Bursa
Açık
31.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Noel'e beş kala ve katliam...

25 Aralık 2017 Pazartesi, 16:46

Kendi evimize yeni taşınmıştık... Sevinmemiz gerekirken, annem ve babam sessizlik içindeydi. Dördüncü sınıfta okuyan küçük bir öğrenci olarak, yaşananları anlamam pek olası değildi. Sonra geriye dönerek düşünmeye başladım.

Kamyona eşyaları yükleyip Yıldırım semtine doğru yola çıktığımız gün, ABD Başkanı Kennedy'in ölümü nedeniyle bayraklar yarıya inmişti. Yani dış dünyada bir şeyler oluyordu, ama bunların anlamı neydi?

Okula ve evimize alışmaya çalıştığımız günlerdi bunlar... Babam ile en yakın berbere gitmiştik. Sıra beklerken, Hürriyet gazetesinin spor sayfası gözüme çarptı. Çok güzel bir gol fotoğrafı vardı. Frikikten Brezilyalı Garrincha atmış Bulgaristan maçında... 1962 yılında yapılan Dünya Kupası'na ait bir gelişmeyi aktarıyordu gazete haberi...

Golün yapılışını hayal ederken, sıra bekleyen orta yaşlı bir adam sessizliği bozdu: "Biliyor musunuz, bizim değiştirme birliği askerleri geceleri sivil kıyafetle Rumlar'a baskın yapıyor..."

Bilgiç bir ifade ile sarf edilen bu cümlenin anlamını çözmeye çalıştım. Türk askeri Rumlar ile nerede karşılaşmış, neden çarpışmışlar?

Merakım geçmeden, berber sorularımın yanıtını bana değil de o müşteriye verdi:

"Bizimkiler haklı, Kıbrıs'ta Türk köylerine Rum çeteciler giriyormuş, işkence yapıyormuş. Senin dediğini ben de duydum..."

Dikkatim artık bu konuşmalardaydı. Kurulalı henüz 3 yıl olan Kıbrıs Cumhuriyeti'nde Türkler ve Rumlar'ın birlikte yaşadığını, o günlerde çatışmaların çıktığını, amacın Türkler'i Kıbrıs'tan atmak olduğunu bir çırpıda öğrendim. Birkaç gün sonra da önce İstanbul Radyosu'nun haberleri ile yine gazetelerden o korkunç olayı dinledim ve öğrendim. Belleğimde yer eden ve hiç çıkmayan küvette yatan, öldürülmüş çocuklar ve bir kadındı. Beni, iki halkın, iki ülkenin veya dünyanın birbiri ile olan çatışması ilgilendirmiyordu. O fotoğraf gözlerimin önünden bir türlü gitmedi uzun yıllar...

Üstelik bugünlerde olduğu gibi, yılbaşına doğru yapılmıştı bu katliam... Hristiyan dünyası kadar olmasa da bizim için de yeni yıla giriş önemliydi. O gece yine tombala oynayacak ve eğlenecektik... Ama olmadı.

1974 yılındaki Kıbrıs Harekâtı'na kadar olayın iç yüzü ile çok ilgili değildim.

Sonra aklıma 1963 yılının o soğuk Aralık günü radyoda dinlediğim haber ve o fotoğraf yine karşıma çıktı.

Sonra... Sonra o katliama dair çok sayıda haber, fotoğraf gördüm, yorum okudum. Bu nedenle, benim gibi 1963 yılındaki çocukları derinden etkileyen o korkunç olayı, yani katliamın oluşunu aktarmak istedim, içinde bulunduğumuz 2017'nin son Aralık günlerinde...

RUMLAR'IN AKRİTAS PLANI

Yıl 1963, Aralık ayının ilk günleri... Türkiye'de İnönü'nün koalisyon hükümeti istifa edince, Yunanistan'da da hükümet değişikliği olur ve Yorgo Papandreu göreve gelir. Amaç, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kuruluş anlaşmalarını tanımayarak, Akritas Planı ile tehciri uygulamak...

