Bursa
Açık
33°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Rota direkt Avrupa

22 Aralık 2019 Pazar, 21:37

Egemen Bayhan ismini ancak birlikte futbola başladığı arkadaşları hatırlayacaktır. Egemen, Bursaspor için "ilke imza" atan genç bir sporcuydu.

Yanılmıyorsam şimdi iş dünyasında başarılı olan ve yaşı kırkı çoktan aşmış bir eski sporcumuz. Bursa ve Bursaspor için imza attığı ve ilk adım diye nitelendirdiğim olay, onun Bursaspor formasını çıkarıp Belçika'nın Standart Liege takımına transfer olmasıydı. Avrupa'ya ihraç ettiğimiz Egemen, o sıralarda 16 Yaş Milli Takımı'nda kendini göstermiş, Belçika kulübünün dikkatini çektiği için transfer olmuştu. Sonrasını bizler de izleyemedik. Bir süre sonra yurda dönmüş ve futboldan uzaklaşarak iş yaşamına atılmış.

Bu olayı neden anımsatmak istedim, açıklayayım...

Dikkat ederseniz şu anda A Milli Takım'da yer alan futbolcularımızın önemli bir bölümü Türkiye'den Avrupa'ya transfer olan gençlerimiz. Onlar futbola ülkemizde ve kendi kentlerinin spor kulüplerinde başladı. Geliştiler, küreselleşen dünyada izlendiler ve önemli liglerde oynamaya başladılar.

Bursa ve Bursaspor olarak baktığımızda Egemen sonrası bir ilki ve adeta bir düşünce devrimini Enes Ünal gerçekleştirdi. Takım arkadaşlarına ve ardından gelen kardeşlerine "İstanbul değil, hedefiniz Avrupa olmalı" dedi ve bu veciz cümle bir süre Vakıfköy Orhan Özselek Tesisleri'nde (tesisin tam adını özellikle yazdım geçmişe ve değerlerimize sahip çıkalım diye) herkesin dikkatine sunuldu. Sonrası da sanki çorap söküğü gibi geldi...

Okay Yokuşlu, Çağlar Söyüncü, Zeki Çelik, Umut Meraş, Merih Demiral, Yusuf Yazıcı... Bu listeye Ertuğrul Ersoy'u da ekleyelim de haksızlık olmasın... Hepsi de uçağa Anadolu'dan binerek Avrupa'nın önemli liglerinin kentlerine iniş yaptılar.

Sadece yetenekli oluşları mı, çok çalışmaları mı, yoksa Avrupa kulüplerinin yetenek avcılığındaki ustalığı mı etkendi bizi onurlandıran bu göç hareketinde?..

Ya da, şöyle söyleyeyim; bu gençlerin özel yeteneklerinin yanı sıra eğitim ve kişisel gelişimleri yeterli miydi?

Tümü hakkında bilgi sahibi değilim. Ama bir kaçının ne yaptığına dair bilgim var. Örneğin Enes ve Yusuf Yazıcı, henüz Türkiye'deyken özel bir kurumda "kişisel gelişim" seanslarına katıldı. Yusuf'un açık öğretim ile de olsa yüksek öğrenimini sürdürdüğünü de öğrendim. Onunla birlikte şu anda Beşiktaş'ta forma giyen Umut Nayır'ın da bu tür kurslara katıldığını ve aynı zamanda hukuk öğrencisi olduğunu duydum.

Şimdi de size bir hikâye değil, bir TV programından kesitler sunacağım. TRT ekranlarının birindeydi... Programın adı "Sporcu Vizesi."

Başlangıçta lisans vizesi mi derken, Zeki Çelik ile röportaj yapan ve adını program bitiminde görebildiğim Siyamettin Kaçmaz adındaki gazeteci geldi ekrana... Birlikte yemek yediler, Zeki'nin evinde sohbet ettiler, Yusuf'un konutuna baskın yaparak futbol konuştular.

Lafı yine uzattığım farkındayım. Sadede geliyorum; Zeki Çelik, Lille kentinde bir dairede oturuyor. Aynı binada fizyoterapisti de ikamet ediyormuş. Yani Zeki formuna bu denli düşkünmüş... Maç ve antrenman dışında İngilizce ve Fransızca kursu alıyormuş. Daha da önemlisi "daha büyük hedeflerim var" diyor. Bu kadar cümle sarfiyatından sonra demek istediğimi açıkça söyleyeyim.

Gençlerimize futbol eğitimi yanında, kişisel gelişim, her konuda kültür birikimi sunmak, yabancı dil öğretmek ve hayal kurmasını da öğretmek gerekiyor.

Özellikle Anadolu'dan yetişen gençlerimize "hayalinizi İstanbul ile sınırlamayın" dememiz iktiza ediyor!

Biz bunları yapamazsak, iş rastlantılara kalabilir. Zeki'de olduğu gibi...

Günümüzde, İstanbul efendileri rolündeki takımlarımızın, iyi futbol ve puan sıkıntısı çekme nedenini anlatabildim mi bilemiyorum.

Bildiğim; uçak kalktıktan sonra rota artık İstanbul değil de Avrupa çünkü...