Bursa
Açık
32.2°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Sakıncalı öğretmenler!

16 Nisan 2020 Perşembe, 21:12

Kendi sırasını kendi yapan, ekip biçen, çalıp söyleyen ve sürekli gelişen kültürlü bir öğrenci profili... Türkiye'nin gerçekleriyle, dünyadaki gelişmeleri birlikte veren, savaşın çirkin yüzünü, barışın erdemini anlatan öğretim kurumları...

Yani köy enstitüleri. Hem köy, hem de enstitü...

Gerçeğin ta kendisi... Bir yanda Anadolu'nun saf, temiz, idealist saz çalan gençleri; diğer yanda Beethoven ...

Olacak gibi değildi, ama oldu, ama ürün verdi, ama ömrü kısa oldu.

Bir eğitimcinin deyimiyle bu okulların tek cümlelik anlatımı vardı:

"Köyde Çehov oynandığı günler..."

Anadolu'nun aydınlanması için köylere has bir yapıda planlanan köy enstitülerinin temeli 1938 yılında Kepirtepe Köy Enstitüsü'nün kuruluşuyla atılıyordu. Yaygınlaşması ve proje haline gelişi 1940 yılına rastladı bu örneği olmayan eğitim kurumlarının...

Hasan Ali Yücel'in Milli Eğitim Bakanı oluşu, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'un tasarladığı proje kapsamında Köy Enstitüleri Kanunu'nun çıkmasıyla start resmen veriliyordu.

Yurdun dört bir köşesine yayılmış, tam 21 merkezde oluşturuldu bu ilginç kurumlar... Derslerin yüzde 50'si kültür, yüzde 25'i tarım, kalan kısmı da teknik ağırlıklı oluşuyordu... Bu programın tek bir amacı vardı:

Enstitü mezunu köye gittiğinde önce kendi işini görecek, ardından köylüyü eğitip aydınlatacaktı...

İlk mezunlar heyecanla görev yerlerine gittiklerinde istenilen gerçekleşmişti.

Birikimli, becerili ve eğitimci gençler, büyük bir istekle işe koyuluyordu.

Köyün makûs talihi mi yeniliyordu yoksa?

Bu soru, uygulamanın sonunu da getiriyordu bir anlamda...

Çok partili döneme kadar on binlerce eğitici yetiştiren bu farklı kurumlar, giderek ağaların, sermayenin ve onlardan etkilenen idarenin hedefi oluyordu...

Kar topu çığ olmuş, önüne kimi katarsa öğrenmeye zorluyordu.

Anadolu, aydınlanmanın eşiğinde, feodal düzen de adeta kapanmak üzereydi.

Ama bu düzen kolay teslim olmuyordu.

Hemen atağa geçti... Hedef köy enstitüleriydi... Saldırı için yeterli neden mevcuttu... Kızlar erkekler birlikte okuyor, marşlar, şarkılar söylüyordu.

Hareketin adı hemen konuverdi:

Eğitim ocağı değil komünist yuvası...

Türk toplumu iki konuda aşırı duyarlıydı. Dini inanç ve komünizm...

Feodal yapı bir kez daha kazanmıştı.

Toprağa ve ağaya bağımlı milyonlar, tünelin ucuna gelmişken, ışığı kaybediyordu. 1954 yılına kadar programı değiştirilen köy enstitüleri, bu tarihten sonra tamamen kapatılıyordu. Oysa güneş balçıkla sıvanmazdı...

Kültür, tarım ve teknik programlar meyvesini çoktan vermişti.

Enstitü çıkışlı çok sayıda şair, yazar, müzisyen Anadolu'ya yayılmış bildiklerini gençlere anlatıyordu ama, bu çaba yeterli olmuyordu.

Bu genç ve birikimli öğretmenlerin çoğu, soruşturmadan geçiriliyor, kimi hapislerde ömür tüketiyordu. Sistem ve feodal yapı, soran sorgulayan, yorumlayan bir gençlik istemiyordu çünkü...

Bazılarına göre her yıl gelmesi beklenen komünizm, enstitüler açık kalsaydı acaba gelir miydi?

Kapatanlara göre, köy mü yoksa enstitü mü sakıncalıydı bilinmez...

Aradan tam 62 yıl geçti. Pek çok eğitim kurumu açıldı kapandı.

Hiçbiri köy enstitülerinin anlamını veremedi. Örnek olamadı.

Hiçbiri, dönemin yöneticilerine göre sakıncalı eğitimci yetiştiremedi!..

Çünkü o bir mucizeydi, doğumu gibi ölümü de sürprizlerle doluydu.

... Ve son cümlesi yazılmayan bir roman tadında belleklerde kalacaktı.

NOT: Bugün yine bir 17 Nisan ve yıl 2020... Yani Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 80. yılı. Bundan 18 yıl önce OLAY TV'de yaptığım bir belgeselin metnini sundum sizlere... Yorum sizlere ait.