Bursa
Açık
21.4°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Yıl 2020 ve bir 19 Mayıs günü...

18 Mayıs 2020 Pazartesi, 20:03

19 Mayıs kutlamamı ve Kadir Gecesi'ne saygımı dün belirtmiştim.

Şimdi, 101. yılında, Gazi tarafından 19 Mayıs'ın atfedildiği dünün ve günümüzün gençliğinden söz edeceğim.

Bizden önceki iki kuşaktan daha eski olanı, Atatürk'ü görebilmek, ona ve döneme dair şiirleri ezberleyebilmenin heyecanı içindeydi sanırım. Yirmili yıllarda doğan anne ve babalarımızdan söz ediyorum. Cumhuriyet'in kurucusuna karşı saygıları hiç bitmedi. Bizim bir öncemizdekiler, İkinci Dünya ve Kore savaşları, NATO ile Vietnam çıkmazları arasında biraz da kafaları karışık bir dönemi yaşadı. Kapitalizm ve otoriter rejimlerin ağır baskıları arasında, halk kahramanları, Güney Amerikalı idoller de etkindi onların düşüncelerine... O dönem gençliğinin bir bölümü de bunların hiçbirine ilgi duymayarak, yeni bir yaşam biçiminin ardından koşuyordu.

Bizim kuşak mı? Komünizm karşıtları ile 68 kuşağının arasında, safımızı arayıp durduk ve bol miktarda siyasilerin hamasetleri ile beslendik! Bu arada bir üçüncü grup vardı suya sabuna dokunmadan o dönemi geçerek günümüze geldiler ve artık yönetimdeler!

Sonuç; 19 Mayıs'ın gerçekte ne ifade ettiğini, özgürlük arayan dünya halkları için nasıl bir örnek olduğunu içselleştiremeden, şöyle bir üzerinden geçerek yaşadık bir dönemi... Zaten ihtilal ve girişimler de pek fırsat vermedi düşünmeye...

Bunlar bende oluşan kanaatler... Katılmayan olacaktır haklı olarak.

En masum olanını anlatayım. Ulu Önder'in yaptıkları, Türkiye'nin geldiği noktayı doğal olarak ıskalamadan, sadece 19 Mayıs'ın bizim için ne ifade ettiğinden söz edeyim. Yılda birkaç kez, Atatürk Stadyumu'nun bahara doğru hafif kelleşmiş ve biraz da sararmış çimleri üzerinde önce prova, sonra da gösteri yaparken futbolcu olma hayali kurmak, beden eğitimi dersinden tam not almak falan... Yeteneği olanlar içinse, başarabilirlerse kız arkadaş edinmek.

Sakın itiraz etmeyin ve anımsayın o günleri...

Oysa, hayal bile edemeyeceğimiz bir dönüşümün gerçekleşmesinin ardından, kimlere sorumluluk vermiş Atatürk, şimdi daha iyi anlıyoruz. Bu olumsuz değerlendirmenin nedenlerine gelince... Önce gençliğin verdiği dağınıklık. Sonra da; düşüncede başlayan, halkın inandırılması ile biçimlenen ve çok önemli bir savaşın ardından soluklanmadan devreye sokulan, inanılmaz ve her alanda görülen devrimlerin yeterince bize geçirilememesi. Bu sonuçta, okul eğitiminin yetersiz kalışı ile payının büyüklüğünü sayabilirim.

Bizler yaşadıkça, yaş aldıkça ve şimdiki gibi kötü örnekleri gördükçe, sindire sindire ne yapıldığını öğrendik ya da öğrenmeye devam ediyoruz.

Asıl konu, şimdiden sonra, yeni kuşakların "o dönemler geride kaldı" gibi bağnaz bir düşünceye kapılmadan, ülkeyi nerelere taşıyacağında...

Cümleleri uzattım farkındayım. Heyecan ve endişem var çünkü.

DÖRT GENÇTEN BİRİ İŞSİZ

Üretim ve istihdamdaki daralmanın nedeni, sadece içinde bulunduğumuz salgın değil, yılların birikiminin dışa vuruşu adeta... Örnek de bol miktarda ve ekranda. İstanbul Bakırköy'de bir kadın bir erkek bir de çocuk, şarkı sözü gibi oldu ama öyle, birlikte akşam vakti caddede yürüyor. Kadın bağırıyor, "artık yemek alınır, artıklarınızı verin..."

Bunun üzerine binbir türlü yorum yapılır. Önemli değil. Bu aile ülkemizdeki zorunlu konuklarımızdan da olabilir. Kendilerini acındırmak için de yapabilirler, olsun. Varlıklı bir semti seçerek ince hesap yapmış olabilirler, olsun. "Açız, artık yemeklerinizi verin" diye kim kolay kolay bağırabilir? Canlısını birkaç gün önce biz de yaşadık evde... Aynı saatlerdeydi, yabancı uyruklu sandığımız bir erkek, kucağında küçük bir kız yine "açım" diyordu. Gerekeni yapacağız ama, dördüncü kattan aşağıya inmek o anda zor... Kendimizi koruyoruz ya... Yine de sorunu çözerek, kim olduğuna bakmadan gerekeni camdan sarkarak yaptık. Bunlar küçük örnekler ama çok düşündürücü ve yürek yakıcı.

Daha çarpıcı olanını da anlatayım. Bir hemşire kızımız, maskeli olduğu için rahatça konuşuyor ekranda... Biraz da mizahi akıl örneği vererek..."Bizim için hakkınız ödenmez diyordunuz, haklısınız, zaten ödenmiyor. Ek ödemelerimiz ya verilmiyor ya da çok cüzi olarak hesaplanıyor" diye haykırıyordu, yoğun bakım koridorunda... Günümüzde herkesin gözleri dolu dolu izlediği ve alkışladığı gençlerimiz bunlar...

İşte somut veriler. 2020 yılı Nisan ayı işsizlik rakamları...Toplam işsizlik içinde "genç işsizliğinin oranı" yüzde 24.5... Yani işsizlerin dörtte biri gençlerden oluşuyor. Üniversiteli işsizler de 15 yılda 10 kat artmış. Nedenini az çok bulursunuz! Genç işsizler içindeki oranları da yine yüzde 25.6. Yani, işsiz dört gençten biri üniversite mezunu.

Sonuç; Cumhuriyet'in ilk yıllarında olduğu gibi, devlet desteğini direkt alan ve bir kısmı yurt dışında eğitime yollanan, sonraki yıllarda sosyal devlet olma yolunda; sağlık, eğitim ve güvenlikte devletçi politika izleyen ülkenin gençleri olarak, bu hizmetlere parasız ulaşan ve okuyan gençlerin şimdi küçük bir bölümü işlerindeki son dönemlerini yaşıyor, çoğunluğu da emekli.

Geleceği oluşturma ve ülkesini bir yerlere taşıma konumundakiler ise, okulu bitse bile önce iş derdinde ve yalnız.

Gel de onlara, bu dertler arasında 19 Mayıs ile başlayan ve 29 Ekim ile sonuçlanan, giderek kendini geliştiren bir devletin kuruluşunda vücut bulan mucizeden söz et, ya da inandır!