Bursa
Açık
31.7°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Sessizliğin gür sesi ve soylu'ca' bir istifa

13 Nisan 2020 Pazartesi, 18:35

Şaşırdım desem olmuyor, şaşırmadım desem bana şaşıracaklar, nasıl bir yorum yapacağımı gerçekten bilmiyorum!

Sürpriz bir kararla alınan, kural dışı görüntülere, trajikomik bir istifaya neden olan iki günlük karantina (kibarcası böyle) için ilk cümle içinde "bilmiyorum" kelimesini kullandım. Konuyu biraz açayım isterseniz...

Gecenin ortasında, saat 22'de ve karar sahipleri bilinmeyen bir açıklama ile ortalık savaş yerine döndü büyük kentlerde... Çünkü ertesi gün tatil; çalışabilen insanlar ile evdeki yaramaz ihtiyarlar havanın güzel olacağını duydukları için şöyle bir doğaya açılacak, bu sıkıcı günlerin derdini, tasasını dağıtacaktı. Çünkü, zorunlu evde kalma alışkanlığını yitirmiş bir toplumun ferdiyiz. Son askeri darbenin üzerinden 30 yıl, eve kapanarak yapılan son nüfus sayımının üzerinden de 20 yıl gibi bir süre geçmiş. Yıllar su gibi akıp giderken "necip Türk halkı" (bu tamlama ve sıfat çalmadır) tüketim toplumu haline dönüşmüş, günlük zevklerinden, haftalık keyiflerinden ayrı yaşayamaz duruma gelmiş. Böyle bir topluluğa "iki saat sonra eve kapanacak, iki gün sokağa adım atmayacaksınız" dediğinizde işte o ekranda bile görmek istemediğimiz sahneler oluşur. Üretmeden, tüketme alışkanlığı ne "corono" tanır ne de yasak!..

O malum ve film gibi sahnelerin ardından iki sakin, sessiz ve sadece doğanın konuşabildiği gün ve saatler yaşadık.

Cumartesi sabahı camdan baktığımda biraz ürktüm. Uzun süredir böyle bir sessizlik, durgunluk ve onun arasından yükselen kuş seslerini duymamışım. Daha bir dikkatle baktığımda, ovanın ortasında ayrık otu misali yükselen dar cepheli, çok katlı plazalar gözüme çarptı. Neden, nasıl, hangi gerekçe ile kim tarafından, ne zaman planlandı ve hangi merci bunu onayladı gibi saçma sapan sorular kazındı kafama! Herhalde, salgın sonrası işsiz kalacak milyonlarca vatandaşın bir bölümünü kurtarma amaçlı yapılmıştır (!) diye düşündüm, sonra da vazgeçtim. Hani şairin biri demişti ya "hava bedava, su bedava", yaşamın bedavalığı da bunun cabası... Gökyüzüne uzattın mı binayı, kimse arsa bedeli istemiyor bu güzel Bursa ve ülkemizde... Hafif esen gündoğusu ve karayel karışımı beni hayal aleminden gerçeğe taşıyıverdi bir anda... Gelip geçen az sayıdaki araçları sayarak yine gerçeğin peşine düştüm. Akşam saatlerindeki o bunaltıcı tabela aklıma geldi ve "bu gün dilerim daha az insan ölmüştür" biçiminde umutlanarak yine derin bir düşünceye daldım. Bir de baktım benim için sıradan, ortalama vatandaş için sıkıcı iki gün geçmiş. Nereden mi anladık? Pazar akşamı saat 24 sularında havai fişekler atılmaya başlamıştı da ondan!..

Acaba, bu kibarca "karantina süreci" dediğimiz zaman diliminden ne anladık, ne tür bir sonuç çıkardık?

Galiba saçmalıyorum, bizim toplum soru sormayı, cevaplamayı, çözüm üretmeyi pek sevmez. Ama iş hatalıyı bulmaya, eleştiri yapmaya ve hatta kapışmaya geldiğinde ön sırayı kapar! Bu kez de öyle oldu. Karantina süreci dolmadan, demokratlık yapmaya çalışan kanalın birinde, muhalefet lideri Kılıçdaroğlu sesini duyurmaya çalışıyor ve işinin gereği eksikleri dile getiriyordu. Benim yorumum, üslubu her zamankinden daha yumuşak ve seçmenlerini pek de tatmin etmeyecek seviyedeydi. Programcının ısrarı üzerine biraz hareketlenerek "iktidarda olsaydınız neler yapardınız?" sorusunu yanıtlamaya ve somut örneklerle anlatmaya çalışıyordu. Ama istenilen olamadı!

Çünkü müthiş bir istifa haberi geldi. İçişleri Bakanı Soylu, soyadı gibi davranarak, "hata benim, iki günlük evde kal çağrısını geç yaparak kalabalıklara ve dolayısıyla bulaşa neden oldum. Sorumluluk ŞAHSIMA aittir" diyerek adrese teslim bir göndermeyle görevini bıraktığını açıkladı.

İsteyen istediği biçimde yorumlayabilirdi bu flaş haberi... Aklıma ilk gelen "Kılıçdaroğlu yine güme gitti" oldu, ne yalan söyleyeyim... Bilerek mi yapıldı, şüphesi içinde başka bir ihtimali de düşünemedim. Sonra da bu hareketin İktidar için neler getireceğini hesaplamaya yöneldim ekrandaki yorumcular gibi... "Tamam suçlu bulundu ve suçunu itiraf etti. Vatandaş nezdinde iktidar hem düze çıktı hem de muktedir olduğunu gösterdi" diyebildim. Bu kısa ev tatilinden (!) ne Bilim Kurulu, ne de Sağlık Bakanı'nın haberi oluşu pek de önemli değildi içinde bulunduğumuz yönetim sisteminde diye bir de yorum yaptım kendi kendime... Kısa günün ve iki günlük toplum sıkıntısının kârı da bu olsa gerek, diyerek de yorumumu güçlendirdim. Oysa, ben bu olaya inanmışken münafık sınıftan (!) son seçimin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'den gelen bir yakıştırmayla bu istifa haberi taçlanmış ,sonradan gördüm açıklamasını...

"Saray tiyatrosu..."

Biraz daha ekranda kalarak, yorumcuların gazetecilerin neler söyleyebileceklerini bekliyordum ki ikinci bomba daha yüksek sesle patladı:

"Soylu'nun istifası kabul edilmedi."

65 yaşın deneyimine rağmen, saflığımı mı sorgulayayım, lâyık olduğumuz yönetim biçimi ve yöneticilere mi yanayım, bilemedim ve uykuya daldım. Aslında bu güne değin hep derin bir uykudaymışım ve hiç uyanmamışım gibi bir hisse kapıldım! Size asla tavsiye etmeyeceğim böyle bir duyguyu...

Bir süre sonra da istifacı bakanın açıklamasına göz gezdirdim.

İçişleri Bakanı Soylu, "Sokağa çıkma yasağı ile ilgili, sorumluluğumuzun gereği aldığım karar üzerine milletimizin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın tutumu, beni mahcup etmiştir. Devlet ve milletin emanetinde atılan adımlarda eksikliğimizin bu iki irade tarafından insani bir durum olarak kabul edilip onarma hakkı verilmesi, sorumluluğumuzu arttırmıştır. Allah mahcup etmesin. Milletimizin hizmetinde yola devam inşallah."