Bursa
Açık
22.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Sele hepimiz kapıldık!

19 Haziran 2020 Cuma, 20:15

İlk anda dehşetle izledim... Bursa'da yakın dönemlerde böylesini görmemiştim; sel sularıyla nehir halini almış Bursa merkezinde sayılabilecek bir caddede, yaşlı bir kadın sürükleniyor (Temiz cadde civarı). Belki de tüm yaşadıkları film şeridi gibi önünden geçip gidiyor. Belki de çaresizliğini yaşıyor. Bilemeyiz; o duruma düşen bilir bunun heyecan ve korkusunu... Bereket, bir Bursa esnafı, kendine yakışanı yaparak, riske giriyor ve kadını kurtarıyor.

Kısa öykü böyle. Şimdi de sorunun anlaşılması için gelişme ve sorular geliyor peşi sıra... Hem de konuya dair bir suçlu aramadan, sadece sorumluları kastederek, birlikte uyarıda bulunalım türünden olgular ve sorulara bunlar...

Önce, önlem almak için biz abonelerin sırtına yüklenen vergilerden başlayalım.

Su faturasındaki bir kalem kesinti "atık su bedeli" adı altında alınıyor... Nedeni gayet açık; yağmur sularını kolektörler aracılığıyla yerin altına alarak, cadde, sokak ve yapıların güvenliğini sağlamak.

Devam ediyorum; bir diğeri de "katı atık bedeli" adı altında tahsil ediliyor. Başka bir faturadan almak mümkün olamadığından, bir anlamda "evlerdeki çöpü toplama vergisi" türünden bir kesinti. Bu bilgiyi konuyu bilen birine onaylatarak veriyorum... Ve "Çevre Temizlik Vergisi." Cadde ve sokak temizliğini sağlama bedeli için yapılan bu kesintinin bir bölümü Büyükşehir'e, bir bölümü de ilçe belediyelerine gidiyormuş.

Şimdi de, yaşamımızın bir parçası KDV'de sıra. Su faturalarındaki oranı yüzde 8... Yani, temel ihtiyaç ürünlerine en az uygulanan yüzde 1 değil. Ekmek ve su için bilmecelere bir bakın, hatta et bile "temel besin maddesi" diye geçer.

Sondan başlayarak, ilk soru gelsin... KDV oranı neden su faturalarına en alt limitten uygulanmaz? İkinci soru; tam dört adet kesintinin nedeni, atık, su ve çöp toplamak üzerineyken, su giderleri, kanalları neden yeterli olmaz ve yenileri açılamaz? Hem de kurumun ismi Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi olarak belirlenmişken... Yani, kanalizasyonların yeterli olması için vatandaş isteği dışında da olsa bedelini ödüyor. Üstelik, kesintileri alt alta getirip topladığınızda, gerçek tüketim rakamının iki katı ödediğinizi açıkça görüyorsunuz... Şimdi de "ana soruya" gelelim ve serinkanlılığımızı muhafaza edelim. BUSKİ ve benzeri kurumlar, örneğin BURULAŞ; BURFAŞ, BESAŞ gibi kurumlara "Belediye İştirak Şirketleri" deniyor. Ayrı bir yönetimi ve bütçesi de var. Üstelik belediye meclislerinin denetimi ve eleştirisi dışında işletiliyorlar. Çoğu kez, bu kurumlara seçilen yönetici ve atanan personelin maaşları da gündeme getirilir ve tartışılır. Ama sonuç alınamaz. Üstelik kendi şehrimiz için de söylenen, efsanevi bir cümle vardır.

"Bu tür şirketler ve en büyüğü BUSKİ gibi olanlar, belediyelerin bir nevi yedek kasalarıdır. Para bitince, faizsiz kredi gibi finans buradan temin edilir."

Özetle, bu sorun sadece Bursa'nın değil, benzeri her büyükşehirde yaşanabilir. Ama biz burada yaşıyoruz ve soru sormak da her bireyin hakkı.

Bir kere, örneğin Ankara ve İstanbul ile Bursa'yı kıyaslamamak gerekir. Bursa, önemli bir bölümü dağ eteğine kurulan ve akarsuları ile denize bağlanan bir coğrafyaya sahip. Bu nedenle, dere yataklarının kapatılmaması veya yerin altına alınıyorsa, yeterli çalışmanın yapılması gerek. İmar planları yapılırken, atık su miktarı, dere yatakları ve nüfus yoğunluğunun göz önüne alınması gerek. Söylediğimi örnekleyebilirim. Yaşı 60 ve üzeri olanlara bir sorun bakalım; Karıncalı dere nerede, Cilimboz nereye akıyor, Kaplıkaya ne durumda, Nilüferin kolları ovada nerede birleşiyor, Balıklı dereleri yeterince temiz mi? Yaşlı kadının sel sularına kapıldığı yerden başlayıp, Altıparmak'a kadar akan bir dere yatağı olduğunu tarihçiler söylüyor. Bİtinya döneminde, bir anlamda surların önünde ön sur gibi bir nehir aşağıya akıp gidiyormuş.

Örnekler ve sorular böyle... Soruların yanıtı durumu açıkça ortaya koyar.

Bu önemli ve yaşamsal konuyu güzel bir öykü ile taçlandırayım!

Öykü dedim ama, yaşanmış bir olay... Yıl 1977 ve genel seçim ile yerel birlikte yapılıyor. Mevcut Belediye Başkanı DP'den İsmet Tavgaç... Rakibi de CHP adayı Mustafa Eroğlu... CHP İl Başkanı koltuğunda da Yılmaz Akkılıç oturuyor. Üçünü de rahmetle anarken, muhalefetteki CHP'nin seçim taktiğini anımsatayım. O dönemde Bursa aşırı derecede su sıkıntısı çekiyor. İsmet Başkan da sürekli "keson kuyu" açtırıyor (kendi ifadesi böyleydi). Buna karşın, susuzluk giderilemiyor. Gazetelerde sürekli su kuyrukları yayınlanıyor. Henüz Doğancı Barajı da devrede değil... CHP ekipleri, Eroğlu ile birlikte seçim çalışmaları sırasında sözcüksüz bir propaganda biçimi deniyor. Her çeşme başına geldiklerinde hep bir ağızdan "tıııssss" sesi çıkarıyorlar. Bu da kente giderek yayılıyor. Sonuç; 1977 yerel seçiminde, tam 17 yıl sonra Bursa Belediyesini CHP kazanıyor. Günümüze kadar da (DSP hariç) CHP yine büyükşehirde yok.

Sudan sebepler (!) diye sakın geçiştirmeyelim. İşte; bu da kıssadan hisse...