Bursa
Açık
30.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Bursa Nutku ne zaman ve nerede söylendi?

29 Şubat 2020 Cumartesi, 23:06

Şubat ayını dün geride bıraktık. 87 yıl önce 1 Şubat günü Bursa'da yaşanan bir olay ve doğurduğu sonuç, günümüze kadar pek de anlaşılamadan gelmiştir. Bu konuya açıklık getirebilmek için eski notlarıma göz attım ve ayrıntılı biçimde aktarıyorum.

Atatürk'ün Büyük Nutku dışında tartışılan bir metin daha vardır: Bursa Nutku... Tartışma nedeni de Gazi Mustafa Kemal'in, Bursa'daki devrim karşıtı tepki üzerine doğaçlama olarak sadece konuşma yapması ve bunu metinleştirmeyişidir. Söz konusu toplantıdaki bu tarihi ve önemli konuşma, daha sonra nutuk biçiminde yazılı hale getirilir.

Cumhuriyet devrimleri toplum tarafından henüz içselleştirilmeye çalışılırken ve Latin Alfabesi'ne geçen Türkiye Cumhuriyeti'nde konuşma dilinin daha sadeleştirilerek Türkçe olmasına çaba gösterilirken, bazı çevrelerden yükselen karşı devrim hareketlerinden biri de Bursa Hadisesi'dir. Bunun sonunda tartışılan Bursa Nutku doğar. Olay aynen şöyle gelişir:

Tarih 1 Şubat 1933 Çarşamba... Bursa Ulu Cami'den çıkan 100 kadar kişi, "Ezan her yerde Arapça okunurken, neden bir tek Bursa'da Türkçe okunuyor?" diye bağırarak Müftülük'e doğru yürüyüşe geçer. Meraklıların da katılımıyla kalabalık giderek büyür. Müftü, bu konuda talimat alındığını, ezanın yalnız Bursa'da değil, her yerde Türkçe okunduğunu, asıl yanıtı Vali'nin verebileceğini söyleyince de, kalabalık Hükümet Konağı'na yürür. Makamında olmayan Vali'yi beklerlerken merdivenlere otururlar, sonra da polisin müdahalesiyle, bir olay çıkmaksızın dağılırlar.

Bu gelişmeler aynen bu şekilde İzmir'de bulunan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e iletilir. Hava birden değişmiş, ortalık buz kesmiştir. Antalya'da bulunan İsmet Paşa'ya talimat iletilir ve sabaha karşı Atatürk beraberindekilerle İzmir'den Afyon'a doğru yola çıkar. Hedef Bursa'dır.

Oysa, Gazi Paşa daha iki hafta önce yine Bursa'dadır. Çok sevdiği ve sık geldiği Bursa'da her zamanki gibi Valiliği, Belediyeyi, Komutanlığı ziyaret etmiş, şehirde tetkiklerde bulunmuş, son gün de İpek-İş Dokuma Fabrikasını gezmiştir. Hatıra defterine yazdıklarında içtendir.

"... İpekiş Fabrikası'nda gördüklerimden çok sevinç duydum."

Şimdi de Afyon'da Başvekil İnönü, Paşa ile baş başadır. İsmet Paşa'nın bu olaydan haberi elbette vardır ama telaş edecek bir olay gibi de görmemiştir olanları... Ama Atatürk öyle bir döküm yapar ki, İnönü'nün suratı asılır. Atatürk'ü dinleyince hak verir, çünkü bir noktayı çok kötü atlamıştır. Aslında herkes atlamıştır, Atatürk hariç...

Tam da memleketin dar bir geçitten geçtiği günlerdir.

Daha birkaç yıl önce, 1928'de, Latin Harflerine geçişle ilgili devrimin ülke için ne kadar da önemli olduğunu kavrayamamış bir yobaz kesim, bu olaya "Kur'an harflerini terkediş" gözüyle bakarken, bir de Anayasa'dan "...devletin dini İslâm'dır" hükmünün çıkarılışını duyunca homurdanmalar bütün ülkede iyice yükselmiştir.

Bu arada "Kadın Hakları" gündemin başındadır ve Avrupa'nın pek çok ülkesinde bu haklar henüz tanınmazken, belediye seçimlerinden başlayarak Türk kadınının seçme ve seçilme haklarına sahip olmanın yolu 3 Nisan 1930 tarihinde açılır. Tarikat-cemaat ehli gruplar bu gelişmeleri öfkeyle izler.

