Bursa
Açık
31.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

NOT DEFTERİ: Bir partiden çok partiye

21 Aralık 2019 Cumartesi, 22:43

Türkiye'yi 17 yıldan beri tek başına yöneten Adalet ve Kalkınma Partisi, şu günlerde ilk kez ikiz doğum sancısı çekiyor. İlk doğan da eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu'nun kurduğu Gelecek Partisi.

Benzer bir girişim de eski bakan Ali Babacan önderliğinde yürütülüyor.

Bu girişimler doğal olarak Cumhuriyet döneminde tek başına ülke yönetimini en uzun süre üstlenen AKP yönetiminde öfke ve ihanet olarak niteleniyor.

Oysa Adalet ve Kalkınma Partisi de bir başka muhafazakâr parti, Fazilet Partisi içinden doğmamış mıydı?

Çok partili döneme gerçek anlamda 1946 yılında geçen Türkiye'de, bu tür doğurgan partiler ve onlardan doğan yeni oluşumlar kimi zaman iktidara kadar yükselirken, önemli bir bölümü de kısa sürede tarihe gömüldü.

Özetle; hangi çağda, hangi yüzyılda veya hangi bin yılda olursak olalım, bu yeni oluşumlara rastlamak olasıdır.

Uzun sözün kısası " tarih tekerrürden ibarettir" iddiası günümüzde bir kez daha gerçek olma yolunda...

DEMOKRAT PARTİ SAHNEDE

İkinci Dünya Savaşının ardından batıda hız kazanan demokratikleşme eğilimi, 7 Ocak 1946 tarihinde Celal Bayar başkanlığında, Cumhuriyet Halk Partisi'nden ayrılanlar tarafından Demokrat Parti kuruluşuna yol açar.

21 Temmuz 1946 günü, CHP ve DP'nin katılımıyla bu kez Cumhuriyet tarihinin ilk çok partili genel seçimi gerçekleştirilir. Açık oy, gizli sayım yönetiminin kullanıldığı bu seçim ve sonucu çok tartışılır. Yeni kurulan Demokrat Parti 66 milletvekili çıkarmayı başarır.

MİLLET PARTİSİ KURULUYOR

Bu kez 1947 bütçe görüşmeleri sırasında Başbakan Recep Peker ile DP'liler arasında sert tartışmalar yaşanır. Bu arada Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar arasında bir dizi görüşme yapılır.

Bir süre sonra İnönü, siyasal partilerin Türk demokrasisinin vazgeçilmez unsurları olduğunu vurgular. Bu değişim, DP içindeki bazı isimlerin tepkisini çeker ve Fevzi Çakmak'ın başı çektiği grup, 20 Temmuz 1948'de Millet Partisi'ni kurar.

Çok partili dönemin ilk doğurgan partisi CHP olmuşken, bu kez yeni doğan Millet Partisi ve doğurgan olan Demokrat Parti'dir.

Bu gelişmelerin ardından Türkiye tarihinin ilk demokratik nitelikli 14 Mayıs 1950 seçimlerine gidilir. Demokrat Parti, oyların yüzde 52.67 sini alarak 415 milletvekili çıkarır. Tam bir demokrasi zaferi kazanılır.

DP'DEN BİR PARTİ DAHA DOĞAR

Demokrat Parti, 1954 seçimlerinden de büyük bir üstünlükle çıkarken, sonraki yıllar pek parlak geçmez. Bu arada, toplum iki kutupta odaklanır ve sıkıntılar nedeniyle halk DP iktidarından uzaklaşır ve bu durum Meclis grubunu da etkiler. Önce 11'ler, daha sonra da 19'lar adıyla anılan İspatçılar Grubu, 30'a yakın milletvekiliyle istifa ederek 20 Aralık 1955 tarihinde kurulan Hürriyet Partisi Demokrat Parti bünyesinden doğan ikinci parti olur.

1957 seçimi 1946'da olduğu gibi oldukça tartışmalı geçer. Seçim sonucunda DP iktidarda kalsa da, sonuçlar kötüye gidişi gösterir.

DEMOKRAT PARTİ'NİN SONU

27 Mayıs 1960 sabahı Ankara Radyosu'nda Albay Alparslan Türkeş, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ülke yönetimine el koyduğunu duyurur. Yargılamalar başlar ve karar açıklanır. Bu karar uyarınca Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve İçişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, 16 ve 17 Eylül 1961 günleri idam edilir.

