Bursa
Açık
32.3°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Sanatoryumlar ve Covid 19

24 Nisan 2020 Cuma, 19:07

Önceki gece, halkın kendi organizasyonu ve kamunun desteği ile coşkulu ama biraz buruk bir 23 Nisan kutlaması yapıldı. Zorunlu evde kalma cezasını çekerken (!) ilk kez karşılaştığımız bir sahur sabahını da yaşadık. Bunları düşünürken, aynı gece İslam aleminin çok büyük bir bölümünün aynı endişeler ve sıkıntılarla sahura kalktığı aklıma takıldı. Türkiye ise buna benzer bir sahur gecesini, 1920-22 yılları arasında yaşamıştır, diye yorumladım.

Doğa, tüm insanlığa yüz yılda bir uyarı yapıyor sanki, 1920'lerdeki İspanyol gribi gibi...

Birinci Dünya Savaşı yıllarında 1918 yılında başlayan ve kısa sürede yayılan İspanyol gribi, yıl sonuna doğru biter gibi olmuş ve önlemler gevşetilmiş. Sonuç üçüncü dalga gelmiş ve salgın ancak 1920'de bitirilebilmiş.

İşte önümüzde, sağımızda, solumuzda, neremizde derseniz deyin böyle bir örnek var. Birey aklı ile devlet aklı farklı olmalı. Devlet geçmişi unutmamalı, diyorum. Kendimizden vereceğim örneklerle anlatmaya çalışayım.

Dün ajanslara düşen bir haberde gördüm, Adalar ilçesine dünden itibaren 31 Mayıs'a kadar istisnalar dışında giriş çıkış yasaklanmış. Amaç, gezinti veya yazlık amaçlı girişler ile Adalar halkına virüsün bulaşmaması.

Uygulama yerinde ve galiba her önemli yazlık merkezine de uygulanacak gibi.

Konu Adalar olunca ve bildiğim kadarıyla, hastane sıkıntısının olduğu dillendirildiğinde (çünkü hastane için İstanbul'a geçiliyormuş) aklıma, beğenerek izlediğim "Kelebeğin Rüyası" filmi geliyor. Filmdeki en acıklı sahneler Heybeliada Verem Hastanesi'nde geçiyordu hatırlarsanız... Bu sağlık kuruluşu şimdi ne oldu diyebilecekler için bilgi aktarayım.

1924-2005 yılları arasında hizmet veren sanatoryum, İsviçre'deki bir sanatoryum model alınarak inşa edilmiş. Başlangıçta 16 yatak kapasiteli olan sanatoryum, ilerleyen yıllarda 100'ü doktor ve hemşire olmak üzere 250 personeli ve 660 yatak kapasitesiyle dev bir tesise dönüşmüş. Prof. Dr. Siyami Ersek gibi uzman doktorlar yetiştirmiş. Kelebeğin Rüyası filmi için sanatoryum binaları restore edilmiş, sonra da kendi halinde çürümeye bırakılmış.

Üstelik, özelleştirme sesleri de yükselmiş.

Başta da söyledim, devlet aklı bizimkinden farklı olmalı. Her türlü olasılığı düşünerek hareket etmeli. Şimdi burası bomboş. 45 günde bin yataklı hastane üretebilen canım ülkem, burayı da en kısa sürede restore ederek, orta ağırlıktaki vakaları karantinaya alamaz mı?

Benimki sadece iyi bir dilek. Önemli olan "ulu iradenin" ne dediği!

ULUDAĞ SANATORYUMU'NDA SON DURUM

Heybeliada benzeri bir hastane de Uludağ Kirazlıyayla'da bulunuyor. Şimdiki kuşak ne görmüştür, ne de duymuştur. Çocukluğumda, hasta ve personel taşıyan koyu renkli bir otobüsü vardı sanatoryumun...Görünce biraz ürkerdik. Aslında insanları verem illetinden kurtardığını henüz kavrayamıyorduk. Sonra ne mi oldu? İstanbul benzeri gibi bir yaklaşım gördü. Oysa dönemin en önemli isimleri, uzmanları planlamış. Sevgili dostum ve Uludağ konusunda derin araştırmacı Serdar Kuşku'nun bana yıllar önce gönderdiği uyarı notuna baktım ve sağlama da yaptım. Kuşku'nun bilgi notunu aynen aktarıyorum.

"15 Temmuz 1944 tarihinde Kirazlıyayla'da Sanatoryum için 200 dönümlük arazide Prof. Dr. İhsan Rifat Sabar'a irtifak hakkı verilir. 1946 yılında Anıtkabir'in mimarı Prof. Emin Onat ve mimar Leman Tomsu'nun projesini çizdiği Kirazlıyayla Sanatoryumu inşaatına başlanır. 29 Mayıs 1947 tarihinde Uludağ Verem Sanatoryumu Türk Anonim Ortaklığı kurulur.1949 yılı Ağustos ayında Sanatoryum binası tamamlanır. 1950 yılında sanatoryum hizmete girer. II. Ulusal Mimarlık Akımı olarak adlandırılan dönemin izlerini taşıyan, kesme taş malzemenin kullanıldığı, dört bir yanı korunaklı iç avluya sahip, tüm odaları güneş gören 250 yataklı Kirazlıyayla Sanatoryumu'nun projelendirme ve yapım kararının alınmasında dönemin önemli ismi ve eski Başbakan ve Sağlık Bakanlarından Prof. Dr. Refik Saydam'ın payı da büyüktür."

Ben buna dönemin Bursa Valisi Haşim İşcan'ı da eklemek istiyorum.

İşte böyle bir varlık Uludağ'ın sisli yamaçlarında yıllarca kaderine terk edildi. Önce Uludağ Üniversitesi'ne geçti ama otel haline getirildi. 2006 yılında bir gece Üniversite'nin organizasyonu olan "Cumhuriyet Kervanı Grubu" ile birlikte kalmıştık bu otelde... Ardından Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne devredildi, futbol takımlarına kamp yeri olarak düşlendi! Son duruma bakmak istedim ve 2018 yılına ait bir haberle tanıştım. Bir cümle aktarayım oradan...

"Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO), iş dünyasının en itibarlı eğitim üslerinden biri hâline gelecek Uludağ Yaşam Boyu Eğitim Merkezi'ni Bursa'ya kazandırıyor."

O dönemde "Türkiye'nin Davosu" iddiaları da vardı burası için...

Biz ancak toplantı ve bina ile ilgiliyiz. Oysa Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yöneticiler Heybeliada örneğinde görüldüğü gibi "verem hastanesi" için İsviçre örneğini seçerken, şimdiki egemenlerimiz, yine İsviçre diyor ama küçük bir farkla. Geçmiştekiler halk sağlığı mottosu ile hareket ederken, şimdilerde sadece "prestij" yapılar ve organizasyonlar öne çıkıyor.

Devlet aklı mı? Ara ki bulasın!