Bursa
Açık
32.3°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: İşgal, trajedi ve mutlu son

25 Nisan 2020 Cumartesi, 20:13

Bu hafta konu için not defterimi karıştırırken, yaşanmış bir işgal trajedisi dikkatimi çekti. 2006 yılında Bursa Defteri isimli yayın organında yayınlanan bu gerçek öyküyü, 23 Nisan'ın yüz üncü yılını kısa bir süre önce geride bıraktığımız şu günlerde sizlerle paylaşmak istedim.

"Allah gavur işgalinden korusun..."

Çocuk çağlarında sıkça duyardı bu cümleyi.

Anneannesi, şilte üzerine oturup kahvesini yudumlarken gözleri dalar ve bir süre sonra bu sözlerle anlatmaya başlardı.

Nedensiz değildi bu konuyu açması.

Yıl 1961'di ve Yassıada Mahkemeleri her akşam radyodan naklen veriliyordu. Devrik Başbakan Adnan Menderes'e hayranlık derecesinde bağlı olduğu için suçlamaları hiç değerlendirmez, kendi kendine söylenirdi anneanne, ev sakinlerinin duymasını istercesine...

"Demokratlar düşman mı, vatanı mı sattılar, Yunan'la birlik mi oldular?.."

O dönemde 60 yaş civarında olan anneanne, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi başbakanına reva gördüğü muameleyi bir türlü içine sindiremez.

... Ve bu konuyu kapatıp sözü işgal yıllarına getirir.

İşgal sırasında ilk çocuğuna hamile, eşi silah altında, geniş ailesi ile birlikte yaşayan bir Osmanlı kadınıdır Saide Hanım...

Babası 93 Harbi sırasında Bursa'ya gelen bir Kırım Türkü'dür.

Söylenceye göre Ahmet Vefik Paşa, Bursa Valiliği görevindeyken dedesi Hasan Efendi, birkaç arkadaşıyla huzura çıkar ve evlerini kuracak yer ister.

Yerli halkın Kırım göçmenlerine pek de iyi bakmadığı bilinen bir gerçektir çünkü... Paşa, kıvrak zekasıyla çözüm üretmiş ve adresi göstermiştir.

Mollaarap semtinin altında, Talimhane'nin güneyinde yer alan bir mezarlıktır bu adres... Ahmet Vefik Paşa, "Hoca Efendi, dirilerden madem fayda yok, gidin ölülerin yanında kurun mahallenizi" demiştir.

Kısa sürede yurtlarını oluşturur Kırım göçmenleri... Mahallenin adı önce "Mezarlık" olmuş, ardından da vefa örneği gösterilerek "Vefikiye"ye dönüşmüştür.

Yıllar yılları kovalamış, Hasan Hoca'nın oğlu Osman büyümüş, eğitim aldıktan sonra polis teşkilatının bir üyesi olmuştur.

Kısa bir süre sonra yaşamını kendisi gibi Kırım göçmeni bir ailenin kızı olan Fatma Hanım'la birleştirir.

Yeni gelin Fatma, o bölgede etkin bir konumda olan ve bugün bir otobüs durağına ve semte ismi verilen Şeyh Sabit'in baldızıdır.

Aradan uzun bir zaman geçer... Fatma-Osman çifti 3 kız ve bir oğlan sahibi olmuştur. Bu arada meslekte gelişimini tamamlayan Osman Efendi, komiserliğe terfi eder... Bir ara Karacabey'de, o dönemin tanımlamasıyla "müdde-i umum" yani savcılığa bile vekalet etmiştir. Bir süre de Eskişehir'de yine komiser olarak görev yapar. Tayin olup, görev yerine 3 günde ve yaylı araba ile gittikleri de sohbetlerde anlatılır.

Yıllar yılları kovalar, o unutulmaz günlere gelinir.

8 Temmuz 1920'de Yunan birlikleri Bursa'ya girdiğinde, Komiser Osman (Kayacan) 49 yaşına girmiş, ortanca kızı Saide 2 yıllık evli 20 yaşını bitirmiştir.

Komiser Osman, böyle sıkıntılı bir dönemde hem kendinin hem de biri dul 3 kızının ve bir oğlunun sorumluluğunu da üstlenir aile reisi olarak... Çünkü iki damadı da silah altına alınmıştır.

Bu arada, Bursa'daki bir karakolda görevi sürer ve Yunan askerlerinin eylemlerini sessizce izler.

Bir gün mesai bitiminde evine dönerken Umurbey civarındaki bir evin kapısında 3 Yunan askerini görmüştür. Semtte hafifmeşrep olarak bilinen dul bir kadının kapısıdır gördüğü...

Yunanlılar içeriye girmek için ısrar ederken, kadın direnmektedir.

Komiser Osman dayanamaz ve kapıya yaklaşarak sert bir ses tonuyla "bırakın kadını yahuu... Sizi istemiyor işte" deyiverir. Askerler hemen Komiser Osman'a yönelir. Koluna girerek boş bir alana götürürler.

