Bursa
Açık
22.8°
Murat Karasalihoğlu
Murat Karasalihoğlu
paphlagonia@gmail.com

Selçuklu'nun ölmediği şehir Bitlis

05 Ocak 2018 Cuma, 15:35

Türk medeniyetinin Anadolu'da ilk filizlendiği dönem olan Selçukluların, bir nevi yaşayan şehirlerinden olan Bitlis aslında o büyük medeniyetin hala yaşayan anıtı şeklinde. Camisi, medresesi, köprüsü ve aslında öbür dünyaya ait edebi istirahatgatı olan kümbet ve mezar taşlarıyla Selçuklu'nun ölmeyen mekânı bir şehir burası.

Öte yandan Doğu Anadolu'nun zorlu coğrafyasında doğanın sıra dışı güzellikleri bir arada sunduğu bir yer. Anadolu'nun az sayıdaki volkanik dağlarından Nemrut ve üzerinde dünyadaki örnekleri arasında öne çıkan krater gölü ve Van Gölü'nün varlığı Bitlis'in göz kamaştıran özelliklerinden.

İsim kaynağı olarak Makedonyalı Büyük İskender'e kadar inen efsanelerin eşliğinde Bitlis'in bilinen tarihi Neolitik Çağa kadar inmekte. Doğu Anadolu'da Van Gölü'nün kıyısındaki bu kent, konumu nedeniyle Anadolu kıstağı ile hem Avrasya'ya hem de Mezopotamya arasında önemli bir noktada yer alır. İlin volkanik dağları olan Süphan ve Nemrut Dağları'ndaki volkanik cam olan obsidyen kaynakları ilin erken tarihindeki önemine işarettir. MÖ. I. Bin sırlarında Urartu Devletinin sınırları içerisinde yer alan Bitlis, daha sonra Asur, Med, Pers, Hellenistik ve Roma hâkimiyetleri içine girer.

Şehrin ismi Büyük İskender'in il merkezindeki kaleyi yaptırdığı komutanı Bedlis'ten geldiği ileri sürülen efsanesiyle Bitlis, Bizans'ın ardından Anadolu'daki Türklerle ilk tanışan topraklar olmuş. Tabii ki bu tanışma aslında ilin günümüzdeki karakterini de şekillendiren en önemli dönüm noktası da olmuş. 13. yüzyılda Eyyübiler, sonrasında Harzemşahlılar ve Moğolların işgalini yaşayan Bitlis, 1514 yılındaki Çaldıran Savaşıyla Osmanlı egemenliğine girmiş.

İlin toprakları tarihindeki en büyük yıkımlardan birini ise I. Dünya savaşı sırasında Rus ordularının işgalinde yaşamış. 1915 yılının Temmuz ayında orduların Bitlis'i işgal etmek için harekete geçmesiyle Bitlis halkı büyük bir göçe başlamış, Türk güçlerinin başarılı savunmalarıyla işgal süreci ertelenmiş. Ancak 1916 yılı Şubat'ın da tüm direnişe karşın Rus orduları Bitlis'e girmişler. Bu işgal karşısında ilde ikinci büyük göç dalgası olmuş, bu göçlerde toplu ölümler gerçekleşmiştir.

Bu işgal ve ardından gelen yıkım, ilde anlatılan hikayelere bakarak, "Bitlis'te Beş Minare" adlı o herkesçe bilinen türkünün bile doğumunu sağlamıştır.

Bitlis, Mustafa Kemal Atatürk'ün kumanda ettiği güçlerin karşı saldırılarıyla 8 Ağustos 1916'da yeniden özgürlüğüne kavuşmuştur.

Ahlat, Tatvan ve Sapgör gibi turizm merkezlerine sahip Bitlis'in doğal güzellikleri de göz kamaştırıcı nitelikte. Bu güzelliklerin başında volkanik Nemrut Dağı'nın ve Ahlat'taki Süphan Dağı'nın oluşturduğu Van ve Nemrut Gölleri gelmekte elbette. Ülkemizin en büyük gölü olan Van Gölü'ne genişçe kıyısı olan Bitlis, yaz aylarında bu gölün sahillerini deniz turizmi açısından değerlendirmekte.