ADALET PARTİSİ NASIL KURULDU?

1960 İhtilali, idamlar ve yeni Anayasa'nın kabulünün ardından Adalet Partisi, kapatılan Demokrat Parti'nin ardılı olarak, siyaset sahnesine çıkar. Demokrat Parti'nin bazı eski üyeleri ile Orgeneral Ragıp Gümüşpala ve Şinasi Osma, Halit Ağca gibi isimler, 11 Şubat 1961'de bir dilekçe vererek Adalet Partisi'ni kurarlar. AP, kurulduğu yıl içerisinde 15 Ekim 1961 seçimlerine katılır ve 450 üyeli TBMM'de 158 milletvekilliği kazanır.

Siyasi çekişmelerin arttığı bir ortamda 10 Ekim 1965 günü milletvekili seçimi yapılır. Adalet Partisi 240 milletvekilliği kazanırken, CHP 134 milletvekili çıkarabilir. Seçim sonrasında da Türkiye siyasi tarihinin en önemli aktörlerinden Alpaslan Türkeş, bir grup arkadaşıyla Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'ne hakim olur. Bunun üzerine Bölükbaşı da Millet Partisi'ni kurar. Öte yandan, CHP kurultayında teyit edilen "Ortanın Solu" politikasına karşı çıkan 47 parlamenter 30 Nisan 1967 günü partiden ayrılır ve Turhan Feyzioğlu'nun genel başkanlığında Güven Partisi kurulur. CHP bünyesinden doğan ilk parti Güven Partisi olmuştur.

12 MART MUHTIRASI VE YENİ SİYASİ DÖNEM

1969 seçiminden yine galip çıkan Adalet Partisi, 256 milletvekili ile tek başına iktidarını sürdürür. Bu arada, 1969 seçiminde Konya bağımsız milletvekili olarak Meclis'e girmeyi başaran Necmettin Erbakan, deneyimli bazı arkadaşları ile 24 Ocak 1970 tarihinde Milli Nizam Partisi'ni kurar. Adalet Partisi'nden istifa eden Hüsamettin Akmumcu ve Hüseyin Abbas da bu yeni partiye katılır.

Bir anlamda bugünün Adalet ve Kalkınma Partisi'nin çıkış noktası Demirel'in Adalet Partisi'nden olmuştur.

Yıl 1971... Demirel BTSO ilk binasının temelini atmak üzere Bursa'da

1969 seçimini izleyen yıllarda Avrupa'daki sol hareketler Türkiye'ye de sıçrar. Bunu fırsat bilen TSK'nın üst düzey komutanları 12 Mart 1971'de bir muhtıra yayınlayarak, Demirel Hükümeti'ni düşürür. Bu arada, Milli Nizam Partisi kapatılır, ama Necmettin Erbakan ve arkadaşları 11 Ekim 1972 tarihinde Milli Selamet Partisi'ni kurarak yine siyaset sahnesindeki yerini alır. Bu tür gelişmelerin ardından Türkiye, demokratik düzene geçebilmek için 14 Ekim 1973'te sandık başına gider ve ilginç bir sonuç ortaya çıkar.1950 seçiminden sonra CHP ilk kez birinci parti olmuş, Süleyman Demirel'in Adalet Partisi ise ikinci sıraya düşmüştür. Bu sonuca göre, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit, Milli Selamet Partisi ile bir koalisyon hükümeti kurar. Ardından 1974 Kıbrıs Barış Harekatı ve ABD ambargoları gelir.

Ecevit Bursa'da... Muhtemelen 1973...

Daha sonra CHP-MSP Koalisyon Hükümeti istifa eder. Yerine Süleyman Demirel'in öncülüğünde Erbakan'ın MSP'si ve Türkeş'in MHP'si ile Milliyetçi Cephe Koalisyon Hükümeti oluşturulur. Yaklaşık 5 yıllık süreçte, Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit'in diğer partilerin destekleri ile kurduğu hükümetler görülür. Siyasi sıkıntılar ve terör, Türkiye'yi bilinmez bir noktaya sürükler. Sonunda 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile siyasi partiler kapatılır, liderleri tutuklanır ve onlara siyasi yasaklar gelir.

ÖZALLI YILLAR

Ülke yönetimine el koyan TSK, yeni kurulan siyasi partilerin çoğunu veto eder. Kurulmasına izin verilen partilerden biri de Anavatan'dır.