MENEMEN VAK'ASI

Toplumun bir bölümünde oluşan bu öfkenin sonunda korkulan olur. İzmir'in Menemen ilçesinde Giritli Derviş Mehmedî adlı Nakşibendi Tarikatı'na bağlı bir yobazın önderliğindeki kalabalık, Belediye Meydanı'nda toplanıp, zikrederek şeriatı ilan ettiklerini duyururlar. Olaya bir müfreze ile müdahale etmeye çalışan yedek subay Kubilay, boğazı kesilerek şehit edilir. Cumhuriyet Hükümeti derhal gereken tedbiri alıp suçluları en ağır şekilde cezalandırmıştır, ama Atatürk günlerce bu olayın etkisinden kurtulamaz.

Bursa yolunda Atatürk'ün sabaha karşı bunları İsmet Paşa'ya yeniden hatırlatması için elbette kendince haklı bir nedeni vardır. Mesele sadece, 100 kişinin Bursa'da toplanıp, rastgele bağırıp çağırıp sonra da dağılmasından ibaret denecek kadar basit değildir.

TÜRKÇE EZAN...

Bu olaydan bir süre önce Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal, çok cesur bir karar alır. Verdiği talimat üzerine 23 Ocak 1932 günü Riyaset-i Cumhur İncesaz Heyeti Şefi Binbaşı Hafız Yaşar (Okur), İstanbul Karaköy'deki Yer altı Camii'nde cuma namazından sonra ilk kez Yasin Suresi'ni önce Arapça, sonra da Türkçe okur. Yer yerinden oynar, ama Hükümet en ufak bir zaaf göstermez ve uygulama sürer. Aradan sadece 10 gün kadar geçmiştir. 3 Şubat 1932 günü Kadir Gecesi'dir. Ayasofya'da yatsı namazından sonra aralarında bir çok tanınmış hafızın bulunduğu Mevlidhan Heyeti, önce Mevlid ve arkasından Kur'an okurlar... Türkçe olarak... Radyodan yapılan canlı yayın bütün ülkede büyük yankı yapar.Atatürk heykelinin yanına monte edilen hoparlörden de halka dinletilen bu yayını, Ankaralılar kar altında dinler. Türkçe Kur'an İslâm ülkelerinden de tepkiler almıştır. Kimi çevreler bunu "dinsizlik" olarak değerlendirirken, bazıları da olumlu karşılar. İki gün sonra da, 5 Şubat'ta Süleymaniye Camii'nde ilk Türkçe hutbe okunur.

YOKSA RÖVANŞ MI?

Aradan tamı tamına bir yıl geçmiştir. İşte bugün de 5 Şubat'tır. Bursa olaylarını İzmir'de haber aldığında ise 3 Şubat... Acaba tam da bu yıldönümü günlerinde geçen yılki bir şeylerin rövanşı mı alınmıştır? Bu olaylar bir rastlantı mıdır, yoksa organize olmuş bir takım çevreler Cumhuriyet'e bir mesaj mı vermek isterler? Atatürk'ün olayın üzerine hızla gitmesini sağlayan sebep de budur.

GAZİ OLAYA EL KOYUYOR

Devrimi yapan adam, yaptığı devrime sahip çıkmaktadır. Gazi Mustafa Kemal ve bakanlar saat 09.30'da olay mahalline, yani Bursa'ya gelir. Doğru Vilayet'e gidilerek olaya el konur. Gazi Mustafa Kemal, meseleyi kavramıştır. Yaşananlar, korktuğu ölçüde planlıdır ve böylece örgütlü bir olaya el konur. Mustafa Kemal, sayıları az da olsa birilerinin Cumhuriyet'e hesap sorarcasına Vilayet'e gelip taşkınlık yapmalarını ve buna görevlilerin sessiz kalışını kabul edemez. Bu eylem Cumhuriyet yasasına aykırıdır, ama buna karşın kimse tutuklanmamıştır. Derhal Savcı, Hakim ve Müftü'yü görevden alır. Bu gelişmelerin ardından ertesi gün, yani 6 Şubat'ta İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ile Adalet Bakanı Yusuf Kemal Tengirşek de Bursa'ya gelirler. Gazi, Anadolu Ajansı'na resmî demecini verir:

"... Bursa'ya geldim. Olay hakkında ilgililerden bilgi aldım. Olay aslında fazla önemi haiz değildir. Herhalde mürteciler Cumhuriyet Adliyesi'nin pençesinden kurtulamayacaktır. Olaya dikkatimizi bilhassa çevirmemizin sebebi, dinî siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeye asla müsamaha etmeyeceğimizin bir daha anlaşılmasıdır. Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kesin olarak bilinmelidir ki, Türk milletinin millî dili ve millî benliği bütün hayatında hâkim ve esas kalacaktır."

