Bursa
Açık
31.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

'Yancı'lar yandı!

29 Mayıs 2020 Cuma, 22:07

Cumhurbaşkanı yeni dönemin yaşam tarzımızı açıkladı önceki akşam...Bazı gevşetmeler, seyahat yasağının kalkması ve ekonomiye hareket getirecek kısıtların bitirilmesi biçiminde...

Gerçeklerle yüzleşmek güzel de, genelde can sıkıcı oluyor. Salgın sonrası ekonomimiz ne hale bürünecek, işsizler ordusu ne yapacak, açlık sofuluğu bozduracak mı türünden çık sayıda soru yanıt bekliyor.

Ben de, hafifçe gülümseyelim, en azından sağlıklı olmanın tadını çıkaralım niyetiyle böyle bir başlıkla girdim konuya...

Kahvehaneler de açılacakmış 1 Haziran'dan itibaren...Ama nargile salonları ve eğlence yerlerine hayır demiş karar vericimiz! Gençliğin yeni takıntısı nargile ile alkollü eğlence mekânları da Cumhurbaşkanı'nın takıntısı sanırım...

Çok da elzem değil zaten...Parası olan ve buralarda harcayacaklar düşünsün!

Benim dikkatimi çeken, adına her ne kadar "kıraathane" dediğimiz ve hiç kıraat edilmeyen ve genellikle çay içilen "kahvehaneler" nasıl çalışacak.

Yeni kurala göre, sanırım kâğıt oyunu var ama, bu seyretmeye meyleden "yancılara" izin yok! Kelime, çok tehlikeli, anlamı babında...

Yancı pek de hoşlanılacak bir sıfat değil.

Her türlüsü var, bir çay için masanın yanına oturan da, biraz varlıklının yanında getir-götür yapanı da, ihaleye girip boş zarf atanı da var bu yancıların...

Dünyanın en büyük on yüklenicisi arasına giren ülkemizdeki "hiper yancılar" konusunda söz söyleyebilmek için insanda padişah kuvveti olması gerek! Zaten o güçte olanlar da gerekeni yapıyor ve söylüyor zaten...

Gelin sosyal deney yapalım, ne dersiniz?

Günlerdir eve kapanmış, düşünen düşünmeyen, sıkılan veya hiç sıkılmayan özellikle biz olgunlara bir tavsiyem olacak. Ama orta yaştakiler de buna kulak verirse çok mutlu olurum.

Bu olağanüstü dönemde neleri gördük, neleri hatırladık, ona bir bakalım önce...

Boş cadde ve sokaklar nedeniyle, evcil olmayan hayvanların özgürce dolaştığını gördük. Bazı orman canlılarının kentlere inerek, yiyecek aradığını gördük.

Başka; güneşli günlerde, özellikle Uludağ üzerindeki yeşilinin gerçek tonunu fark ettik... Bazı günler akşam saatlerinde, nereden çıktığı belli olmayan siyah dumanı görmez olduk. Akdeniz kıyısında yaşayanlar, hiç görmedikleri balık türlerini gözlediler... Van Gölü'nde "inci kefalinin" yüzdüğüne tanık olundu. Sözün özü, doğa kendine geldi ve nefes aldı. Onun sayesinde kulağımız klakson sesini, burnumuz egsoz kokusunu duymayınca az da olsa şaşırdık.

Sonuçta, "böyle bir yaşam da olabilirmiş" dedik.

Bitmedi... Çocukluk ve okul arkadaşlarımızla mesajlaştık, kısıtlamanın kalktığı saatlerde apartman komşumuzu bile gördük! Bu arada başka illerde oturduğu için ilişkimiz kopan akrabamızı aradık. Hem de kolaylıkla... İlk kez içinde bulunduğumuz dijital nimetlerin aracığıyla yaptık bunları. Belki de sadece kelime olarak aklımızda kalan "nezaket" ile yeniden tanıştık.

Şimdi de, sıkıntı içindeki bu güzelliklerin devamı için ne yapalım sorusunu soralım ve yanıtlayalım.

Yıllar önce Belediye Başkanı Erdem Saker, örneklerinden yola çıkarak "Bursaray duraklarına kadar otonuzla gelin, sonra yolculuğa devam edin ve şehir trafiği ile hava kirliliği ortadan kalksın" demişti. Pek aldırış eden olmadı. Bu uyarıyı şu anki alışkanlık ve aldığımız ders ile uygulasak ne olur? Kendisi şu anda da uyguluyor. Saker, bunun için yöntem de önermişti. Kent merkezindeki otoparkların 1 saatlik fiyatını en yüksek seviyeden yapın, sonraki saatlerde fiyat düşsün şeklindeydi bu öneri... Neden; çünkü bunu görenler, kent merkezine otoları ile çıkmayacaktı. Bir önerisi daha vardı; "toplu taşım araçlarına binmek için en az 1,5 kilometre yürüyelim zinde kalalım."

Aklımda bunlar kaldığı için yazdım. Bir de benim önerim olacak... Örneğin Bursaray'da, karşınıza biri oturdu, kibarca bir selamlama ve ardından "günaydın" desek şu günlerdeki sıkıntımızı üzerimizden atabilir miyiz?

Bilmem denemek lazım.

Bir de hafta sonları için sözüm olacak. Nasıl olsa iki, üç gün evde kalarak uygulamayı yaptık. Yaz mevsiminde, her ayın bir pazarını evde oturarak geçirsek, doğaya piknik için gittiğimizde de şimdiki gibi mesafeyi koruyarak, çevreyi temiz tutsak ne olur? Hem biz hem de doğa dinlenmez mi?

Bundan böyle, en azından yaşadığımız mahallede, kim yoksul, kim açlık sınırında yaşıyor, kim yalnız ve çok yaşlı, muhtardan öğrenip, küçük jestlerde bulunsak. Kulağa hoş geliyor değil mi?

Gelin bunların hepsini ya da bir kaçını moda deyimle "sosyal deney" olarak sunalım, böylece gençlerin de ilgisini çekmiş olur. Bunu da salgın sonrası uzun süremeyecek bir dönemde yapalım.

Çünkü, bazı bilim insanların dediği gibi, 99 depremini nasıl hemen unuttuysak, salgını da unutur bu "hafıza-i beşer." Çünkü unutmaya mahkûmdur!