Bursa
Parçalı Bulutlu
29°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Patron zaman biz de kurban

30 Temmuz 2020 Perşembe, 18:50

Başlığa bakarak, espri yaptığımı ya da ironi için bu cümleyi kullandığımı falan sanmayın. İşte unutamayacağımız bir bayram günündeyiz.

Sağlığımız yerinde, yakınlarımız da bizim gibi sorunsuz bir güne uyandıysa daha he isteyebiliriz ki? Bunu söylerken, birkaç gün önce trafik kazasında şehit olan Mehmetçikler ile önceki gün virüsten hayatını kaybeden ve kim olduklarını bilemediğimiz 14 aile için durum herhalde bizim ki gibi rahat değildir!

Ölenlere baş sağlığı, yakınlara sabır dilemekten başka çaremiz de yok.

Böylesi manevi açıdan çok önemli ama benzersiz günleri, yakın geçmişte Ramazan Bayramı'nda yaşamıştık.

Bir daha yaşayıp, yaşamayacağımızı kim nasıl bilebilir?

Tüm gelişmişliğin yanı sıra insan yerine robot yapabilen zekâ, salgının ne zaman biteceğini, mart ayı öncesi gibi normal yaşamımıza dönüp dönmeyeceğimizi söyleyebilir mi?

İşte böylesine düşünülmesi gereken ve de bir ders kesinlikle demeyecek ve onun yerine "bir sonuç çıkarılabilecek" dönemden geçiyoruz savını ortaya atacağım. Bir yerde duydum ama şimdilik hatırlayamıyorum; sanırım bir felsefeci söylüyordu.

"Paranızla neler yapabileceğinizi planlarsınız. Şu anda zamanla ilgili bir planlama yapamazsınız."

Aslında hiçbir dönemde, zamanı para gibi kontrol altına alamadık, planlama yapamadık belki de... Öyle olmasa sıkça kullandığımız "zamanında ne fırsatlar elime geçti, bir bilsen..." türünde yakınır mıydık? Ya da "zaman nasıl geçti, hiç de anlayamadım. Keşke o zaman düşünüp, planlama yapsaydım" gibi pişmanlık duyar mıydık?

Keşke ve "ya olursa" gibi iki kavramı, psikoloji bilimi reddediyor zaten... Takılmamak gerektiğini söylüyor, işaret ettiğim hiç de bu değil.

Şu ana dair yorum yapmaya çalışıyorum.

İşsiz arkadaşlar, ne zaman bir işe kavuşabileceğiniz ve ne tür bir uğraşınız olacağını biliyor musunuz? Gençler eğitim açısından geleceğiniz hakkında bir fikriniz var mı? Esnaf arkadaş, işlerin ne zaman açılacağını kestirebiliyor musun? Gençler, halı sahaları özlediniz mi? Küçükler maske takıyor musunuz?

Örneğin biz 65 üstü gruba soruyorum şimdi de... Çok fazla bir sorun veya parasal sıkıntınız yok ve deniz tatilini de sevmiyorsunuz ya da fiyatlar elvermiyor. Hangi tarihte şöyle yolcu otobüsüne binerek, ülkede göremediğiniz birkaç şehre seyahat edebileceğinizi biliyor musunuz?

Duyamadım cevabınızı, sesiniz net gelmiyor!

Oysa, gece saat 20'den sonra, bir parka giderek oturmak bile sizin için özlediğiniz bir hareket değil mi? Ama yapamıyorsunuz. Çünkü, zaman bizi esir almış, insanlığın tüm gelişmişliğini, şeytani zekâsı ile alay ediyor.

... Ve diyor ki "ben ne zaman istersem, o zaman normal yaşama döneceksiniz. Bu kez çareniz yok."

Bu söylediklerim akl-ı selim bireyler içindi. Bir bilim insanının kullandığı gibi "kontrolsüz özgüven" sahipleri ve "cahil cesareti" olanlar için değil.

Eski bayramlara bir seyahat

Paranız bile olsa, zaman açısından planlama yapmanız şimdilik belirsiz.

O zaman ne yapalım? Kaçırdığımız ve belki de kıymetini bilemediğimiz eski bayram günleri için "zaman tüneline" girelim de yaşadıklarımızı anımsayalım.

Önce harçlıktan başlayalım. Şu anda çocuklar kapınıza gelebiliyor mu, çünkü paralar bile virüs taşıyabilir, sakıncalı olabilir! Bayramdan bayrama da olsa görmek istediğiniz kim varsa yanına gidebiliyor musunuz? Bu da yaşlılar açısından sakıncalı, olmuyor... Demek ki eskiden sıradan biçimde yaşadığımız bu ritüeller, şimdi masal olmuş da haberimiz yok! Kestiğiniz kurbanın üçte birini konu komşuya dağıtmanın hazzını hatırlatmayı da unuttuk galiba...

Küçük anılara gelince... Yaklaşık 8 yaşında falandım. Babam ilk kez beni yürüyerek Pınarbaşı'na götürdü. Toz toprak içinde köfte ekmek alıp yediğimizi hatırlıyorum. Bir de salıncaklar vardı galiba... Bir çığırtkan da büyük çadırın içine çağırıyordu. Babam pek rağbet etmedi ona, birkaç turdan sonra geri dönmüştük. Karşı komşumuz Ali Amca, bayram günleri gelmeden önce hazırlık yapar, biraz çalışır ve tahta çıtaların üzerine karton figürler ekleyerek oyuncak imal ederdi. Sonra da caddenin kenarında satışa sunardı. Ama önce onların elini öperdim ve bana 1 lira verirdi. Hani bilirsiniz gümüşten gri-beyaz liralardan. Sonra o parayla caddeye iner, yine ondan rüzgâr gülü alırdım. Doğal olarak, üst baş, ayakkabı da bayramlarda alınırdı. O zaman "iktisatlı" davranmak gibi bir alışkanlık olurdu mütevazı ailelerde... Bir de bizim orada "Talimhane Sahası" vardı. Bayram günleri daha kalabalık olur, bir yanda maç oynanırken, saha kenarında da kiralık motorlar ve bisikletler tur atardı.

Bazen de, bayram akşamı Kültürpark'a gidilir, yaz mevsimiyse dondurma alınır ya da çay bahçesinde semaverden çay içilirdi.

... Ve de bu farklı aktiviteden son derece mutlu olurduk. Zamanın bizi esir almasına da izin vermezdik. Zamanı kendimize göre kullanırdık.

Özetle, zamana karşı patron biz ve ailemizdi. Ne mutlu bayramlardı onlar...

Size de aynısından dilerim.