Anavatan Partisi, 12 Eylül darbesinin ardından, 20 Mayıs 1983'te, 12 Eylül döneminde başbakan yardımcısı olan Turgut Özal tarafından kurulur.

Askerler, ANAP dışında Halkçı Parti ve Milliyetçi Demokrasi Partisi'nin seçime girmesine izin verir. 6 Kasım 1983 yılında yapılan genel seçimlerde Anavatan Partisi 400 üyeli TBMM'de 212 milletvekilliği kazanarak çoğunluğu sağlar ve tek başına iktidara gelir.

1987 yılı siyaset açısından önemli bir dönemeçtir. Referandum sonucu, siyasi yasaklı olan 12 Eylül öncesinin liderleri, yeniden kurulan partilerinin başına geçer. Bu çerçevede 29 Kasım 1987 tarihli genel seçimlere, Doğru Yol Partisi, Demokratik Sol Parti, Sosyal Demokrat Halkçı Parti, Milliyetçi Çalışma Partisi, Refah Partisi ve Anavatan Partisi katılır. Bu tablodan çıkaracağım sonuç; CHP'nin bünyesinden SHP ve DSP gibi iki parti doğar. Doğru Yol ismini alan eski Adalet Partisi de seçmeninin bir bölümünü Anavatan Partisi'ne kaptırır. Necmettin Erbakan ve arkadaşlarının yeni partilerinin adı da Refah'tır.

29 Kasım 1987'de yapılan genel seçimlerinde ANAP, oyları düşmesine rağmen 450 vekillikten 292 sandalyeye sahip olur. Bu milletvekili sayısı Turgut Özal'ı cumhurbaşkanı yapmaya da yeter. Özal'ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesinin ardından, genel başkanlığa Yıldırım Akbulut getirilir. 15 Haziran 1991'de yapılan olağan kongrede Mesut Yılmaz ANAP Genel Başkanı seçilir. 20 Ekim 1991'de yapılan Milletvekili Genel Seçimleri sonucunda ANAP ancak 115 milletvekilliği kazanır. 1983'ten bu yana ilk kez ikinci parti konumuna düşer ve 1991-1996 yılları arasındaki dönemi muhalefette geçirir. Bu beş yıllık süreçte önce DYP-SHP Koalisyonu kurulur. 1993 yılında Turgut Özal'ın vefatı, siyasi haritayı değiştirir ve ANAP, DYP ve SHP'nin başına yeni liderler geçer.

24 Aralık 1995 günü Türkiye yine sandık başındadır. Refah Partisi 158 milletvekilliği kazanarak birinci olur. Bu bir ilktir... İktidar, bazen sosyal demokrat, bazen de liberal partilerin eline geçerken, ilk kez muhafazakâr bir parti ilk sırayı almıştır. Bülent Ecevit ile çıkış gösteren Demokratik Sol Parti, 76 sandalye kazanırken, yeniden açılan Cumhuriyet Halk Partisi 49 milletvekili çıkarır. Merkez sağ seçmen iki partiye dağılmış, ana gövdesi eski CHP olan ortanın solundaki seçmen de oylarını iki ayrı partiye vermiştir. Bu durum muhafazakâr Refah Partisi'ni ilk sıraya yükseltir.

1995 seçiminin ardından önce, Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi'nden oluşan ANAYOL Hükümeti kurulur. Bu koalisyon, Refah Partisi'nin Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvuru sonucunda 28 Haziran 1996 günü sona erer. Ardından Necmettin Erbakan başbakan olurken, Tansu Çiller de başbakan yardımcılığı görevini üstlenir ve REFAHYOL Koalisyonu kurulur. Erbakan'ın bazı uygulamalarını bahane eden askerler, irtica tehlikesine dikkat çeker. 28 Şubat 1997 günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu'nun yayınladığı sonuç bildirisi adeta muhtıra gibidir. Bu bildiriye Başbakan Necmettin Erbakan imza koymaz ve bir süre sonra istifa eder. Koalisyon yine bozulmuştur.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bu kez hükümeti kurma görevini Mesut Yılmaz'a verir. 2 Temmuz 1997'de Mesut Yılmaz'ın başkanlığında kurulan koalisyon hükümetinde Demokratik Sol Parti ve Demokrat Türkiye Partisi de yer alır. ANASOL-D koalisyonun ömrü de kısa olur ve 11 Ocak 1999 tarihinde sona erer. Bu birlikteliğin içindeki Demokrat Türkiye Partisi, Doğru Yol içinden doğmuştur. Genel seçime kadar hükümeti kurma görevini Demirel, DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit'e verir.

