Bursa
Açık
21.4°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Sağduyu zamanı!

27 Ocak 2020 Pazartesi, 23:22

Bazen cümleye "şeytan diyor ki" diye başlarız. İçimizde biraz öfke, biraz üzüntü ve bolca sitem vardır. Hani, kızgınlıkla söylenecek kelimeler tam dilinizin ucuna gelir ya, işte öyle bir şey...

Ne demek istediğimi sanırım anladınız. Cuma gecesinden beri ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu deprem şokundan ve bunun üzerine yapılan yorumlardan söz ediyorum. Aslında üzerinde konuşulacak çok şey bulunur... Eleştiri yapılır, biraz kendinizi zorlasanız öneride bile bulunursunuz ama...

Şimdi zamanı mıdır? İşte bu sorunun yanıtı önemli. Çünkü acılar taze, depremin yarattığı o korkunç sonucu ve mağdurları sarıp sarmalama henüz bitmedi. Hani, ölü evinde her zamankinden daha az konuşup, sadece kendi sonunuzu düşünürsünüz ya, işte öyle bir zamandayız. Empati yapmak elimizdeki en değerli haslet. Depremzedelerin yerinde bir an kendimizin olduğunu düşünelim; neye yanarız, neye pişman oluruz veya neye seviniriz? İşte o meçhul, her birimize göre değişebilir. Kimisi hıncını sevmedikleri kişi ve düşüncelerden alır, kimisi de hatalı bile olsa tarafını tutuğu kişi ve organizasyonu elleri patlayıncaya kadar alkışlar. Biz onlardan olmayalım ve biraz soluklanalım, diyorum. Boş laflara, nifak tohumları ekecek açıklamalara "dur demeyi" bilelim istiyorum. Tam bunları düşünüp, klavyenin başına geçtiğimde, bir de baktım, kadim dostum, okul arkadaşım Nesimi Üçlertoprağı noktayı koyuvermiş... Hem de, yetkili ağızlardan aldığı bilgiler doğrultusunda... Hem de kökeninin ve yakınlarının o bölgeden oluşuna dayanarak... Hemen aktarayım:

"Böyle zamanlarda, yaraları sarmak hepimizin görevi olmalıdır. Bu zamanlar siyasette bir şeyler devşirmenin doğru olduğuna inanmıyorum ve zaten inandırıcı da olmuyor. Biz ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİ Bursa şubesi olarak, hem Genel başkanımız Sayın İSMET KURT ile ve hem de Elazığ Milletvekili Sayın GÜRSEL EROL ve danışmanı sayın İBRAHİM KUL ile devamlı görüşme halindeyiz. Şu ana kadar böyle bir ayrışma yapılmadığı bize ifade edildi. Depremde, hayatını kaybeden bütün canlarımıza rahmet, yaralılarımıza şifa, ölen canlarımızın yakınlarına baş sağlığı diliyoruz."

İşte önderlik böyle olur... Olgunluk bu tür anlarda devreye girer... Büyüklük bu tür davranışların adıdır. Ağzına sağlık Nesimi...

Bu davranışı takdirle karşıladıktan sonra, tüm ülke olarak yaşadığımız bu doğal felaket ile ilgili saptama ve yorum yaparak, nedenleri konusunda dilimin döndüğünce bilgilendirmeye çalışacağım ileriki günlerde... Buna rağmen dikkatimi çeken bir olayı aktarmadan da duramayacağım.

Mesleğim gereği cuma gecesinde geç sayılabilecek bir saate kadar Elazığ'ın iki yerel kanalını izleyerek gerçeği tam olarak anlamak istedim. Sizce neden bunu yapma gereği duydum?

Size bırakmadan ben yanıtlayacağım. Her zaman bu ve benzeri olaylarda olduğu gibi, kaç kişilik ekiplerin görev yaptığı, hangi yetkililerin hemen olay yerine geldiği, gereken tüm önlemlerin alındığı cümlelerinin kurulduğu ve asıl olaydan, gerçek mağdurlardan ziyade, işin protokolü ve tabir yerinde olacaksa "magazin" boyutunu dinlememek için...

Olaya tüm saflığı ve berraklığı ile bakan bu iki yerel kanaldan birinde, tartışma programı yapılıyormuş. Muş diyorum o anı daha sonra gösterdikleri için... Tam o sırada deprem oluyor ve konuklar kıpırdamadan sallana sallana bekliyor. Yönetmen meslektaşımız da hiç renk vermeden depremi anlatıyor... Yayını bile kesmiyorlar. Sonra da ellerindeki belki de tek muhabiri sokağa çıkarıyorlar.

Adını da aldım bu genç kardeşimizin Lokman Polat... Tüm gece olay yerinden, çöken binaların yanından yayın yaptı. Doğal olarak uykuya çekildik bizler... Sabah kalktığımda Lokman yine mikrofon elinde konuşmaya çalışıyordu. Ama bitkindi, belli ki hiç uyumamıştı. Hatta görevlilerin bazen yaptıkları sert uyarıları da açıkça eleştiriyordu. Bu çalışması iki gün böyle sürdü gitti. Şimdi buradan yola çıkarak bir yorum veya değerlendirme yapmak istedim. Bu felaket bizim başımıza gelse, geçmişte adını "Küçük Bab-ı Ali" koyarak belgeselini yaptığım Bursa Medyası, bu günkü hali ile böyle bir yayını gerçekleştirebilir miydi? Hadi büyük özveri ile birkaç genç sabahladı diyelim...

Aynı özgürlük ve objektif tavrı ortaya koyabilir miydik?

İşte burada çuvaldızı kendimize batırıyorum.

Öncelikle belirteyim; şu gün Bursa'daki yayın olanakları buna yeterli değil. Objektif yayıncılık konusunu da sizin yorumunuza bırakıyorum.

İyice küçülen Minik Bab-ı Ali'nin bir ferdi olarak benden bu kadar!..