Bursa
Çok Bulutlu
24.3°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Yaşanmış Bir Dağ Masalı

01 Ağustos 2020 Cumartesi, 18:14

Türkiye, çok partili demokratik düzene geçtikten sonra ilk kez askeri bir müdahaleye tanık olmuştu...

27 Mayıs dönemi kendini iyice hissettirirken, yeni mezun bir öğretmen, ilk tayinini yaşamanın heyecanı ile görev yapacağı köyü görmek için yola koyuluyordu...

Tayin emri kendisine tebliğ edildiğinde, gideceği köy hanesinde "Seferışıklar" yazıyordu.

Bilenler "merkeze bağlı şirin ve küçük bir köy" dediler.

Neredeydi, nasıl gidilirdi, gidildiğinde nelerle karşılaşılırdı?

Genç öğretmen bu soruların cevabını bulmaya çalışırken, kendini Bursa'nın Tahtakale semtinde buldu. Çünkü ulaşım buradan ve jip ile sağlanıyordu.

İkinci bir yol da yok değildi. Günde bir kez yine Tahtakale'den kalkan eski bir otobüs Keles'e gidiyor, Seferışıklar ve diğer köylere ulaşmak isteyenler, yolda indiriliyordu.

İçi görev heyecanıyla dolu öğretmen jipi tercih etti.

Mustafa Işığıgür'ün yazıhanesinden özel olarak kalkan jeep marka binek otomobil, öğretmen, ablası ve küçük yeğenini köye kadar ulaştırmıştı.

Üstelik, köyü anayola bağlayan patika ve coşkulu suların altından aktığı tahta köprüden korkulu biçimde geçiliyordu...

Dik bir yamacın eteğinde 50-60 kadar ahşap köy evi, tek düzlüğe oturmuş harmanyeri, tek minareli bir cami ve meydanda duran Austin marka bir kamyon...

1960 yılının Bursası ve ona bağlı bir dağ köyünde ortaya çıkan tablo böyle bir görüntü veriyordu.

Görev kutsaldı, kaçınılmazdı... Mezuniyet heyecanı her türlü zorluğun üstüne çıkıyordu.

Çalıkuşu romanındakine benzer bir manzara karşısında ancak suskun kalınabilinirdi.

Aslında yeni mezun kadın öğretmenin, Seferışıklar hakkında öğrenecekleri bu kadarla sınırlı değildi.

Keşif gezisinin ardından, Ali Geyik'e ait köyün tek kamyonuna eşyalarını doldururken, okulunu ve ilk öğrencilerini düşünüyordu.

Annesi ve küçük yeğeni ile okulun lojman kısmına yerleşmesi çok zaman almamıştı.

Sıra dersaneleri görmeye geldiğinde muhtar tok bir ses tonuyla "öğretmen hanım, okulumuz yeni. Zaten üçüncü sınıfa kadar geldile... Hepsi aynı sınıfta öğreniyola..." açıklamasını yapıyordu.

Yaklaşık 40 kadar pek de küçük sayılamayacak öğrenci, sağa sola kaymış beyaz yakalar, simsiyah önlükler içinde yeni öğretmenlerini bekliyordu...

Genç öğretmen, küçük yeğenini lojmanda bırakarak, meslek yaşamındaki ilk öğrencileri tanımaya koyuldu.

Daha ilk günden onları çok sevmişti...

Dikkatini bir şey çekti... Gelenler, ellerindeki ağaç dallarını okulun altındaki ardiyeye tek tek bırakan ve genellikle erkek öğrencilerdi. Kızlardan eser yoktu.

İdealist genç öğretmen, Seferışıklar gibi köylerde, kızların okuyup yazmasının hoş karşılanmadığını, Bursa'yı gören kadınlara iyi gözle bakılmadığını henüz bilmiyordu.

Muhtar, imam ve köyün tek kamyonuna sahip Ali Geyik'e durumu açmıştı ve kızların okula gelmesini sağlamaya çalışıyordu.