Bu amaçla, Yunanistan binlerce EOKA çeteciyi Ada'ya çıkarır ve Türkler'e karşı saldırılar başlar. 21-25 Aralık tarihlerinde Lefkoşe yakınlarındaki saldırılarda iki Türk öldürülür. Türk gençleri olayı protesto edince, üzerlerine ateş açılır. Olaylar giderek büyür. EOKA çetecilerine, Rum milisler de destek verir, olaylar giderek genişler. Atatürk fotoğrafı ve Rauf Denktaş'ın bürosu saldırıya uğrar. Rum ve Yunan milisleri insan avına başlar ve olay katliam boyutuna dönüşür.

Lefkoşe yakınlarındaki Kumsal bölgesi hedeftedir. Burası Türkler'den temizlenirse, Rumlar'a göre hedefe ulaşılacaktır. 24 Aralık'ı 25 Aralık'a bağlayan gece, Hz. İsa'nın doğum günüdür. O gece, Hıristiyan dünyasında kutlu doğumu kutlamak için şenlik vardır. EOKA üyesi Rumlar, Kıbrıs Türklerine karşı saldırı başlatarak, Lefkoşe'nin Kumsal semtini basarlar. Rumlar otomatik mavzerlerle İrfanbey Sokağı'na girdiklerinde, 2 numaralı evde bulunan Mürüvvet Hanım, üç oğlunun pijamalarını giydirmiş, yatağı henüz açmıştır. Mürüvvet Hanım, kapının önündeki Rumca konuşmaları duyar duymaz, çocuklarını kaptığı gibi banyoya koşar. Oğullarını küvetin içine doldurur, bağrına basar. Evdekiler saklanmaya çalışırken kapı kırılır, makineli tüfekler işlemeye başlar. Rumlar savunmasız bedenlere otomatik mavzer ve otomatik tabanca ile yaylım ateşi açar. Banyodaki küvet, ölüm çukuruna döner. Ateş altındaki Kumsal semtine yaklaşma imkanı yoktur. Ancak iki gün süren çatışmaların ardından ulaşılabilir. 2 numaralı evin kapısından içeri girildiğinde karşılaşılan manzara ürperticidir. Küvetin içinde bir kadın, cansız yatmıştır. Göğsü üzerinde üç küçük çocuk...

Kıbrıs Türk Alayı Binbaşısı Dr. Nihat İlhan'ın ailesi işte böyle katledilir. Vahşetin fotoğrafları, Kıbrıs'tan uzun bir süre sonra, film gibi bir senaryo ile çıkarılır ve 1964 yılında tüm dünya ile paylaşılır. Bu fotoğraf, Kanlı Noel'in sembolü olur ve bu sayede Ada'daki Türk varlığı güvence altına alınır, 20 Temmuz 1974'e kadar...

Ailesini, dünyanın gözü önünde vahşice kaybeden Binbaşı Nihat İlhan, ne gariptir ki, 25 Aralık 2016 günü yaşama gözlerini yumar. Yine bir Noel'dir ve bu kez bu dünyadan göç eden acılı bir babadır.

Yine bir yılbaşı öncesindeyiz... Son yıllarda, onlarca şehit haberi ile sınırlarımızın hemen dışında kan, ateş ve gözyaşı var. Bunların dışında yeni tehlikeler de cabası... Kanlı Noel'deki o vahşet sahnesi o dönemde Türkiye'yi tek vücut haline getirmişti.

Aynı bütünlüğü şimdi gösterebilir miyiz, gibi garip bir soru bence yanıt bekliyor. Cevabı verebilmek için birkaç gün önce cereyan eden bir olaya bakmak gerek. Yunanistan'da temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, CHP lideri pek de alışılmadık bir üslupla "Elimizden giden Ege'deki adaları konuşmadınız mı?" sorusunu yöneltiyor. Ne gariptir ki yanıt Yunan Savunma Bakanı'ndan geliyor...

"Gel de al görelim'"

CHP lideri "2019'da alacağım diyor" da iktidardan çıt bile çıkmıyor.

Ben mi?

Ben hâlâ 1963 yılı Aralık ayının son günlerindeyim. Garrincha'nın frikik golü ile küvetteki cesetler bir kez daha gözümün önünde...