Bursa
Açık
15.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Turşu mu parti mi, hangisi kolay?..

07 Ağustos 2020 Cuma, 17:27

Hava sıcak mı sıcak; corona bizi döndürmüş horona, döviz çıkmış duvara!..

Bu sıkıcı günlerde bir de "parti kurma salgını" yayılmış dağa bayıra...

Öyleyse, yazın sıcağını, siyasetin yakıcılığını bir nebze olsun gidermek gerekmez mi? Elbette... Benim de bu hafif serinliğe katkım olsun istedim.

Şimdi parti kurmanın tam zamanıymış, Davutoğlu söyledi muhalif ekranda...

Bundan ürkmemek gerektiğini de ilave etti sistemin gereği diyerek...

İnce mi dediniz? O da bir hazırlık içinde ama, ne olduğunu bilmek için "ince bir çalışma" gerek. Yalova'da turşu kurmak, İnce için Ankara ofisinde parti kurmaktan daha evladır önerisinde bulunacaktım! Nedenini açacağım biraz bekleyin lütfen. Çünkü sırada Enginyurt var... Sevimli mi sevimli, yaramaz bir çocuk gibi ama, konuştukları taştan da sert. Tek kişilik parti adeta!

Al yanına Enginyurt'u partiye martiye gerek kalmaz...

Bana, sevgili büyüğüm Yalçınbayır'ı anımsattı bir an için...

Koalisyon dönemindeydi sanırım. ANAP Genel Başkan Yardımcısı Kenan Sönmez, bir yayın öncesi bana dönerek, "iyi güzel de doğruyu söylemek, koalisyon üç parti, Ertuğrul Bey de dördüncü parti..." demiş idi.

Neyse dönelim günümüze ve görsel ile işitsel medyaya... Konvansiyoneli dara düşünce, cep telefonu ve diğer mecralar ile radyolar da çok özel konuklarla ana medyalara kafa tutar oldu. Koca koca kanallar buralardan haber devşirmeye başladı. Yaz sıcağında soğuk duş etkisi yapacak politik sözler ve davranışlara da rastlar olduk bu aralar... Başta da söyledim bir parti kurma yarışı da tüm hızıyla sürüyor. Olsun demokratik bir hak deyip geçebiliriz. Aslında sistem böyle istiyor! Böl, parçala, kim iktidar olmak istiyor, kim kazanır belli olmasın mantığı. Aslında bu devirde (menkul değerlere bakınca demek istedim) seçimi kazanıp, iktidar da olabilirsiniz ama "muktedir" olabilir misiniz ? Asıl soru bu galiba... Neyse bunlar büyük işler, bizim gibi sade vatandaşlarıN çenesini yormaktan öte bir işe de yaramaz! Biliyor musunuz kimlere özeniyorum... Döviz yıldırım hızıyla yükseldikçe, yoldan geçen ve elinde cigarası, uzamış sakalıyla dünyaya meydan okuyanlar var ya işte onları kastediyorum. "Döviz yine yükselmiş ne diyorsunuz?" sorusuna "bana ne bundan. Benim dövizle işim olmaz" diyen gruba gıpta ediyorum, bu durumdan hiç kaygı duymadıkları için! Biri demiş ama bilemiyorum şimdi kimdi; "bilirsen üzülürsün" diye yorum yapmış filozofun biri, ya da buna benzer bir cümle kurmuş.

Kusura bakmayın, bugün sıkıcı olmayacak biraz birlikte serinleyecektik.

Hani espri olsun diye "turşu kurmak parti kurmaktan zor" başlığı atmıştım. Sonra da düşündüm benim için gerçekten zor... Salı günü pazara çıktığımda, domates, salatalık, sivri biber üçlüsü ve yanında bir sebzeye en az 50 lira veriyordum geçen haftaya kadar... Bakalım bu hafta ne tutacak. Şimdi gelin de "turşu kurmak daha zor" demeyin de göreyim!

Yan yana gelemeyen liderler dönemi

İzninizle politika turuna devam ederken, geçmişe de gitmek istiyorum. Önce İnce diyeyim... Kendisini iki kez canlı dinleme fırsatım olmuştu. Konuşmasının ardından "kim olursa olsun bu adam ikna eder ve oyu alır" gibi bir izlenim vermişti. Cumhurbaşkanlığı seçiminde de bunu ispatladı. Bir önceki CHP Kurultayındaki çıkışı ve haklı itirazları da bunun öncüsüydü zaten... O malum seçim gecesi, "adam kazandı" mesajı ile de biraz gizemli, biraz da ihtilaflı bitti. Sonra da "Beştepe söylencesi" İnce'nin durumunu daha da kırılgan kıldı. Bir de yerel seçimin CHP ve Millet İttifakı açısından "görkemli" sonucu ile son kurultay geldi çattı. O güne değin bırakın iki farklı parti liderini, aynı parti içindeki iki önder bir araya gelemedi... Nasıl eski günleri anımsamam... Liderlerin bazen dördü beşi bir yuvarlak masa etrafında oturur edebiyle birbirlerine laf çarparlardı. Nerde o günler...

Neyse Muharrem İnce diyordum. Bir önceki kurultayda haklı olabileceği konular varken, parti içindeki destekçisi daha fazlayken, Cumhurbaşkanlığı seçiminin başarısı oluşmuşken, böyle bir girişimi olmadı da şimdi ne oldu? Kılıçdaroğlu 10 yıldan beri ilk kez bu denli kredi bulmuşken karşısına çıkmanın nedeni neydi acaba?..

Neyse, benim sorunum değil, sadece bu girişimi "duvara kafa atmak" olarak niteleyebilirim. Kendi mahallenden umudu kesip, karşı mahalle sınırlarını zorlarken şirin görünmek ve bu mecraların yayın organlarında boy göstermek de moda şimdi... Ekmek buralardan çıkıyor meslektaşlarımıza!..

Nasıl aramam Demirel'i, protestocuları kast ederek, "Yollar yürümekle aşınmaz" veya Özal'a yönelik "GAP'ı gaptırmam" direnişini nasıl unuturum?

Hele, demokrasiye geçiş için emeklenirken, bir açık oturumda Özal'ın "köprüyü satıp, gelir elde edeceğim" projesine karşı, Halkçı Parti Lideri Necdet Calp'ın "sattırmam... sattırmam" deyişi hafızalardan silinir mi? Hele günümüzde geçilmeyen köprülere ödenen astronomik rakamların etkisiyle daha da değer kazanmaz mı bu diyalog? Ne küfür, ne sınırları zorlayan öfke, tolerans ve siyasi nezaket vardı o dönemlerde...

Yayın kuruluşları da parti amblemine göre hareket etmezlerdi zannımca.

Ne yapalım o yıllar geride kaldı, o döneme artık "Eski Türkiye" diyoruz! Gelsin yeni Türkiye, siyasi kavgaları, uzlaşmaz liderleri ve giderek artan yoksulluk senaryoları ile... Onlar "seçim" biz "geçim" diyeceğiz sonsuza kadar.