Bursa
Açık
31.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Bursa'da ilk yasak yayın ve Nazım Hikmet

19 Ocak 2020 Pazar, 00:09

İsmi duyulduğunda önce korku, sonra da esrarengiz sessizliğin olduğu bir ortamı hiç yaşadınız mı?

Henüz 7-8 yaşlarındaydım. Beş kişilik bir ailenin en küçük ferdi olarak, küçük odamızda anneannemi dinliyoruz. Ağlamaklı bir ses ile erkek kardeşinin başına gelenleri anlatmaya çalışıyor. Annem, babam ve teyzem bırakın ses çıkarmayı kıpırdamadan dinliyorlar. Sohbet ya da monolog ilerledikçe konuyu anlamaya başlıyorum. 30'lu yıllarda annemin dayısı Ali Kayacan'ın başından kötü bir olay geçmiş! Ali Dayı, Mahfel'in arkasındaki aralıkta bulunan spor kulübü lokalinde bir yayını okuyormuş. Kitap mı, yoksa başka bir yayın mı, konuşmalardan anlaşılmıyor. Bu sırada emniyet güçleri gelerek önce gözaltına almışlar, sonra da mahkemece tutuklanmış. Yaklaşık 10-11 aylık bir süreçte yargılanmış ve sonra da tahliye olmuş. Olabilir... Ama tutukluluk ve yargılanma sebebi ilginç. O dönemde "yasak yayın" nedir, neden yasaklanır, bilmek zor. Ama bir süre sonra anneannemin ağzından "O Nazım Hikmet var ya, hakimle dalga geçiyormuş. Ama usulünce... Diyormuş ki 'mesela ben size şimdi eşeklik yapıyorsunuz desem olur mu, olmaazzz...Her şeyin bir adabı var' gibi bir cümle kuruyormuş, kimse de bir şey yapamıyormuş"

İşte bu cümleler ile büyüdüm. Sonra da merak ettim, biraz daha sorguladım büyüklerimi... Annem de biliyormuş bir kısım gelişmeleri. Ali Dayı'nın annesi Fatma Kayacan, oğlunu ziyarete gittiğinde, Nazım ile de karşılaşma şansı oluyormuş ve kendisinden hürmet görüyormuş. Bu nasıl gerçekleşiyormuş bilemiyorum. Ya, Nazım herkesten farklı bir tutukluluk yaşıyor ya da bizim Ali Dayı'nın babası Osman Efendi, dönemin en ünlü komiserlerinden biri olduğu için tolerans tanınırmış.

Sonunda 11 aylık bir yargılama safhası bitiyor ve Ali Kayacan (o dönemde henüz soyadı kanunu çıkmamıştı) serbest kalıyor. Ama Bursa'da kalamıyor bir daha... Birkaç yıl sonra evlenerek Dalaman Devlet Üretme Çiftliği'nde kantin işletmecisi olarak ömrünü tamamlıyor.

İşte, Nazım Hikmet ile benim ailemin küçük ilişkisinin öyküsü böyle. Şimdi de olayın gerçekteki iç yüzüne geçelim ve bazı bölümleri hayretle izleyelim.

15 Ocak 1901 tarihinde, yani bundan 119 yıl önce Selanik'te doğan Nazım Hikmet Ran'ın Bursa ile ilk tanışıklığının gerçekleştiği bu ilginç olayın, gazete haberleri ve araştırmacıların kaynaklarından aktarabildiğim gelişimi şöyle:

" Nazım Hikmet'in ilk gelişi bir ceza davası içindir. 1933'te Bursa Ağır Ceza Mahkemesi'nde gizli örgüt kurmak, İstanbul, Bursa ve Adana gibi, amelenin yoğun olarak bulunduğu illerde bildiri dağıtmak, duvarlara yazı yazmak gibi iddialar öne sürülerek; devleti yıkmaya çalışıp, ama sadece yıkmakla da kalmayıp komünist bir düzen kurmaya çalışmak suçlarından idam istemiyle yargılanır."

Yargılama süreci, Nazım Hikmet'e yöneltilen şaşırtıcı, ya da bir başka ifade ile komik gerekçelerle sürer gider. Bu safha, Türkiye gündemine de girer ve gözler Bursa'ya çevrilir. İstanbul gazetelerinde çıkan bir yargılama haberi gerçeği tüm çıplaklığı ile verme cesareti örneğidir.

