Bursa
Açık
22.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Yıl 1989... Soydaşlar ülkemizde

06 Haziran 2020 Cumartesi, 19:19

Küresel salgının gölgesinde kalan göç hareketi şimdilik gündemde değil. Oysa bundan 4-5 ay önce sınırlarımıza dayanan ve ardından Yunanistan kapılarını zorlayan Suriye, Afganistan ve diğer üçüncü dünya ülkesi vatandaşlar Avrupa yollarındaydı. Hemen her gün, Edirne'deki dramı izliyorduk ekranlardan... Tampon bölgede mahsur kalan, gaz bombalı saldırıya maruz kalan bu toplulukların şu anda ne yaptığı konusunda bir bilgimiz yok. Büyük olasılıkla yurdumuzun içinde bir yerlerde geçici barınma alanlarında, durumun normale dönmesi bekliyorlar. Sonrası yine bilinmezlerle dolu.

Tam olarak buna benzemese de, daha haklı nedenlerle bundan 31 yıl önce Bulgaristan'da yaşayan soydaşlarımız, işkenceye uğramış, hapislere atılmış ve göçe zorlanmıştı. Sınırlarımızdan içeriye girerek çanlarını kurtaran bu soydaşların çoğunluğu Bursa'da önce geçici, sonra da kalıcı ikametgâhlarda ağırlandı. Bir süre sonra da toplum içinde varlıkları bile hissedilmeden Türkiye toplumuna katıldı. Bu dramatik göç hareketini 6 yıl önce belgesel yaparak anlatmaya çalışmıştım. Bu hafta not defterimde bu göç sayfasını açtım ve sizinle paylaşıyorum.

Bulgaristan zulmü ve Türkler

Acı, gözyaşı ve çaresizliğin adıdır göç...

Yurdunuzu, sevdiklerinizi, anılarınızı sizden alır, götürür bu zorunlu seyahat...

Çoğu kez savaşların sonucudur. Bazen de ırk ve mezhep çatışmaları neden olur göçe... Bu kaçınılmaz yürüyüşün en hazin olanı, bundan 31 yıl öncesi yapılmıştı...

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra en büyük göçtü bu yaşanan...

Bulgaristan'da yaşayan Türkler, 1989 yılında zorunlu biçimde göçe tabi tutulmuş, sınır kapıları çaresiz ve göz yaşına boğulmuş insanlarla dolmuştu.

Neydi onları bu zorunlu yürüyüşe sevk eden? Yüz yıllardır yaşadıkları yurtlarından neden ayrıldılar?

Yanıtları anlaşılamayan bir dizi soru vardı kulaklarda...

İsimleri Bulgar isimleriyle değiştirilen, ana dillerini konuşmaları yasaklanan, gözaltında ağır işkenceler gören Bulgaristan Türkleri, 14. yüzyıldan beri yaşadıkları toprakları terk ediyor, son çırpınışlarını sergileyen komünizmden kaçıyordu.

Yaşanan büyük göçün hazırlıkları eskilere dayanıyordu. Nedenlerin başında Türkler'in Bulgaristan'daki sayısal çoğunluğu geliyordu. Bu durum 19. yüzyıla kadar sürdü. 1934'e gelindiğinde 618 bin Türk, nüfusun yalnızca yüzde onunu teşkil ediyordu. Türk azınlığın sayısı azaltılırsa asimilasyon daha hızlı ilerleyebilirdi.

1940'lı yılların sonunda, Bulgar Hükümeti Türkiye'ye bir nota vererek sınır kapısını açmasını istedi. İktidara yeni gelen Demokrat Parti'nin oluruyla, 1950 ve 51 yıllarında 154 bin 393 kişi Türkiye'ye göç ediyordu. Bulgar rejimi bununla da yetinmedi ve Türkiye ile yakın akraba göçü antlaşması imzaladı. Böylece 1968'den 1978'e kadar 130 bin kişi daha Türkiye'ye göç etti.

Türk mü, Müslüman mı ?

Resmi tarihin değiştirilmesi, asimilasyonun bir başka önemli ayağıydı. 70'lerin sonundan itibaren, aslında Bulgaristan sınırları içinde Türk diye bir azınlık grubunun bulunmadığı, bunların Osmanlı döneminde Müslüman yapılmış Bulgarlar olduğu yazılmaya başlandı. Tarih kitaplarının değiştirilmesi yaklaşan fırtınanın habercisiydi.

1982 yılında Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, Bulgaristan Cumhurbaşkanı Todor Jivkov, "hocaları var, camileri var. Bu halk Türk halkının bir parçası değil. Bu halk Bulgaristan'ın bir parçası..." diyordu. Jivkov, bu ziyaretin ardından 1984 yılında sert asimilasyon dönemini başlattı.

Camiler ibadete kapatıldı. Bazıları ambara dönüştürüldü. Hacca gitmek ve hatta sünnet bile yasaklanmıştı. Sünnet edilen çocukların anne ve büyükanneleri 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılıyordu. Türkler cenazelerini bile diledikleri gibi kaldıramıyordu. Arapça ve Türkçe yazılı mezar taşları da paramparça edilmişti.

Todor Jivkov, isim değiştirme kampanyasına "soya dönüş süreci" adını vermişti. Osmanlı döneminde zorla Türkleştirilmiş olan Bulgarlar'ın, isimlerini gönüllü olarak değiştirdiklerini iddia ediyordu.

... Ve Belene... 1985'te yaklaşık bin Türk liderinin yattığı o meşhur Bulgar zindanı... Mahkûmlar gece gündüz, madenlerde köle misali çalıştırılıyorlardı...

Bulgaristan Türkleri Belene'den sürgün edildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti diplomasi kartını oynuyordu. Bulgaristan ve Türkiye arasındaki müzakereler başlamıştı...

Bu arada Bulgaristan Türkleri serbest uluslararası dolaşım hakkını elde etmişti. Jivkov'un asimilasyon politikasında değişikliğe gitmesi de kaçınılmazdı. O yeni yöntemin adı da zorunlu göçtü... Böylece 1989 göçü 6 Haziran'da başladı. Pasaportunu alan herkes yollara düştü. Genci yaşlısı... Hatta geleceğin olimpiyat şampiyonu haltercisi...

1989 göçü Türkiye'ye gücünün üzerinde bir yük getirmişti. 21 Ağustos'ta Türkiye, Bulgaristan sınırını kapattı. Sadece vizeli girişlere izin verildi. Buna karşın bir yıl içinde Türkiye'ye gelenlerin sayısı 350 bini buldu.

Göçmenler çoğunlukla İstanbul ve Bursa'daki yakınlarının yanına yerleşirken, iş bulmakta güçlük çektiler. Bu nedenle yaklaşık 130 bin göçmen, Bulgaristan'a geri döndü.

Bursa'da ise soydaşlar için şehrin doğu ve batısında göçmen konutları inşa edildi. Kısa sürede entegrasyon başladı ve özellikle kentli göçmen kesiminin katkısı da yadsınamaz hale geldi.

Yıl 2020, bu olayın üzerinden 31 yıl geçmesine karşın ne acı ne gözyaşı kaldı. Çünkü, onlar bu topraklardan götürülmüştü oralara... Yeni yaşamlarına alışmaları bu nedenle çabuk oldu. Yaşananlar, yaşayanlar için unutulmaz, yeni doğanlar için de ders niteliğindeydi.