Bursa
Açık
30.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Silahlar... İki sarışın adam ve Türkiye

27 Kasım 2017 Pazartesi, 09:38

Kasım ayı soğuk yüzünü göstermiş...

Kış kapıda bekliyor

Ne anlama geldiğini pek de çıkaramadığım biçimde Türk bayrakları yarıya inmiş konumda.

Ben, babam ve annem, Austin markalı, ağır ağır hareket eden bir kamyonun şoför mahallindeyiz...

Taşınıyoruz.

Yıl 1963... Kasım'ın 23'ü... Bir gün önce ABD Başkanı John F. Kennedy'nin öldürüldüğünü radyodan öğrenmiştik.

İlk kez duyduğum suikast kelimesi kullanılıyordu Başkan'ın ölümü için...

Bayrakların neden yarıya indirildiğini de bu vesile ile öğrendim.

ABD Başkanı'na saygı içinmiş bu duruş.

Bunları neden anlatıyorum, biliyor musunuz?

Bir sorunun yanıtını alabilmek için. Bu olaydan tam 54 yıl sonra, yani bugün aynı olay söz konusu olsa, Türkiye'nin yaklaşımı aynı olabilir mi?

Geldiğimiz noktada, Suriye ve Sarraf dosyası, bunu mümkün kılmıyor sanki...

BAYRAKLAR NASIL YARIYA İNER?

Dikkati çektiğim konu bayrağın yarıya indirilmesiydi. Bir felaket ya da önemli bir devlet adamının ölümü, bir başka ülkeyi ne denli etkiliyor, o ülkenin halkını ne kadar üzüyor, böyle ölçülüyor sanırım.

Bu konuda Anayasa'nın 4. maddesi bakın ne diyor:

"Türk Bayrağı, yas alameti olarak 10 Kasım'da yarıya çekilir. Yas alameti olmak üzere bayrağın yarıya çekileceği diğer haller ve zamanı Başbakanlıkça ilân edilir."

Anayasa'nın 4. maddesi dışında teamül haline gelen gelenekler de vardır.

İdare bu teamülleri şöyle yorumluyor:

"Ayrıca milli yas günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde bayraklar yarıya iner. Başka ülkeler de mateme katılmak için bayraklarını yarıya indirebilirler. Bu uluslararası bir gelenek haline gelmiştir."

Şu satırları yazarken, haber bültenleri içinde bir alt yazı geçiyordu. Mısır'daki bir camiye düzenlenen intihar saldırısında 235 kişi (sayı arttı maalesef) ölmüş, Mısır Hükümeti milli yas ilan etmiş.

Bugünün teknolojisi ve geldiğimiz noktaya çok tipik bir örnek. Yazıyı bitirmeden örneğini canlı yaşıyoruz.

Kennedy suikastini gündeme getirmemin nedeni sadece bayrakların yarıya indirilmesi değildi. Amerikan Başkanı'nın Türkiye'deki sempatisi ve güvenilir olmasıydı. O sırada, bizler ilkokul öğrencileri, ABD markalı kutularda gelen süt tozlarını, okullarda süt yerine içerdik.

Kennedy'nin, kısa süren başkanlık süreci, daha önce söz ettiğim gibi 22 Kasım 1963 günü, Teksas Eyaleti'nin Dallas kentinde bir suikast sonucu bitmişti.

Katil ve katili öldürenin, bunu neden ve kimlerin adına yaptığı günümüze kadar karanlıkta kaldı.

SARI SAÇLARI VE PARTİLERİ

Şimdi de o günlerde yaşananlar ve o günlerin ABD yöneticileri ile bu dünya devinin Türkiye ilişkileri açısından benzerlik ya da farklılıklarını vurgulamak istiyorum.

Kennedy, kendinden önceki başkan Eisenhower'in başlattığı Küba'yı Castro'nun yönetiminden kurtarma projesind, başarısız oluyor ve CIA Başkanı'nı görevden alıyor.

Demokrat Kennedy ile Cumhuriyetçi Trump'ın benzerlikleri sadece sarı saçları, farkları ise partileri...

Kennedy'nin Küba başarısızlığı ile Trump'ın Suriye çıkmazı ise benzer...

Rusya'nın (o günkü SSCB) Küba için ABD ile önce mutabakat sağlaması, başarısızlık sonrası Küba'ya füze yerleştirmesi de dikkat çekici...

Kennedy'nin suikasti üzerine üretilen komplo teorilerinden biri de Vietnam'dan asker çekmesi üzerine, silah tüccarlarının bu sonu hazırlaması...

Trump, aynı hataya düşmüyor ve silahı her ülke ziyaretinde kendi satıyor.

Yine bir fark...

Buna karşın ABD- Kuzey Kore gerilimi, bir anda Küba'yı anımsatıyor.

Kennedy döneminde, yakınımızda çıkar savaşları yaşanmadığı için ABD ve sarı saçlı başkana duyulan sevgi en üst seviyede.

Bu kez durum farklı. İt dalaşı ve enerji savaşı güney sınırımızda yaşanıyor. Yani işin içinde Türkiye de var.

John F.Kennedy'nin ölümünden kısa bir süre sonra Kıbrıs'taki vahşet, 1964 yılında da yeni başkan Johnson'un Türkiye'ye yazdığı o tehdit mektubu da sanki günümüze atıf yapar cinsten.

O gün Türkiye-ABD ilişkileri, gerginliklere karşın 1974'e kadar büyümemiş, sonra da Ada'ya yapılan çıkarma ve ardından ambargo ile sonuçlanmıştı.

BÜYÜK BALIK KÜÇÜK BALIK

Bu kadar laf kalabalığından ben şu sonucu çıkardım; yıllar geçse de değişen hiçbir şey yok... Büyük balıklar, küçükleri yutmaya çalışıyor.

Yapılacak tek hareket, bu tür çalkantılardan en az zararla ve birlik içinde çıkabilmek.

Yine bir kasım ayı ve değişen gündeme yetişemediğimiz günler içindeyiz.

Bir NATO ülkesi olarak, teamüller dışına çıkarak Rusya'dan füze satın alıyor, Avrupa Birliği'nden hızla uzaklaşıyor, bir yerlere doğru kopmuş gidiyoruz.

Sanki 1963 yılındaki gibi siyasi çalkantılar ve ekonomik zorluklar yineleniyor.

Tek fark, batıdan bir devlet adamının ölümü karşısında artık bayrağımızın yarıya inmeyeceğini biliyoruz.