O gün akşam Gülcemal Vapuru ile İstanbul'a dönecektir. Hareket öncesi Çekirge'deki Köşkü'nde bir yemeğe katılmayı kabul eder. Olayın utancını taşıyan bazı Bursalı yöneticiler, havayı yumuşatıp gönlünü alma çabasındadırlar. Salonda gençler çoğunluktadır. Masada ise kendisine refakat eden arkadaşları; Kılıç Ali, Saffet Bey, Nuri Conker, Salih Bozok, Hasan Cavit, Sami Bey, Kâzım Bey, Mümtaz Bey, Avni Bey, Şahap Bey ve Ferit Bey vardır. Yurt seyahatinin başında ve İzmir'e kadarki bölümünde Celal Bayar da heyetin içindedir, ama Afyon'da gruptan ayrılmış, bu kez Antalya'dan gelen İsmet Paşa heyete katılmıştır ve şimdi de masada Atatürk'ün sağında, her zamanki yerindedir. Ayrıca Bursa'ya gelen vekiller, Şükrü Kaya ve Yusuf Kemal Tengirşek de masadadırlar. Konu doğal olarak irtica ve devrimlerdir.

Toplantıda bulunan gençlerden biri "Bursa Gençliği olayı hemen bastıracaktı, fakat zabıtaya ve adliyeye olan güveninden ötürü..." demeye kalktığı anda olanlar olur... Gazi elinden çatalı, bıçağı bırakır. Arkadaşları vücut dilinden fırtınanın yakın olduğunu anlamış, onlar da yemeğe ara vermişlerdir. Mustafa Kemal, gözlerini gence diker ve adeta gürleyerek, sonradan "Bursa Nutku" olarak bilinen sözleri bir çırpıda söyleyiverir.

"Türk genci, inkılapların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve inkılapları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır.

Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, 'Polis henüz inkılap ve Cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek; 'demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.' Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını, kayırılmasını istemeyecek. Diyecek ki, 'Ben inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir'. İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği. "

Tarihi köşkte geçen bu konuşma ve metin, Bursa Hadisesi'nin önüne geçmiş, kalkışma hareketinin müsebbiplerinin akıbeti bile tartışılmamıştır.

Yaklaşık 200 kişi sorgulaır, içlerinden 8-10 kadarı hapisle cezalandırılır. Ama, Gazi Mustafa Kemal'in (O tarihte henüz Atatürk soyadını almamıştı) yaptığı bu heyecan dolu konuşma hemen her dönemde tartışma konusu olur.

Bu konuşma ilk defa Bursalı gazeteci Rıza Ruşen Yücer'in, 1947 yılında yayınlanan, "Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra" adlı kitabında yayınlanır. Bursa Nutku diye bilinen konuşma daha sonra bazı siyasi polemiklere de yol açtığı gibi yargılamalara bile konu edilir. Bu tartışmalar son yıllara kadar yine devam eder.

Mustafa Kemal'in 6 Şubat 1933 Pazartesi akşamı yaptığı konuşma Cumhuriyet Gazetesi'nin 29 Ekim 1996 tarihli nüshasında da aynen yayınlanır.

Tarihçi Sinan Meydan'a göre, 1933 Bursa Nutku'nun "içerik" ve "üslubu" ile Atatürk'ün 1923 Nutku'nun ve 1927 Gençliğe Hitabesi'nin "içerik" ve "üslubu" birebir örtüşmektedir. Her üç nutukta da gençlere seslenilmekte, her üç nutukta da Cumhuriyetin, devrimlerin korunmasının altı çizilmekte ve her üç nutukta da gençlerin direnişinden söz edilmektedir.

23 Nutku ve 27 Hitabesi, 33 Bursa Nutku'nun Atatürk'e ait olduğunun en güçlü kanıtlarıdır.