Bursa
Açık
31.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Yeraltı ekonomisi!

03 Temmuz 2020 Cuma, 20:04

Pek de sevilen bir kelime değildir yeraltı...Genelde mecazi anlamda kullanılır. Yeraltı örgütleri gibi...Aslında ekonomik değeri de ifade eder ve yeraltı zenginliklerinden söz edilir sürekli...Madenler, antik kalıntılar ve bitmeyen umut, defineler gibi!..

Önümde iki örnek var. Birbirinden farklı görünse de, yer altı kelimesinin mecazi anlamını ifade edecek iki eylem. Birincisi, herhalde kanmam için, bir define avcısı tarafından bana gönderilen bir ileti...Diğeri de, Bursa'yı sarsan sel felaketinin nedenleri üzerine yapılan bir araştırma ve bunun içinde belirtilen dağda yapılmış hesapsız bir yeraltı kazısı. Buna, kamu aracılığı süsü ile yapılan bir fırsatçılığı ekleyin, işte size yeraltı ekonomisinin tipik bir örneği...

Osmanlı tuğralı sarı paralar !

Tanımadığım bir numaradan bir mesaj...İçeriğine bakmadan, herhalde yanlışlıkla atılmış diyecektim ama dikkatimi çekti okudum. Aynen şöyle...

"Selam abi ben mehmet manisa yayla koyune teyzemleri ziyarete geldim ağzından bana hayırlı bir olay kacırdı bunların hayvanlarını koyduğu eski dam göçük yapıyo yeniden düzelteyim derken kapının eşiğinden sarı sarı arapça yazılı osmanli tugrali altın paralara denk geliyolar bunları değerlendirip yardımcı olma ihtimalin varsa ara."

Noktasına virgülüne hiç dokunmadan aynen yazdım. Gerçi, virgül, nokta ve büyük harf falan kullanılmamış, yani sanat yapılmış iletide ... İlk anda ben de gerekli mercilere bildireyim diye düşündüm ama işletildiğini anlar, numarayı da bir daha bulamayız diye vazgeçtim.

Bu olayı nasıl değerlendirelim. En kolayı, bu sahtekârları bulup yakalatalım olacak. Ama bir de bunun arka yüzü var. Buna inanıp, kolay para hırsı olan ve defineciliğe yatkın şahısları nereye koyacağız? Para hırsı dışında bir şey düşünmeyen, bu örnektekine benzer, yeraltı zenginliklerine ulaşacağız diye antik alanları talan eden, toprağı delik deşik eden sözüm ona masumları(!) ne yapacağız? Bunların örneklerine, yüzlercesine rastlanmıyor mu?

2006 yılında Cumhuriyet Kervanı adı altında, Uludağ Üniversitesi hocaları ile, bir grup araştırmacı ve gazeteci grubu ile Uludağ ve güneyini iki gün gezdik. Arkeoloji Bölümü'ne yeni gelmiş olan Prof,Dr. Mustafa Şahin, bazı yerlerde, c bir aparatla saptamalar yaparken, karşımıza hep eşilmiş toprak yığınları çıkıyordu. Bize kılavuzluk yapan yöreden bir öğretmen de sürekli "defineciler bizden önce gelmiş" diye hayıflanıyordu.

Bunun dışında; 4-5 yıl önce eşimle birlikte Orhaneli'ne gitmiştik. Daha önce gördüğüm Beyce Kalesi'nin surlarına bir kez daha bakmak istedim. Ama bir türlü bulamıyoruz... Sonra, bir kalıntı gözümüze çarptı ve yanına gittik. Bir maden işletmesinin kazı sahası içinde kalmış küçük bir sur parçası... Bekçi geldi ve ondan izin istedik fotoğraflamak için... Başlangıçta tereddüt etti ve sonra da ilginç bir cümle kurdu " yarın işi bırakıyom. Girin çekiverin gari." dedi. Bekçi işi bırakmasa bu isteğimizi yerine getiremeyecektik. Yerin altı derken, üstünü bile koruyamadığımızın resmiydi o günkü...

Henüz, ünlü sporcu eşlerinin karıştığı, tarihi eser aparması (kaçakçılık demeye dilim varmıyor) için bir şeyler söylemek zor... Neyse, sıkıntılı bir dönemde bunları gündeme getirmek ne denli doğru, bunu da değerlendiremedim!

Dudaklı ve Narlıdere dosyaları

Sel felaketi sonrası, bu iki köyümüz için muhalefet partisi vekillerinin, yerel yöneticilerin bazı saptamalar yaptığını ve bir rapor hazırlandığını Ahmet Emin Yılmaz arkadaşımın köşesinde görmüştüm. Sonra da TBMM Genel Kurulu'nda, konuyu ve raporu İYİ Parti Bursa Milletvekili Prof.Dr. İsmail Tatlıoğlu kürsüden dile getirdi. Yörenin sakinlerinden ve AKP Bursa Milletvekili Atilla Ödünç de oturduğu yerden, Tatlıoğlu'na laf attı. Tatlıoğlu önerge vererek bir "araştırma komisyonu" kurulmasını öneriyordu, Ödünç de "Biz oraya üç vekil gittik ve komisyonu kurduk zaten" gibi ironik bir üslup kullandı ve tepki aldı.

Konu bu değildi, siyasi çekişmelere ayıracak fazla sütununuz da yok zaten.

Asıl konu, İYİ Parti raporunda belirtildiği gibi, "hızlı tren güzergahını " açabilmek için yapılan tünel kazısında dere yatağına yol yapılarak, yatak bir başka yöne çevriliyor. Orada da kayaları doğal set yapıyor ve suyu tutuyor. Suyun tazyiki ile kayaların kopması sonucu biriken su hızla akıyor ve sel hızla ovaya ve köylere iniyor. Birileri yol açarken, farkında olmadan felakete de yol açabiliyor. Hesapsız ve kolaycılıkla yapılan bir iş ve sonuçları ortada...

Durun bitmedi... Daha da vahim olanı, evlerini sel basan vatandaşa, kurtarıcı çekicilerle yapılan yardım için, araçların mensup olduğu dernek vasıtasıyla bin küsur liralık faturalar kesilmesi...Nereden baksak, kısa yoldan para kazanmanın tezahürü...Kazdıkça, para ve hırs çıkıyor toprağın altından!