Bursa
Açık
31.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Salgın, 1 Mayıs ve kayıt dışı Türkiyem

30 Nisan 2020 Perşembe, 20:18

Lise eğitimi sırasında, kimya laboratuvarlarını görmüştür çoğumuz... Bir turnusol kâğıdı vardı. Bir sıvıya batırıldığında kırmızı, diğerinde de mavi renk alırdı ya da aldığı söylenirdi. Bu boyalı kâğıt, asitle bazı ayırıyor ve gerçeği tüm çıplaklığıyla önümüze koyuyormuş. Galiba bugünlerde turnusolsuz şekilde bir gerçeği de anladık. Türkiye kayıt dışı ekonominin başkenti! Bu netameli konu nereden mi aklıma geldi, anlatayım.

Bugün 1 Mayıs, bu biiir... Salgının ilk günlerinde "gündelikçi" olarak çalışanlar konu edildi ya, simitçi gibi, kâğıt toplayan gibi, berber ve kahveci çırağı gibi... Var oğlu var işte. Bu gruptan yaşı 20'nin altında ve 65'in üzerindekiler sokağa çıkarak nafakayı temin edemiyor, onlara yardım edilmek isteniyor ya, bu da ikii... TÜİK sayıları da belirlemiş ve milyonlarla ifade ediliyor. Başka türlü nasıl ulaşıp yardım yapacaklar?

Küçücük bir virüsün ikinci, üçüncü dalgasından ürküyoruz ya, galiba daha korkulu olanı kayıt dışı çalışanlar dalgası olacak bu gidişle...

İşte 2018 rakamları; 34 OECD ülkesi içinde Türkiye olarak birinciliği kaptırmamışız! Kayıt dışı oranı yüzde 28,72... Bizi, Estonya, Meksika ve komşumuz Yunanistan ile İtalya izliyor.

Yetmişli yıllarda, 200-300 kişi bile çalıştıran fabrikalarda sendika varken, şimdi sadece, yabancı ortaklı büyük kurumlarla, kamuda kalmış sendikalılar. Aynı yıllardaki kendi gözlemimi söyleyeyim, 5 tezgâhlı dokuma atölyelerinde, en fazla 3-4 kişi çalışır ama hepsi sigortalıydılar. Şimdi?..

Ah o "eski Türkiye yok mu?", hiçbir şeyimiz yoktu da sigorta ve sendikamız vardı diyeceğim, bunu bile inkâr eden çıkacaktır, neme lazım fazla söz etmeyeyim o günlerden...

Futbol tabiriyle çokça top dolaştırdığımın farkındayım. Bugün 1 Mayıs ya, buradan yola çıktım demiştim. Salgın bu kez işe yarayacak galiba... Bazı sendika ve dernekler, "Taksim'e çelenk koyalım, en az şu kadar kişi ile temsil edilmek istiyoruz" diyemeyeceklerdir kanımca...

Aslında konumuz bu değildi. Bu kadar kayıt dışı çalışanı olan bir ülkede "sendika" kelimesi ne denli fantezi kalıyor değil mi?

Olsun, ben yine de birkaç bilgi ile günü değerlendireyim ve işçi sınıfına en azından küçük bir selamlama yapayım.

19. yüzyılda Avusturalya'dan başlayan ve Amerika'da devam eden hak arama mücadelesi ile 8 saatlik günlük çalışma sistemi 1886 yılında kabul edilmiş.

1889'da toplanan İkinci Enternasyonel'de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada "birlik, mücadele ve dayanışma günü" olarak kutlanmasına karar verilmiş. Osmanlı döneminde amele cemiyetleri kurulmuş ama işlevi hakkında açık bir hüküm yokmuş. Türkiye'de ilk kez 1923'te 1 Mayıs kutlamasına karar verilmiş, bir yıl sonra da yasaklanmış. Hatta bir süre sonra 1 Mayıs bizim de hatırlayacağımız yıllara kadar "Bahar Bayramı" olarak kabul edilmiş. 1976 yılında, yıllar sonra meydana çıkan işçi sınıfı, 1977'de onlarca mensubunun katledilmesi ile çok keskin biçimde ikaz edildi. O günleri en azından gördük, yaşadık.

Sadece bir önemli ve sevindirici nokta şu; 1936 yılında Türkiye'de İş Yasası çıkarılarak, çalışma yaşamına çekidüzen verilme çalışmaları başlatılmış. Üstelik 8 saatlik günlük mesai sistemi de uygulanmış. Bunun sonucu olarak 1947 yılında Sendika Yasası devreye girmiş, 1952 yılında da Türk-İş Konfederasyonu, Bursa'da ve Merinos Fabrikası'ndaki toplantılar sonucu kurulmuş. Bu çalışmalarda, iki Merinos mensubu ve sendikacı Recep Kırım ve Şevket Yılmaz da unutulmamalı (adı hastaneden silinse de).

Ne garip bir şehir değil mi Bursa? Bunca sakıncalı işe ev sahipliği yapıyor ve üstelik 1961 yılında dönemin Çalışma Bakanı Bülent Ecevit'in çabalarıyla çıkarılan "Sendikalar, Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Kanunu" gereğince, Türkiye'nin ilk "yasal grevine" sahne oluyor. Hangi kurum yapıyor diye sormayın ve 3 Mayıs pazar günü yayınlayacağım Not Defteri'ne bir göz atıverin.