Bursa
Açık
21.4°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Yüzyıl geçse de unutulmamalı!

02 Mart 2020 Pazartesi, 23:34

Mehmetçik Suriye topraklarında şehit düşüyor. Acısı tarifsiz bir duygu içindeyiz. Buna karşın belleğimiz her kötülüğü olduğu gibi, Osmanlı'nın son dönemindeki kayıpları da zaman içinde unutuyor.

İşte size örnek... Türküsü yakılan Yemen ve şehitlerimiz. Dizelerde ne de acıklı, ne de gerçekçi anlatılır. Dinleyen bir kez daha dinler bu türküyü... Ailesinde bir Yemen şehidi de bulunur eskilerin... Ben de onlardan biri sayılırım. Anneannem, amcasının Yemen'de şehit düşmesini "gitmiş ve bir daha gelmemiş" diye ifade ederdi. Bir diğer amcası için de "bedel verilmiş asker olmamış" ifadesini kullanırdı. Bu dinlediklerim neyi hatırlatır bana ve sizlere?

Günümüzde, yine yaban ellerde şehit olanlar ve bedelli askerlik sisteminin bulunuşu. Amacım, askerliğini bedelli ve kısa yapanları suçlamak değil zaten... Ben de kısa dönem yaptım. Şehitlik ve bedel ödemenin Osmanlı döneminden kalan kavramlar olduğuna dikkat çektim sadece...

25 Haziran 1920 ... Malborought gemisinde askerler Mudanya'ya inmek için beklerken...

Ne demiş eskiler, "hafıza-i beşer nisyan ile maluldür." Yani insan hafızası unutmaya mahkûmdur. Yaşam ancak böyle sürebilir kabilinden...

Oysa yaşadıklarımız geçmişteki olayların bir tekrarı değil mi?

İşte konuyu buraya getirmeye çalışıyorum. Yüz yıl önce takvimler 8 Ağustos 1920'yi gösteriyor. İngiltere destekli Yunan Ordusu Mudanya'dan Bursa'ya geliyor ve işgal başlıyor. Üstelik Bursa halkından olan yerli Rumlar da çete kurarak işgalcilere katılıyor.

Böylece Bursa halkı tam bir kıskaca alınıyor. Bu arada Yunan Kralı'nın oğlu ve komutanlardan biri olan Sofokles, Osman ve Orhangazi'nin birlikte yattığı türbeye giriyor. "Kalk Osman, halkını kurtar, bak senin başkentini işgal ettik" ifadesini kullanıyor.

Tarihçilerden öğrendiklerimiz böyle. Bir de yine anneannemden dinlediklerim var. Hemen her evde ne olup bittiğini, kim varlıklı kim değil saptayabildikleri için Rum çetecilerden halkın çok çektiğini anlatırdı. Neyse uzatmayalım... Bursa'nın işgali, 23 Nisan'da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde de üzüntü yaratıyor. Vekillerden biri önerge vererek, konuşmacıların kullandığı Meclis kürsüsüne siyah örtü örtülmesini istiyor. Önerge kabul ediliyor. O siyah örtü, o günkü deyimle "puşide-i siyah" 9 Eylül 1922 günü İzmir'in kurtuluşu ile birlikte kürsüden kaldırılıyor. Çünkü savaşı TBMM Ordusu resmen ve fiilen kazanmış oluyor.


İçinde bulunduğumuz 2020 yılı işgalin yüzüncü yılı... 2 yıl 2 ay 2 gün işgal altında kalan Bursa ve Bursalı'nın o süre içinde neler çektiğini tarihçiler ve o günleri yaşayanları dinleyenler biliyor, o kadar... Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Merinos Fabrikası'nı Bursa'ya kurarak ve temel atma ile açılış süresini 2 yıl 2 ay 2 gün biçiminde oluşturarak, bir anlamda bu kadim şehri ödüllendiriyor.


Öykü böyle... Amacım bunu hatırlatarak, işgalden kurtuluşa kadar geçen bu iki yıllık sürenin yüzüncü yılını idrak ederken, neler yapılabilir sorusuna cevap bulmaktı.

Şimdi bu iki yıllık dönemde, Atatürk Devrimleri, Bursa'nın o dönemde yaşadıkları, paneller, sempozyumlar ve sergiler yaparak, özellikle yeni kuşak ve tüm Bursalılara, bir anlamda da Türkiye'ye anlatılamaz mı?

Niyetim iyi, ama umudum biraz zayıf. Belki de bu konuda ön yargılıyım. İçinde bulunduğumuz dönemde, toplumun önemli bir bölümü sadece yaşayabilme, varlığın sürdürebilme derdinde... Önemli bir bölümü de geçmişle hiç bağ kurmadan geleceğini oluşturma peşinde. Ama sivil toplum, yerel yönetimler, duyarlı vatandaş bir şeyler yapabilse ortaya nasıl bir tablo çıkabilir dersiniz?

Sadece konuyu zamanı geçmeden ortaya koymak istedim.

... Ve nimetlerinden yararlandığımız, huzur içinde yaşadığımız bu kent ve atalarımız bu tür etkinlikleri bence hak ediyor.