Bursa
Çok Bulutlu
24.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Yoğun bakımda mıyız?

04 Ağustos 2020 Salı, 18:09

Nereye baksak, yönümüzü nereye çevirsek salgın endişesi ve buna dair haberlerden kurtulamıyoruz. Bu da çok doğal. Çünkü insanın en önemli işlevi, başarı ya da başarısızlığı yaşamını sürdürmek üzerinden değerlenir.

Sağlık Bakanı, çaresiz yüz ifadesi ile açıklama yaptığı son toplantısında, "yoğun bakım" ünitelerinin doluluğu üzerine bilgi veriyordu. Bir soru üzerine sakin bir tonla "hayır yerimiz var, doluluk odanı yüzde 67" deyiverdi.

Oysa, salgın hastanelerindeki yoğun bakım servislerinin üçte biri boş bırakılıyor, bunu daha önce de duymuştuk. Bakan, neye göre yanıt verdi anlamak zor. Ama speküle edilecek bir yanıt son verdiği...

Galiba beyinler de yoğun bakımlık oldu.

Gündemde ilk sırayı Covid 19 aldığı için buradan başladım yoğun bakımlık yanlarımıza... Ekranda duyduğum bir iddia ve ardından gelen soru da kafamı iyice karıştırdı. Yorumculardan biri, günlük test sayıları ve azlığı üzerine konuşulurken "bu sayılara, 43 bin kişilik mevcudu ile Saray'da üç günde bir yapılan Covid 19 testleri dahil mi?" diye ortaya konuştu.

Devreleri yakacak bir cümle!

Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve 43 bin kişi... Üç günde bir dendiğine göre her gün 15 bin kişiye yapılan hayati testler... Yanı sıra test bu denli önemliyse neden halkın önemli bir bölümüne, en azından kişilerle çok teması olan işlerde çalışanlara da yapılmıyor? İşte size yoğun bakımlık olmak için bir soru ve bir neden? Oradakilerinki can da bizimki nedir? Bu da benim masum bir sorum...

"Duy da inanma" derler ya, acaba öyle yaparak yoğun bakımlık olmasak mı?

Aylık enflasyon nerede, döviz ve altın nerede?

Cahilliğime verin, ben bu değerlerin birbirine bağlı olduğunu sanıyordum, galiba değilmiş. Geçen ay enflasyon artış oranı yüzde 1 bile olmamış, yıllık da 11 virgül bilmem kaç... İçim ferahladı sandım ama baktım gram altın 443 lira.

Aslında, neredeyse her alanda yoğun bakımlık bir durumdayız.

İşte size, ülke olarak en fazla canımızı acıtan yoğun bakımlık yönümüz, yani enflasyon canavarının dişleri...

İşsizlik, sürekli artan kredi kartı borçları, buna karşın sizi devamlı rahatsız eden iyi yaşama dürtüsü de yoğun bakıma gönderecek unsurlardan...

Biraz da ülke gündemi ile ilgiliyseniz vay halinize! İşte örnek bir dış haber... Bir ABD şirketi, Suriye'nin doğusunda konuşlu ve emperyalist devletler korumalı PYD ile petrol anlaşması yapmış, ülkemiz de bundan rahatsızlık duyduğunu belirtmiş.

Bu nedir, hani sınırlarımızın dibinde bir PKK devletine izin verilmeyecekti. Suriye'nin toprak bütünlüğü de katkımız olmasa da sağlanması gerektiği söyleniyordu. Birkaç hafta önce Suriye'de seçim de yapılmış, Beşar Esad yüksek oranla seçimi kazanmış. İki de göstermelik aday varmış karşısında ve bu ilk kez oluyormuş. Seçim olduysa Suriye diye bir ülke hâlâ var demektir. O zaman bu ülkenin doğusuna kim hakim ve nasıl anlaşma yapabiliyor?

En iyisi bunlarla ilgilenmemek ve yoğun bakımlık olmamak sanırım!

İstanbul Sözleşmesi tartışmaları ve kadın cinayetlerine bir girerseniz canınız yanar, bırakın yoğun bakımı, Bakan'ın yeni tabiriyle "ağır hasta" olursunuz. Eğer niyetiniz buysa devam edin bu konunun üzerine gitmeye. Üstelik daha başka yönüyle ele alın konuyu... Örneğin, bu kadar silah herkesin belinde, bu kadar pompalı tüfek de elinde nasıl oluyor? Bunları yasal olarak edinmek bu kadar kolay mı? Bakkaldan mı, marketten mi, yoksa elektronik yoldan mı satın alınıyor? Biraz daha düşünürsem tansiyonum yükselecek. Ama direncim yerinde, devam etmek istiyorum... Siz hiç bu silahlanma yarışının konu edildiğini, önlem için kafa yorulduğunu, bu konunun Bekçi Yasası kadar gündeme geldiğini gördünüz mü? Ben atladıysam, önce tansiyon ilacımı alır, sonra da sizden özür dilerim!

Benden bu kadar, biraz daha anlatırsam, hepimiz yoğun bakıma gideriz ve kontenjan doluverir...Neme lazım, en azından bu sıkıntıya biz sebep olmayalım, içelim çayımızı, açalım televizyonumuzu, seçelim kanalımızı ve bizi rahatsız etmeyecek haber ve yorumları izleyerek sağlığımızı koruyalım.

Olmaz mı?..