Bursa
Açık
31.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Sistem... Sistem ve yine sistem

10 Mart 2020 Salı, 23:10

Haber sitelerinde yayınlanan, buna karşı pek de dillendirilmeyen bir gelişme... Gelişmenin içeriği bir yargı kararı. Öznesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan var:

"Ankara 46. Asliye Ceza Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a, 'Al seçim senin olsun iblis' diyen bir kişiye, Türk Ceza Yasası'nın 299. maddesinde düzenlenen 'cumhurbaşkanına hakaret' suçundan değil 125. maddedeki 'hakaret' suçundan ceza verdi. Mahkeme, kararın gerekçesinde ise 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandumdan sonra cumhurbaşkanının tarafsızlığının hukuken ortadan kalktığını vurgulayarak, 'Cumhurbaşkanlığı sıfatıyla yaptığı icraatlarından dolayı değil siyasi bir kişilik, parti başkanı olarak gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle Erdoğan'a yönelik hakaret suçunu işlediğini' kaydetti."

Günlerce tartışılacak bir konu, ama ne var ki henüz gündeme değer bulunmadı!

Nedeni; ideolojinize, gönül verdiğiniz lider veya partilere, o anki ruh halinize, demokrasiden ne anladığınıza bağlı olarak değişebilir!

Neyse, asıl muradım toplumdaki bireylerin farklı değer yargılarını tartışmak değil. Ben sadece bir gelişmeyi ve ülkenin yönetim sistemini mercek altına alan bir yargı kararını gündeme getirerek, bilgilendirme yapmaya çalışıyorum. Şimdi kararın özüne dönelim. Şu anda devletimizin yönetim biçimi "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" olarak adlandırılıyor.

Cumhurbaşkanımız var ve halkın oyuyla seçildi. Buna karşın yönetim sisteminin içinde yer alan "Hükümet" sözcüğü tartışmalı. Çünkü 16 bakandan 12'si halkoyuyla göreve gelmiş değil. Dördü de milletvekilliğinden istifa etmiş politikacılar. Bazı uzmanların tabiriyle, Cumhurbaşkanlığı Sekreterliği görevini üstlenmiş ve alanlarında uzman kabul edilen kişiler. Özetle, seçmene, TBMM'ye karşı herhangi bir sorumlulukları veya yerine vecibeleri yok. Tamam, yönetim sistemimizi açıklamaya çalıştım. Şimdi sıra sayılarını bilemediğimiz "hakaret davalarına" geldi. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a... Aynı zamanda Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan'a... İki şapkası olunca takdim de böyle uzun sürüyor. Cumhurbaşkanı olarak seçilerek ve yeni çalışma arkadaşlarını (bunlara bakan diyoruz) belirledikten sonra, ilk kez yargı tarafından bu iki şapka kamuoyunun önüne konuldu. Hakaret parti genel başkanına mı, yoksa Cumhurbaşkanlığı makamına mı yapıldı? Can alıcı soru böyle. Aramızda konuşurken dillendirsek de bugüne değin, bunu cesaretle gündeme getiren bir hukukçu olmamıştı. Hatta bu konu gündeme geldiğinde bazı arkadaşlar ilginç bir öneride bulunmuştu "Sayın Erdoğan hangi sıfatıyla konuşuyorsa onu belli eden bir sembol olsa, örneğin Cumhurbaşkanı olarak konuşuyorsa kürsüye forsu konulsa da vatandaş, politikacı veya gazeteci ona göre eleştiri getirse fena olmaz mı?" diyenler bile vardı. Yani eleştiri veya ağır eleştiri yapacaksan kime yapacağını bileceksin gibi bir yaklaşım. Şimdi bu konu aydınlanır gibi oldu ama yine de pek umutlu değilim! Oysa Ankara 49. Asliye Ceza Mahkemesi'nin kararı oldukça açık ve doyurucu nitelikte. Yorum gerektirmeyen bir karar. Bakalım bu konudaki gelişmeler neler olacak?

YENİ PARTİLER DE SİSTEM DİYOR

Önceki gün ekranlarda partisini resmen kuran Ali Babacan'ı dinliyorum. Sistem diyor başka bir şey demiyor. "Bir an önce güçlendirilmiş, eskisine benzemeyen, demokratik parlamenter sisteme dönülmeli" mesajını açıkça veriyor. Yargı bağımsızlığına, kuvvetler ayrımına ve bunun eksikliğine dikkat çekiyor. Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu da aşağı yukarı aynı saatlerde konuşarak hem 7 Haziran seçimi sonrası yaşananları dile getiriyor, hem de sistemin değişmesine atıf yapıyor. Zaten CHP, İYİ Parti, HDP ve Saadet Partisi de ilk andan beri sistemden dönülmesini sıkça ifade ediyorlar. Böylece mevcut sistemin karşısında altı tüzel kişilik yani oy potansiyeli olan parti bulunuyor. Diğerleri için de farklı düşüncede olduklarını söylemek güç. Cumhur İttifakı ve destekçileri dışında herkesin görüşü böyle. Yani denendi ve sonuç alınamadı vurgusu çok açık. Hele hele, bu düşüncenin AKP bünyesinden doğan iki parti ve onu doğuran SP'den güçlü biçimde gelişi de seçmeni daha fazla etkileyici bir boyutta...

Sonuç; Suriye, göçmen sorunu, virüs paniği, deprem korkusu ve doların ateşi gibi dertleri savuşturduktan sonra dilerim sıra sistem değişikliğine gelir.