"1933 yılında toplam 25 mahkûm jandarma gözetiminde ve ikişerli kelepçeli olarak Bursa Adliye binasına girerler. Heykel'deki Bursa Adliyesi'nin (şimdiki Kent Müzesi) önü ana baba günüdür. Nâzım, bir başka şairle, Nail Vahdeti Çakırhan ile aynı kelepçeyi paylaşır. Bursa'daki mahkemeyi o yıllarda henüz lise öğrencisi olan ve sonraki yılların ünlü gazetecisi olarak karşımıza çıkan İsmet Bozdağ da izler. Bozdağ'ın anlatımına göre; savcı elinde tuttuğu bir kağıdı (Enternasyonal bildirisini) Nâzım'ın yüzüne sallar. Ve o sırada mahkeme başkanı, Nâzım'a: 'Bu beyannameyi sen mi yazdın?' diye sorar. Nâzım: 'Enternasyonal yazdı' yanıtını verdiğinde, mahkeme heyeti: 'Sanığa soruldu. Cevaben enternasyonal denildiği için müteakip celseye enternasyonalin celbine karar verilmiştir'."

Bu suçlamalar kaçınılmaz bir gerçeğin altını çizmiştir. "Kuvay-ı Milliye Destanı" nı da yazsa, iktidarlar kendilerine ters gelen düşünceleri taşıyan kim olursa olsun susturma yanlısıdır. Kullanılan kelimeler ve kavramlar, o dönemde ideolojilerin ne kadar bilindiğinin de kanıtıdır. Sayıları bir avucu geçmeyen fikir ve düşünce insanları da yargı kıskacı altında ömürlerini sürdürmüşlerdir. Üzerinden geçen 87 yıl sonra, bu ilginç davanın sonucuna bakalım ve değerlendirelim.

"İlerleyen duruşmalarda daha da ilginç olaylar yaşanmıştır. Bir sonraki duruşmada savcı, adı duruşmaya sonradan eklenen Kadri isminde birinin üzerinde bulunan Karl Marks'a ait kitabı da Nâzım'ın yazdığını iddia etmiştir. 31 Ocak 1934'te Bursa Ağır Ceza Mahkemesi Nâzım Hikmet, Nail Vahdeti, Tosun Ömer ve Yonga Ömer hakkında beş yıl mahkûmiyet kararı verir. Hapis cezası alan bu dört kişi 5 Ağustos 1934'te Cumhuriyet'in onuncu yılı dolayısıyla çıkarılan af sonucu serbest bırakılır.

O günkü duruşmaya tanıklık eden gazeteci İsmet Bozdağ, yıllar sonra (1941) bu kez temsilcisi olduğu Vatan Gazetesi adına Nâzım'la ilgili haber yapmak isteyince belediyedeki işinden olur. Bu olaydan sonra Bursa gazeteleri Nâzım'la ilgili haber yapmaya çekinirler."

Fikirlerinden ödün vermeyen Nazım Hikmet Ran, bu kez farklı bir amaçla Bursa'ya gelir. Bursa sanki ölümsüz şair için bir çekim merkezi olmuştur. Araştırmacıların kaynakları bu olayı aynen şöyle verir:

"1936 Mayıs'ının son pazar günü Nâzım, bu kez Akşam Gazetesi'nin bir muhabiri olarak Bursa'dadır. Bursa'da yoksul bir emekçi ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen ve geçirdiği sıkıntılı yılların ardından Akşam Gazetesi'nde çalışmaya başlayan Amcabey tiplemesinin yaratıcısı Cemal Nadir'in sergi açılışı yapılacaktır. Haber yapmayı, hem arkadaşlık hem gazetecilik görevi olarak gören Nâzım, soluğu Bursa'da alır. Bu, onun Bursa'ya kelepçesiz olarak gelip kelepçesiz olarak gittiği son yolculuktur."

Son yolculuk ibaresi Nazım'ın 1941 yılında bu kez 10 yıl kaldığı Bursa Cezaevi yılları kastedilerek konmuştur. Bu fırsat ile Bursa'nın gerçek bir değerini, karikatürist Cemal Nadir'i Nazım Hikmet'in öyküsü içinde anarken, ölümsüzlüklerini de sergilemiş olduk.

İyi pazarlar...