Bursa
Açık
31.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Suriye'yi bir de tersten okuyalım!

09 Mart 2020 Pazartesi, 23:32

"Burada Suriyeli göremiyorum, herkes yabancı. Suriyeliler yüzde 25 kadar, geri kalanlar Afgan. Biz buraya okumak için geldik. Okumadık, hiçbir şey kazanmadık. 8 yıldır Türkiye'de yaşıyoruz, hiçbir şey yapmadık. Arkadaşlarımız Avrupa'da ve üniversiteden mezun oldu, ama biz hiçbir şey kazanmadık. İngilizce de öğrenmişler, hem yaşamak da kolay."

Bu sözler, Yunanistan sınırında çırılçıplak darp edilen bir Suriyeli gence ait...

Adeta bir Türkiye panoraması çizmiş bizlere... Ülkemizdeki eğitim sistemi ve bunun sonucu olarak istihdam olanakları için bir sayfa açsak bundan daha net, daha çarpıcı cümleler kuramazdık. Üstelik sözlerin sahibi; kadınların sadece tarlada çalışabildiği, kişi başına düşen milli geliri bize göre çok düşük olan bir ülkede doğan, etnik ve mezhepsel çatışmaların tarih boyunca derinden hissedilen bir ortamda büyümüş çaresiz bir genç. Ona karşın Türkiye analizi ile bize adeta ders vermiş. Ülkemizde bu cümleleri bizim gençler kursa acaba toplumda nasıl karşılanır? Soru işte bu zaten... Suriyeli gence bir ilave daha yaparak, Prof. Dr. Mustafa Aydın'ın verdiği rakamları paylaşıyorum. Yunanistan sınırına dayanan ilk büyük grupla ilgili bilgi veren Aydın, "Avrupa düşü ile yola çıkan bu göçmenlerin yüzde 4'ü Suriyeli, yüzde 60 kadarı Afgan ve yüzde 5'i Türk."

İşte işin sırrı burada. Türkler sessiz sedasız Avrupa yollarında. Üstelik bu rakamlar, yasa dışı yoldan kaçmaya çalışanlara ait. Yasal olarak, eğitim amaçlı giden gençler bunun dışında. Belki de hatırlarsınız, Yunanistan sınırında geri çevrilen göçmenlerin arasında Konyalı bir vatandaş da vardı ve Yunan askeri tarafından daha farklı bir muamele görmüştü! Gülüp geçmiştik.

İşin mizahi tarafını bırakıp, ülkemiz için bir değerlendirme yapmamız daha yerinde olmaz mı, ne dersiniz?

Bu kez, 1961 ve sonrasındaki Almanya başta olmak üzere Avrupa yollarına düşen Türkler gibi, ülkeler arası mutabakat da sağlanmış değil.

Deprem, virüs ve bizi acılara boğan şehit cenazeleri arasında, ülke olarak yeterince üzerinde duramadığımız bir dalga geliyor.

Genç işsizliği, emek sömürüsü ve buna rağmen istihdam krizi.

Her defasında tam bunları düşünecekken, ortaya yine "cambaz" çıkıyor ve biz de inşaatta vinç izler gibi "cambaza bakıyor" ve sessizliğe gömülüyoruz.

Oysa, içinde bulunduğu umutsuz yolculuğun acısını yaşarken cesaretle kuruyor cümleleri o Suriyeli genç...

"Türkiye'de millet bize 'askerlerimiz Suriye'de ölüyor, siz ne yapıyorsunuz' diyor. Sanki biz size dedik 'gidin bizim yerimizi kurtarın...' Siz bizi kurtarmaya değil, sınırınızı kurtarmaya gittiniz. Bizi düşünmediniz, kendinizi düşündünüz."

Bu kadarı da fazla! Suriyeli genç bizim dış politika haritamızı da çıkarmış.

Türkiye'de bir gazeteci çıksa dese ki "Türkiye Suriye'de toprak peşinde, sınırları korumak bahane. İnsanlık için çaresiz göçmenlere sahip çıkmanın da mutlaka bir arka planı vardır."

Böyle bir cümle kurulsa acaba ne olur?

İşte bunun için başlıkta "Suriye'yi tersten okuyalım" dedim. Öncelikle içinde bulunduğumuz ekonomik sıkıntı, bunun doğurduğu işsizlik ile deprem korkusu ve virüs tehlikesi ile sinmedik mi? Kendi ülkemizin ve bunun sonucu olarak toplumun her anlamda sıkıntıyı derinden yaşadığını ve çaresizliğin kader haline geldiğini kanıksamadık mı?

Moda deyimle, "öğrenilmiş çaresizliğe" sürüklenmedik mi?

Bu nedenle, Suriyeli gençten bile, sizi bilmem ama ben bii güzel ders aldım.