ABD nüfusunun, sadece yüzde 12'si göçmen fakat Silikon Vadisi ve dev teknoloji şirketlerindeki işgücünün ise yüzde 52'sini oluşturuyorlar. Google, Yahoo, eBay, Intel gibi birçok devin kurucu ortaklarının da göçmen olduğu düşünülürse tersine göçün nasıl büyük bir sorun oluşturacağını varın siz düşünün artık.

Şimdi burada bir virgül koyup,

Konunun ikinci ayağına değinmek istiyorum. Çin, ülkede ortaya çıkan (kimine göre çıkartılan) Covid krizini beklenenden daha az hasarla atlatmış gibi görünebilir fakat virüse sebep olarak görülen Çin'e dünyanın nefretle bakışının etkisi virüsün etkisinden daha fazla ve derin olacağı aşikar. Sadece virüs değil elbette, Çin'in her alanda kopyacı taktiği, bilgi çalma alışkanlığı, fikri haklara saygısızlığı ve kişisel bilgilerin güvenliği gibi çok önemli konularda karnesi zaten zayıf. Çin'e duyulan güvensizlik dünyanın gündeminde ve artık burayla iş yapmak ciddi riskler barındırıyor.

Bu konuda ilk hamle Hindistan'tan geldi. Hindistan, 20'den fazla Çin kökenli bilgisayar uygulamasını yasakladı. Ayrıca, Çin-Hindistan sınırında bir çatışmanın an meselesi olduğu da biliniyor. Diğer taraftan iki ABD uçak gemisinin Çin denizine doğru hareket ettiği ise başka önemli bir ayrıntı. Bu, belki de yaklaşan ABD seçimlerinde Başkan Trump için bir seçim kozu olacak. Peki, böylesine güvensiz bir ortamda Çin'den çıkan sermaye nereye gidecek, nereye park edecek? İşte bizi ilgilendiren nokta tam da burası ki; eğer doğru adımları zamanında atabilirsek, Doğu'ya en yakın Avrupa ülkesi olarak Türkiye her bakımdan en avantajlı ülke olacaktır.

Şimdi gelelim,

Konunun üçüncü, yani, bizi en fazla ilgilendiren ayağına... Covid krizi dünyada bütün dengeleri, hesapları altüst ederken bizim ülkemiz için ise tek kelimeyle yeni ve muazzam fırsat kapıları açıyor. Tek yapmamız gereken şey ülkemizi zenginleştirmek için gerekli doğru politikaları hayata geçirmek. Yani, banyo suyuyla birlikte çocuğu da atmamak. Pis suyu atıp, çocuğu tutmayı başardığımız zaman Türkiye'nin adeta yıldızlaşacağı çok net görünüyor. ABD'deki iç huzursuzluğun tetiklediği tersine göçle Türk mühendisler ve bilim insanları artık Türkiye adına proje yapmaya hazırlar. Yapılması gereken şey, bilim ve teknoloji üretiminde ihtiyaç duyacakları ekosistemi oluşturmak. ABD'den dönecek nitelikli bilim insanlarımız ile Çin'den çıkan sermayeyi Türkiye'nin kalbinde buluşturmak.

SON SÖZ:

Bu kalplerden bir tanesi de şüphesiz Bursa olmalı. Başta Büyükşehir Belediyesi olmak üzere, üniversiteler, ilçe belediyeleri, siyasi partiler, milletvekilleri, STK'lar ve sanayi odasıyla birlikte Bursa'nın bu vizyona hazırlanması gerekiyor. Fakat gerek Bursa gündemine gerekse ülke gündemine bakınca bu fırsatların bizi teğet geçeceği vehmine kapılıyor ve yine büyük bir geleceği ıskalamaktan korkuyorum. Bunun olmaması için, "ama"sız, "fakat"sız, "lakin"siz ehliyet ve liyakat temelinde yükselen devlet yönetimiyle, özgürlükler, hukukun üstünlüğü, rekabet ve fikre saygı, Ar-Ge ve inovasyona önem verilmesi, mülkiyet hakkına saygı, güçlü dış politika ve en önemlisi ayrıştırıcı, dışlayıcı olmayan bir siyasi dili inşa etmemiz gerekiyor. Ne dersiniz, umutlanalım mı?