Bu arada, bölücü örgütün lideri Abdullah Öcalan yakalanarak Türkiye'ye getirilir ve siyasi arenada yeni bir dönem başlar. Bu olay DSP'nin seçmendeki kredisini yükseltir ve 18 Nisan 1999'da yapılan seçimler sonucu birinci parti olmasını sağlar. 28 Mayıs 1999'da Bülent Ecevi'tin başkanlığında kurulan 57. Hükümet'te ANAP ve MHP de yer alır.

Bu arada, Refah Partisi'nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasıyla Milli Görüş geleneğinden gelen siyasiler Fazilet Partisi altında tekrar birleşmiştir. Bu yeni bir doğum değil, muhafazakâr tabanın başka bir isim altında toplanmasıdır. Ancak, partinin halk tabanında karşılık bulamadığını düşünen Abdullah Gül liderliğindeki Yenilikçiler, Gelenekçiler ile Fazilet Partisi kongresinde başkanlık yarışına girer.

Kongreyi kıl payı bir farkla kaybeden Yenilikçiler, partiden ayrılır. Fazilet Partisi de Refah Partisi ile aynı akıbete uğrayarak kapatılır. Kısa bir süre sonra 20 Temmuz 2001 tarihinde Saadet Partisi kurulur ve Necmettin Erbakan yine genel başkanlığa getirilir.

Öte yandan Yenilikçiler parti kurma çalışmalarına başlamıştır. Okuduğu bir şiir dolayısıyla hapse mahkûm olan eski İstanbul Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, cezasının bitiminde Yenilikçiler grubuna katılır ve çalışmaları daha da hızlanır. 14 Ağustos 2001 tarihinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi'nde Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, İdris Naim Şahin, Binali Yıldırım ve Bülent Arınç önde gelen isimlerdir.

Bu arada koalisyon ortağı MHP'nin lideri Devlet Bahçeli, duyduğu rahatsızlığı dile getirirken, erken seçim çağrısı yapar ve Türkiye 3 Kasım 2002 tarihinde yeni bir erken seçime sahne olur. 3 Kasım akşamı sandıklar açıldığında Türk siyaseti tam anlamıyla bir deprem yaşar. İlk kez, iktidarda ve mecliste temsilcileri bulunan partilerin tamamı; DSP, MHP, ANAP, DYP ve SP yüzde 10'luk seçim barajının altında oy alarak TBMM dışında kalırken, sadece bir yıl önce Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 34'lük bir oy oranı ile seçimlerin açık galibi olur ve Meclis'te üçte ikilik bir çoğunluğa ulaşır.

Deniz Baykal liderliğindeki CHP ise kendisini iktidara hazırlamışken 178 kişilik meclis grubuyla ana muhalefet partisi olur. En dramatik oy kaybı, geçen seçimin galibi olan DSP'de gerçekleşir. İlk kez bir iktidar partisinin oyları yüzde birlere düşmüştür. Parti tabanının sadakatine güvenen ve İslamcı geleneği temsil eden Saadet Partisi ise siyasi yasaklı olan Necmettin Erbakan'ı miting meydanlarına davet etmesine rağmen yüzde 2.5 oy alabilmiştir.

Anlaşılan o ki parti tabanı, iktidara daha yakın duran AKP'yi daha tercih etmiştir. Ana gövdeden doğan AKP tek başına iktidar olma başarısı göstermiştir. Bu açıdan 1950 yılının Demokrat Partisi ile benzeşir.

CUMHURİYET MİTİNGLERİ VE İKTİDARIN 2007 ZAFERİ

Yeni iktidar partisi AKP, toplumun bir bölümü ile Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından inandırıcı bulunmamış ve kaygılar doğmuştur. Bunun sonucu olarak başta İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana olmak üzere tüm Türkiye'de düzenlenen "Cumhuriyet Mitingleri"ne büyük kitleler katılır.

