Bursa
Açık
23°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Ovaya inme, depremde ölme...

11 Şubat 2020 Salı, 23:12

Geçtiğimiz haftalarda ekranda ilk kez gördüğüm bir bilim insanını izledim soluk soluğa...

Adı İlyas Yılmazer, unvanı jeofizik profesörü. Ama bir şeyler söyledikten sonra kenara çekilen biri değilmiş. Deprem önlemleri için yargı dahil her yolu denediğini belirtiyordu. Her cümlesi dikkate değer, her kelimesi altın değerindeydi. Şaşkınlık içinde kaldım program sırasında...

İşte ilk örneğim; "zenginlik deprem ile gelir" diyor Yılmazer... Nedeni de çok basit, bizim kavrayabileceğimiz türden. Deprem sonrası yüzeye sıcak su ve minareller yükseliyor, kaplıcalar oluşuyor, toprak daha verimli hale geliyormuş.

Tam bir tezat değil mi? Değilmiş, tezat olanın, göz göre göre ovaların imara açılmasında olduğunu savunuyor İlyas Hoca... Haksız da sayılmaz. Çünkü bunun nedenini de somut biçimde ortaya koyuyor. Can alıcı cümlesi de şöyle. "Sit alanlarını gezdiyseniz görmüşsünüzdür. Hiç deniz seviyesinde, yüzeyde antik kente rastladınız mı? Örneğin Sagallasos, Bergama ve son depremin olduğu Elazığ'ın eski yerleşimi Harput... Bize tepeden, dimdik ayakta ve heybetlice bakıyor. Üstte kent, altta ova. Bu sayede ekip biçerek hem karınlarını doyuruyor, hem de canlarını kurtarıyorlar."

Derdini bu cümleler ile anlatıyor İlyas Yılmazer... Konuşurken öyle heyecanlı ki, neredeyse ekrandan dışarı çıkacak! İnsan haklı olunca, haklılığını örneklerle anlatınca herhalde bu şekle bürünüyor, diyorum ben de içimden... Hoca öfkeli, hoca heyecanlı, örnekleri peşi sıra sıralıyor:

"Dikkat edin; yıkıcı depremlerin yaşandığı yerlerin, ya da depremsellik özelliği taşıyan yerlerin sadece adına bakın yeter... Hemen sayıyorum, geçmişte olan depremlere göre de atıf yapıyorum. Örneğin deprem bölgesi Bornova... Altınova... Balçova... Marmara'da Yalova... Aynı gün depremin acısını yaşayan Adapazarı, Akyazı ve Düzce. Adı üzerinde kentin, düz yer anlamında Düzce demişler. Yazı da bir anlamda ova demek. Ya Adapazarı'na ne demeli..."

Prof. Dr. Yılmazer, bizim bildiğimiz, toplum olarak bile bile lades dediğimiz gerçeği bıkmadan yineliyor ve ovada "sıvılaşmanın" çok kolay olacağını, inşaat için uygun bir ortam olmadığını vurguluyor. Bir de büyük bir yaraya parmak basıyor. Diyor ki "Ovanın ortasına duble yollar, otobanlar neden yapılır? Bunlar yapıldıkça yerleşim artıyor, insanlar ovanın ortasına iniyor. Hep kısa yoldan zengin olma hırsı ile..."


Programda anlatılanların hepsini aktarmanın güçlüğünü tahmin ederseniz. Yılmazer, rakamlarla ve elinde tuttuğu bir plastik çubukla, basit bir uygulama da yapıyor ekranda... Kaya zemin üzerinde kurulu binanın salınımı ile yumuşak ve sıvılaşan toprağa sahip ovadaki yapının salınımını, öyle gerçek biçimde anlatıyor ki, ihmal, göz yumma, görevini yerine getirmeme uğuruna yok yere ölen binlerce insana üzülmemek, milyonlarca liralık milli servetin heba oluşuna seyirci kalmak mümkün değil. Tam burada Albert Camus'ya ait olduğunu duyduğum veciz cümleyi anımsatmak istiyorum.

"Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın!"

Burada bir soru akla geliyor; biz toplum olarak ne yapabiliriz?

Kilit nokta burası... Yöneticiler, oy uğruna gözlerini kapatır, vatandaş da geleceği düşünmeden günlük ranta esir olmuşken, toplum olarak bize de

"Ölenlere Allah'tan rahmet, ailelerine de sabır dilerim" cümlesini kurmak düşüyor!

İşte yeni ve somut bir örnek... Deprem sonrası 2 Şubat'ta Elazığ'a giden üç bakan, yapılanlar ve yapılacaklar konusunda basın toplantısındalar. Toplantıda Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Gümrük ve Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu açıklama yapıyor ve bitirmek üzereler... Gazetecilerden biri Pekcan'a dönerek, "Soru alıyor musunuz?" diyor. Bakan Pekcan'ın yanıtı da candan yürekten!

"Eveett..."

Ama sorunun sorusu havada kalıyor bir anda... Çünkü İçişleri Bakanı Soylu atılıyor ve cevabı yapıştırıyor. "Hayır almıyoruz."

Böylece deprem sorunu da çözümlenmiş oluyor!

Yolu gençlik yıllarında Bursa'dan geçen ve Atatürk Lisesi'nde öğrenim gören Şair-Yazar Nihat Behram'ın küçük bir dizesi ile ben de noktayı koyuyorum.

"Ben gücümü dertten aldım, mertten aldım..."