Bir diğer önemli göl olan Nemrut Krater Gölü de, yine Van Gölü gibi ülkemizin en büyük krater gölü unvanına sahip. Kraterde biri soğuk diğeri de sıcak olmak üzere iki adet göl vardır. Soğuk Göl 13 kilometrekare bir alanı kaplamakta ve derinliği 155 metredir. Sıcak Göl'ün (Ilı Göl) suyu 60 santigrat dereceye varabilmektedir. Üç kilometrekare alana sahiptir ve en derin noktası 100 metre civarındadır. İki göl arasında su bağlantıları bulunmaktadır.

Bu gölün bulunduğu Nemrut Dağı'nın yüksekliği ise 2935 metredir. Tatvan ilçesi sınırlarındaki bu dağda yer alan krater gölü aynı zamanda dünyanın da ikinci büyük krater gölüne sahiptir. Aynı zamanda bu alan Van Gölü'yle birlikte ilin önemli kuş gözetleme alanı içinde de kalır.

Bitlis'in yer aldığı bölge hala aktif tektonik hareketlere sahip olması ve fayların canlı olmasından dolayı da birçok kaplıcaya sahiptir. Bu kaplıcaların çoğunda tesisleşme henüz olmasa da suların yüksek ısısı ve birçok hastalığa iyi gelmelerinden dolayı da ilgi çekmektedirler.

Bitlis, geçmişinde birçok uygarlığın bıraktığı tarihsel kalıntılarla birlikte önemli bir kültür mirasına da sahiptir. Bitlis merkezindeki Urartu Dönemine kadar inen kalesi, Ahlat ilçesindeki mezarlıklar ve bu mezarlardaki kümbet yapıları bu önemli mirasın nirengi noktalarıdır. Ve bu özelliklerden dolayı geçtiğimiz yıl UNESCO'nun dünya kültür mirası listesinde Ahlat şehri geçici liste içerisine alınmıştır.

Bitlis merkezine 60 km. uzaklıkta bulunan Ahlat'ta, 13. yüzyıldan kalma 14 kümbet mezar, 2 kale, Selçuklu döneminden kalma 5, Osmanlı Döneminden bir, MÖ. 2. bine kadar geri giden 4 ayrı mezarlık daha bulunmakta.

Kümbetlerden özellikle, Çifte Kümbet, Emir Bayındır Kümbeti, Emir Ali, Usta Şagirt kümbetleri çok önemlidir. Kümbetlerin yanı sıra üzeri kitabeli ve kitabesi mezar taşlarından oluşan Selçuklu mezarlığının görkemi bu ilde Selçuklu'nun sonsuza uzanan hikâyesini anlatır şekildedir.

İl merkezindeki kalenin dışında Van Gölü kıyısı boyunca uzanan sahil kaleleri Adilcevaz, Tatvan ve Ahlat kaleleri de ilin önemli tarihsel kalıntılarıdır. Yine ildeki birçok türbenin yanı sıra, ilk Türklerin izlerini taşıyan İhlasiye Medresesi, Şerifiye Camisi, Ahlat'taki müze ve Neolitik Döneme kadar inen varlıklarıyla hala birçoğu ev olarak kullanılan mağara evler, köprü ve kervansaraylar da mutlaka görülmesi gerekenler arasında yer alır.

Bitlis'in sosyal yaşamındaki detaylar da ilin hala otantik ve geçmişten bugününe getirdiği kültürel izleri taşır. Bunların başında Ahlat'ta üretilen bastonlar ve kök boyalı kilimler gelir. Yemek kültürü açısından da ilin büryan kebabı ülke çapında bir üne sahipken, bu kebabın damlayan yağlarından yapılan Bitlis'e özgü Avşor çorbası ya da yemeği de olabildiğince özeldir.

Bitlis, Van Gölü kıyısında hem medeniyetleri hem de kültürleri buluşturan ve buluşturduğu kadar geçmişi bugüne taşıyan bir kent. O buluşmalarda yüce dağların yarlarına ve Van Gölü'nün kıyılarına bulaşan ve rüzgarların söylediği nice aşk efsanesi de var ki, doğunun yanık tenli türküleri kadar sıcak ve derinler...