Bursa
Açık
22.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Öfkenin adı Çukur kahve

30 Ocak 2020 Perşembe, 23:28

Gençlik günlerimin vazgeçilmez uğrak yeri Çukur kahveden içeri girdim... Derin bir sessizlik hakimdi. İki masadaki 8 oyuncu bile sükûnet içinde, ders görür gibi kartları kontrol ediyordu. Yazılı sınavındaki öğrenci dikkati hakimdi on beş metrekarelik kahvehaneye...

Biraz soluklandım, bu kez soruyu ben yönelttim genç garsona... "Neden Şükret abin yok?" dedim ancak. O da "akşama gelcek" yanıtını verdi. Tam o sırada kapı aralandı ve emekli memur Candan içeri girdi. Gelişi pek hayra alamet değildi. Hemen yanıma oturdu ve "ne o ya, yazı yazmaktan bizimle hiç ilgilenmiyosun, olanları bir bilsen...Yaz da ne olduğunu herkes anlasın" dedi. Birden konuyu kavrayamadım ve sorunun ne olduğunu öğrenmeye çalıştım. Daha önceden haberim olduğu için "dernek konusu" denilince konuyu kavradım. Sizinle de paylaşayım örnek olur belki de... Kahvenin de içinde olduğu kooperatif evlerimizin 1963 yılında konulan adı Çiçek Sitesi... Bu nedenle evlere girilmesinin hemen ardından herkes bahçesine çiçek dikti. Ama anlatılanları dinlediğimde, hemen yanı başındaki belediyenin yaptığı ihale sonrası, sitenin ortasına "incir ağacı dikilecek !" gibi geldi bana...

Ayrıntıyı sordum Candana'a... Anlattıkları ilginçti. "Senin kurduğun dernek var ya, onun için dernek merkezi yapılması amacıyla muhtarımız bina yapılması talebinde bulundu. Çünkü daha 1961 yılında, park alanları, otoparklar planlanmış sitemizde... Onlardan birine yapılmasını istedik dernek merkezinin... Bina güçlükle bitti. Sıra bize verilmesine geldi." Orada Candan'ın sözünü kestim... Burada bir sorun mu çıktı diyecek oldum, birden fena patladı. "İhale olması mecburmuş. Bizim verdiğimiz aylık ücretten biraz fazlasını veren çevredeki bir gençlik derneği ihaleyi kazanmış oldu. Biz de evlerimizin ortasına kendi elimizle siteden olmayan bir sürü genci sokmuş olacağız. Üstelik başlangıçta bizim başvurumuz ve talebimiz ile inşaat başlamıştı. Yani bize verilmeyeceğine dair bilgimiz yoktu. Nasıl kızmayayım"

Dinleyince hak verdim ama ne yapılabilirdi! Bunu düşünürken Karadenizli esnaf İshak atıldı "Yahu sizin evler eski teğil mü? Tönüşüm falan yok mi ? Ula, yoksa ondan mı size böyle oyun oynadiler ?" Tüm dikkatler İshak'a yöneldi. Herkes böyle bir şeyin akıllarına gelmediğin yineledi. Ben de konuyu toparlamak için yeni aldığım bilgiyi paylaşmak istedim ve dernek merkezi konusuna geri döndüm. Tanıyanlar, belediye başkanı için "iyi insandır, sizi mağdur etmez" diyorlar diye ekledim. Çünkü bana verilen bilgiye göre başkan isterse ihaleyi dilediğine vermekte serbestmiş.

Pek aklıma yatmadı ama böyle bir şey duydum.

Tam bunları söylüyordum, Rizeli İshak'ın kardeşi Hamza atıldı ve konuyu değiştirdi "Haberlerde cördüm. Elaziğ'de bir hastane varmiş, bir şeyler takmişler, depremi az duymişler"dedi. Bir uğultu koptu kahvede, her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Bizim geveze marangoz Tufan hemen atıldı "ben işi anladım, bu şehir hastaneleri var ya, onları şirketler yapıyo, sonra da yıllarca devletten parasını takır takır alıyo...Yıkılırsa ne olacak, hastane parayı almıcak o zaman... Madem böyle bir imkan var, devlet hastanelerine de güzellik yapsalar ya?"

İşte kıyamet koptu. İşin rengi değişti. Bizim 56 yıllık, örnek sitemizin derdi bitti, sıra hastanelerin üzerinden iktidar-muhalefet kavgasına dönüştü. Konu Elazığ'dan açılınca, iş Kızılay'ın bağış talebine geldi dayandı...Paraların nerelere harcandığını, hattâ, Kızılay'ın topladığı eski bağışların bir kamu şirketinin aracılığıyla, bir dini vakıfa gittiği bile tartışıldı. Bunu duyduğumda birden kafamda bir şimşek çaktı...Kızılay'ın bağışları, bir dini vakfa gidiyorsa, bizim şirin sitemiz için yapılacak denilen küçücük bir dernek binası neden "dindar gençlere" verilmesin? Kafamdan bunlar geçerken arkama dönüp baktım; ortalık öyle bir karışmış ki, yandaki binadan belediye başkanı koşup gelse işin içinden çıkamazdı ! Ben de çayımı hemen bitirip, soluğu bahçede aldım.