İçlerinden biri "ateşin var mı?" diye sorar. Bir kibrit çakılır ve Osman Efendi'nin yüzü görünür. İki Yunan askeri silahlarının kabzasını kavramış, mermiyi sürerken, bir diğeri soruyu yöneltmiştir :

"Osman Efendi sen misin?"

"Evet" yanıtını alınca durum değişmiştir. Çünkü o günlerin deyimiyle "yerli Rum"dur tanıyan. Yunan askeri Bursa'ya girdiğinde onlara katılmıştır yerli Rumlar... Geçmişte, bir iyiliğini gördüğü Komiser Osman'ın canı böylece bağışlanmış, evine kadar refakat edilmiştir.

TEHDİTLER VE İSTANBUL'A TAYİN

Komiser Osman, işgal yıllarında sürekli tehdit altında kalır. İş çıkışı yaşadığı bir başka olayda, her zaman olduğu gibi az daha canından olacaktır.

Yunan askerleri takibe aldıkları Komiser Osman'ı Temenyeri mevkiinde kıstırırlar. Birkaç anlamsız sorunun ardından silahlara davranırken, Osman komiser silahını çeker ve birkaç el havaya ateş açar.

Şaşkınlıktan istifade, ara yollardan kaçarak Vefikiye Mahallesi'ndeki baba evine doğru koşmaya başlar... Yunan devriyeleri sadece ana yolları bildiğinden izini kaybettirmeyi başarmıştır. Sokağın başına geldiğinde eşi ve kızları kapıda beklemektedir... Çünkü eşi Fatma silahtan çıkan sesi tanıyarak "kızlar bu babanızın silahı" diyerek kapıya koşmuştur bile.

Sonraları "Tatar komiser" diye anılan Osman Efendi, tedbirini almış ve eşine silahı ateşlemeyi de önceden öğretmiştir.

Özetle, işgal yılları yerli Rumlar'ın Yunan birliklerini bilgilendirmesiyle (!) Bursalılar için zorlu geçmektedir.

YUNAN KAÇTI BURSA YANDI

Eza dolu işgal günleri artık bitmek üzeredir.

Komiser Osman, Yunan İşgal Komutanlığı'nın önerisiyle İstanbul'a tayin edilmiş, Bursa'da daha pasif görünen meslektaşları bırakılmıştır. Türk Ordusu'nun ayak sesleri Dimboz'dan (Erdoğanköy) duyulmaya başlamıştır.

Yunan birlikleri yaklaşan sonu hissederek, "kaçarken nasıl zarar veririz?" sorusuna cevap aramaktadır.

Karargâh olarak kullandıkları (söylence böyle) Işıklar'dan kenti taciz ateşine tutarak, bazı bölgeleri yakmaktadırlar.

Vefikiye sakinleri bu taciz ateşi ve yangınlardan iyice bunalmıştır.

Komiser Osman'ın, eşleri askerde olan kızları da diğer mahalle sakinleri gibi "düşman tehlikesini" savuşturmanın planları içindedir.

Ateş giderek yaklaşmaktadır... Kiremitler havalarda uçuşurken bir grup mahalle sakini ve Komiser Osman'ın ailesi Temenyeri sırtlarına doğru tırmanmaya başlamıştır. Osman Efendi'nin ortanca kızı Cemile, iki çocuğunu da kucaklayarak kaçmaya çalışırken yardımına evli ve çocuksuz kız kardeşi Saide yetişir.

1 yaşındaki Meliha annesinin, 3 aylık Hüseyin de teyzesinin kucağındadır. İki kadın kucaklarındaki çocuklarla Yunan ateşinden korunmaya çalışır.

Bir ara Cemile ve Saide kardeşler yorgunluktan bitkin düşer, dinlenmek için bir kayanın üzerine otururlar. Tepeye de çok az bir mesafe kalmıştır.

Hemen akıllarından geçeni uygular ve kundaktaki Hüseyin'i kayanın arkasına bırakırlar. Korku ve heyecanla birkaç saat tepede uygun bir yerde saklanırlar... Tehlikenin geçtiği haberiyle dönüşe geçerek, kundaktaki Hüseyin'i bir kez daha kucaklayıp, dönüşe geçerler.

Ne büyük şans ki, bebeğe bir şey olmamıştır...

Bebek büyür, yüksek öğrenim için Ankara'ya gider ve yıllarca Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'nda binlerce öğrenci yetiştirir.

2 yıl 2 ay ve 2 gün...

TBMM salonunda Bursa için kürsüye konan siyah örtünün ömür süresi budur.

O günleri yaşayan her Bursalı, bunu hiç unutmaz ve kendinden sonraki kuşaklara anlatarak, unutturmamaya da çalışır.

NOT: Bu yaşanmış öyküdeki Komiser Osman Efendi annemin dedesi, Saide Hanım da anneannem olur.