Bu süreçte AKP'ye Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dava açılmışsa da ceza almasına karşın kapatılmaktan kıl payı kurtulur. 27 Nisan 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, bir basın açıklaması ile "sözde değil özde laik cumhurbaşkanı istiyoruz" diyerek, AKP'nin çıkaracağı adayı hedef alır. Bu çıkış tarihe e-muhtıra olarak geçer. Sonra da Cumhurbaşkanlığı seçimi, yeterli çoğunluk ilk toplantıya katılmadığı gerekçesi ile alınan yangı kararı sonucu iptal edilir. Bunun üzerine iktidar erken seçim kararı alır. 22 Temmuz 2007 tarihli seçimlerde AKP iktidarına bir alternatif olarak CHP-MHP koalisyon hükümeti düşünülmeye başlanır. Bu tür farklı beklentilere rağmen seçimin galibi Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki AKP olur.

Fazilet Partisi bünyesinden doğan Adalet ve Kalkınma Partisi, tek başına iktidarını 2007 seçiminde de sürdürür ve daha da güçlenir. Bu arada 28 Ağustos 2007 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin üçüncü turunda 339 oy alan Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyetinin 11. cumhurbaşkanı seçilir. Aynı yıl halkoylaması sonucunda cumhurbaşkanını halkın seçmesi sağlanır. 12 Eylül 2010 tarihindeki referandum ile de anayasa değişikliğinin yanı sıra kapsamlı bir yargı reformu gerçekleştirilir.

2011'DE YENİ BİR SEÇİM REKORU

12 Haziran'da yapılması kararlaştırılan genel seçim, 34 yıl aradan sonra zamanında yapılan ve erken olmayan ilk genel seçim olacaktır.

Bu gelişmelerle yapılan genel seçimde AKP, Cumhuriyet döneminde ilk kez yaşanan bir başarıya daha imza atar. Seçimin sonucunda AKP yüzde 49.83 oy oranı ile 327 milletvekili çıkarır. Seçim sonrası, Cumhuriyet tarihinin en önemli davalarının bir kısmı sonuçlanarak, yüksek rütbeli subaylar onlarca yıllık cezalara çarptırılır.

Böyle bir dönemde AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, HAS Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş ve DP Genel Başkanı Süleyman Soylu'yu partisine davet ederek, önemli bir siyasi hamle gerçekleştirir. Türkiye ve AKP için yeni ve güçlü görünen bir süreç başlar. Bu dönemdeki en önemli olaylardan biri, başarısızlıkla sona eren "çözüm süreci" ve halk ayaklanmasına dönüşen "Gezi olayları" olur. Bunu 2013 yılındaki 17-25 Aralık olayları izler. AKP, çok güçlü çıktığı bir seçim sürecinin sonunda önemli sorunlarla karşı karşıya kalır.

ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI DAVUTOĞLU BAŞBAKAN

Başbakan Erdoğan, 10 Ağustos 2014 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için 1 Temmuz 2014 günü adaylığını açıklar. Diğer partiler ortak adayla Recep Tayyip Erdoğan'a rakip olur. 10 Ağustos günü seçmen ilk kez Cumhurbaşkanı'nı seçmek için sandığa giderken, ilk turda oyların yaklaşık yüzde 52'sini alan Erdoğan seçimi kazanır. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin 12. Cumhurbaşkanı olur. Seçimin ardından yapılan AKP 1. Olağanüstü Kongresi'nde genel başkanlık ve başbakanlık görevine Ahmet Davutoğlu seçilir. Davutoğlu, 29 Ağustos günü 62. Cumhuriyet Hükümeti'ni kurar. Çok önemli siyasi ve terör olaylarının gerçekleştiği bu dönemde öne çıkanlar, Musul Başkonsolosluğu'na yapılan baskınla, personelin rehin alınması ve kurtarılması ve Süleyman Şah Türbesi'nin yerinin değiştirilmesi biçiminde gelişir.

ARDI ARDINA İKİ SEÇİM

Ahmet Davutoğlu'nun 7 Haziran 2015'te girdiği milletvekili genel seçimleri, ilk sınavı olur. Davutoğlu, 7 Haziran seçim sonuçlarına göre tek başına hükümet kuracak oranda oy alamaz. Vekil sayısı 255'e düşen AKP, 72 sandalye kaybeder.

Seçimlerin ardından, 14 Haziran'da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından hükümet kurmakla görevlendirilen Ahmet Davutoğlu, koalisyon hükümeti kurma sürecinde, "istikşafi" olarak tanımladığı görüşmeleri CHP, MHP ve HDP liderleriyle gerçekleştirir. Bu görüşmelerden bir sonuç alınamayınca Erdoğan, 25 Ağustos'ta geçici Bakanlar Kurulu'nu kurmakla Davutoğlu'nu bir kez daha görevlendirir. Davutoğlu, CHP, HDP ve MHP'den milletvekillerine bakanlık teklifinde bulunur ve Seçim Hükümeti'ni oluşturur.

