Bursa
Açık
20.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Mucize takım ve bir Yüksel vardı...

05 Ocak 2020 Pazar, 23:49

Onlar yirmi genç adam birbirlerine sarıldılar ve bir mucize yarattılar...

Ne mutlu ki, bu büyük başarı inşa edilirken ben de yakınındaydım onların ve mucizeye tanık oldum.

Kimdi onlar, kimdi onların başında sahaya vakurla çıkan...

Önce, sessizlik kelimesi ile özdeş kaptandan bahis açayım. O'nun adı Yüksel, soyadı da Altay'dı. Gözleri ile konuşur, ayakları ile cevap verirdi.

Hemen her gün birlikte 3-4 saat geçirmemize karşın, özel yaşamı, hedefi, beklentileri hakkında tek bir kelime daha bilmiyordum. Bizler daha deneyimli, arkadaş çizgisi dışındaki bir konumda olduğumuz için, bunları öğrenememiş olabilirdik.

Olabilirdik ama, hata yaptığımızı 30 yıl sonra mı anlamamız gerekirdi!

Evet, o sesiz kaptan, yine sessizce bu dünyadan uçup gitti. Üstelik hakkında tek bir sır vermeden...

Ser verip sır vermedi ama, biz ona ve 20 kadar futbol arkadaşına yeteri kadar değer verdik mi? Bu "biz" gibi üç harfli küçük bir kelimeyi kullanırken, koskoca, geniş ve büyük bir camia için kullandım.

Kaptan Yüksel ve arkadaşları, yaklaşık 10 yaşında çıktıkları yolda, öylesine hızlı yürüyüp koştular ki, yarattıkları sonucun "mucize" olduğunu bile fark edemediler... Anlayamadılar... Bize değil ama, o koskoca camiaya, devasa şehre de anlatamadılar. Çünkü öyle bir güçleri yoktu!

Hiçbir başarı cezasız kalmaz, gibi basit, kolay, yüz kızartıcı bir esprili kinayeyi adeta yaşattılar. Her biri bir köşeye dağıldı, kendileri ile birlikte gelecekleri de söndü gitti. Bir kaçı, o hengâme içinde kendini ifade edebilecek kulüp bulabildi.

Bugün; "Ahhh... Aslında Yüksel bile o günkü Bursaspor'da rahatça oynayabilirdi" gibi bir cümleyi kurduran sessiz kaptan, ekmek parası için Türkiye'nin en ucuna giderek, Hopa'da bile şans aramıştı.

"Deminden beri ne sızlanıyorsun, ne anlatacaksan anlat" diyenlerin sesi kulağımı tırmalıyor. Önceki gece, o yürek yakan ölüm haberini, Taner Taylan ile birlikte yer aldığı fotoğrafta görüp öğrenirken, bir sosyal medya müdavimi "Ölen hangisi, biri de yazsa da öğrensek" cümlesini gördüğümde iyice hüzünlendim.

O adam 1989 yılında Türkiye'de bir mucizeyi, çocuklar gibi gülüp oynayarak gerçekleştiren ve Türkiye 2.Ligi Şampiyonu olan BURSASPOR 2.LİG TAKIMI'nın kaptanıydı diye haykırasım geldi...

Ama, kelimeler boğazıma düğümlendi, ne yazdım ne de söyledim.

Çünkü, herkesin gerçeği, tercihi ve keyif aldığı olaylar, kişiler farklıydı.

Üstelik, kendi olanından, kendi şehrinden iyi bir şey yapana tahammül de yoktu.

Bizler bir avuç futbol emekçisi, reisimiz Hasan Bora ile birlikte "Bu takım üniversitelerce ele alınarak araştırılmalı. Böyle bir başarı bu kadar tesadüfi olamaz" dedik ama, sesimiz Vakıfköy çıkışına kadar bile ulaşamadı!

Daha ne demeliyim, bilmiyorum?

Süper Lig'e çıkabilmesi için Bursaspor'a yardım elleri uzatılıp, milyon liralar vaat edilirken, maç yemeklerinde sadece, "kolayı, gazozu kaç adet içebilirim" hesabı yapabilen gençlerle, geçmişte böyle bir başarıyı mucize biçimde, hem de bedavaya kazanmışken, sevinmem mi, yerinmem mi gerek, size soruyorum.

Sürç-ü lisan ettiysem affola...