Günler günleri kovalıyor, kış tüm ağır koşullarını sergiliyor, minik öğrenciler buna karşın giderek derslerini daha kolay kavrıyordu.

Bu arada Yassıada mahkemeleri başlamış, DP yöneticileri yargılanıyordu. Köydeki tek pilli radyodan bu gelişmeleri dinlemeye çalışıyordu genç öğretmen...

Arada bir, köylü kadınların ziyareti ile mutlu oluyordu. Ellerindeki çıranın ışığında köylü kadınlar yolu bulmaya, o da geleceği görmeye çalışıyordu.

Kendi kaderine terk edilmiş gibiydi Seferiışıklar... Evlerin duvarlarına cam yerine naylon ve karton muhafazalar konmuş, en küçük bir ihtiyaç için komşu köye gidiyordu Seferişıklar sakinleri... Güneybudaklar, Şeytanbudaklar, Kıranışıklar, Akçaköy, Gündiret isimleri beynine yerleşmişti genç öğretmenin...

Çünkü, çay, şeker, tuz gibi mutfak ihtiyaçları buralardan karşılanıyordu.

Esmer köy ekmeğinin tadı da bir başkaydı.

Öğretmen, küçük yeğenini de sınıfına alıyor, köy çocukları ile kaynaşmasını sağlıyordu.

Bir garipti eğitim biçimi... Önce birinci sınıflara ödev veriyor, ardından yandaki sırada oturan ikinci sınıfları sözlüye kaldırıyor, ardından aynı dersane içindeki üçüncü sınıfları yazılı sınava tabi tutuyordu.

Yine de hayatından memnundu. Çünkü kutsal bir görev yapıyordu.

Küçük bir işlem için Soğukpınar nahiyesine giderek, nahiye müdürünü bulma zorunluğu bile onu işinden soğutmuyordu.

Derken kurban bayramı geldi.

Köyde bir telaş, köyde bir hareket ki görmeyin gitsin...

Ekmekler pişiyor, yemekler yapılıyordu. Sandıklardaki yeni ceket ve pantolonlar çıkarılıyor, üç etekler giyiliyordu.

Şenlik de vardı bu arada...

Elindeki bakracı ters çeviren köyün delikanlı kadını "Bakır Zeynep" döktürüyordu.

Folklorun hası, gerçeği bu küçük köydeydi aslında...

Köy meydanında güreşler tutuluyor, konuklar ağırlanıyordu.

Seferiışıklar gençleri şenlikte...

Hepsinden çarpıcı olanı, genç öğretmeni ziyarete gelen yakınlarının hemen her eve davet edilmesiydi.

Gidilmediğinde en büyük saygısızlık yapılmış kabul ediliyordu.

Radyo dinlemeyen, gazete okuyamayan, cam gibi bir nesneyi tanımayan bu köyün sakinleri, ilginç bir adalet anlaşıyına da sahipti...

Suç işleyenin cezası ihtiyar heyeti tarafından herkesin huzurunda veriliyordu.

Komşusundan odun çalan bir köy sakininin, sırtında dolu küfe ile dolaştırılması henüz unutulmamıştı.

Seferışıklar belki sefalet içindeydi ama, adaletin, komşuluğun, konukseverliğin, içtenliğin saflığın başkentiydi.

Ekmeğini konukları ile paylaşan, suç kelimesini ortadan kaldıran o insanlar belki de günümüze göre hayal alemindeydi...

Yıl 1961... Seferiışıklar İlkokulu öğrencileri ve İsmail Kemankaş...

1960-61 ders yılında bu köyde görev yapan köyün 18 yaşındaki genç öğretmeni teyzem merhum Şengül Uluş'u, minik yeğeni ben İsmail Kemal Kemankaş olarak, o hayali ve "Yaşanmış Bir Dağ Masalı"nı ölünceye kadar unutmayacak ve yeri geldiğinde de bıkmadan anlatacağım.