AKP 2002yılından beri ilk kez bir seçimde tek başına iktidar olacak oyu alamamıştır. Davutoğlu Seçim Hükümeti ile başbakanlık görevini yürütürken, 2015 yılının temmuz ayında, Şanlıurfa'da PKK tarafından iki polis memurunun evlerinde şehit edilmesi ve bazı terör eylemlerinin ardından "Çözüm Süreci" askıya alınarak, terör örgütüne yönelik operasyonlar başlatılır. Bu arada, DAEŞ ve FETÖ ile diğer terör örgütlerine yönelik de operasyonlar gerçekleştirilir.

24 Kasım 2015'te, uyarılara rağmen sınır ihlalini sürdüren Rusya'ya ait savaş uçağı, düşürülür. Türkiye büyük bir krizin eşiğindedir.

Bu dönemde büyük şehirlerde de terör olayları birbirini izler... Bu karmaşık dönemde Davutoğlu, 12 Eylül 201''te de AK Parti 5. Olağan Büyük Kongresi'nde yeniden genel başkanlığa seçildikten sonra partisini ikinci kez milletvekili seçimlerine götürür ve 1 Kasım milletvekili seçimlerinde, yüzde 49,48 oranında oy almasının ardından, 24 Kasım'da 64. Hükümeti kurar.

DAVUTOĞLU İSTİFA EDİYOR

Bir süreden beri süren Cumhurbaşkanı-Başbakan gerilimi, parti içinde il ve ilçe başkanlarını atama yetkisinin Davutoğlu'ndan alınmasıyla iyice tırmanır. Kaynağı belli olmayan ve internette dolaşıma sokulan "Pelikan Bildirisi" adlı bir yazıda da gerginlikle ilgili iddialara yer verilince durum kamuoyuna yayılır. Bunun üzerine Ahmet Davutoğlu, AKP Genel Başkanlığı ve Başbakanlık görevlerinden istifa eder.

Yeni genel başkan ve başbakanlık koltuğunun sahibi artık Binali Yıldırım'dır.

2016 yılına gelindiğinde 15 Temmuz hain darbe girişimi Türkiye'yi derinden sarsar, ancak TSK ve Türk halkının sağduyusu ile sonuç vermeden bastırılır. Darbe girişimi, Türkiye'ye çok zaman kaybettirerek, yeni ve olumsuz bir iklimi getirir. Olağanüstü Hal dönemleri bir süreliğine geri gelir ve ülke yönetimi bir başka mecraya girer.

2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurmak için yola çıktığı önemli isimleri süreç içinde bir bir geride bırakan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için Davutoğlu deneyimi ve ardından gelen darbe girişimi, bir başka seçeneği ortaya koymasına zemin hazırlar. Bu seçenek için Anayasa değişikliği yapılarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi' ne geçmek gerekmektedir. 2018 yılındaki referandumda yetkiyi alan Erdoğan, hem partisinin genel başkanı, hem de Cumhurbaşkanı olarak, Parlamento dışından bir kabine kurarak yoluna devam eder. Kanun Hükmünde Kararname kolaylığı ile Cumhurbaşkanı, bir anlamda Yürütme ve Yasama yetkilerini elinde tutar, Yargı üzerinde de bu etkiyi hissettirir.

Yıl 2019...TBMM'nin kuruluşunun yüzüncü yılına bir adım kaldı. Yeni sistemin zorluklarını gören ve Parlamenter Sistem'e dönülmesi gerektiğini vurgulayan geniş bir halk kitlesi, İktidar Partisi içindeki gelişmeleri yakından izliyor. Eski arkadaşları iki yeni parti kurma aşamasında olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu girişimleri neredeyse ihanet olarak niteliyor.

Ama bir gelişmeyi atlıyor.

Kendisine aralıksız başbakanlık rekorunu getiren, kesintisiz en uzun süre iktidarda kalma başarısını kazandıran partisi AKP'nin, Fazilet Partisi bünyesinden çıktığını görmek istemiyor.

Her zaman olduğu gibi tarih yine tekerrür ediyor.