Bursa
Açık
20.9°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Merak, şüphe ve yorum...

17 Nisan 2020 Cuma, 19:08

Bazen sorarlar, "neden gazeteci oldun?" derler. Bilimsel bir tanımı ya da ölçütü var mı bilemiyorum ama, benim bu konuda üç vazgeçilmez kelimem var.

Birincisi merak, bu konuda sokak ağzı incitici konuşur bu kelimeden ötürü...

İkincisi, şüphe... Bir gelişme karşısında, elindeki verileri kontrol etmeden kabullenme varsa tehlikelidir. Şüphe duymak her zaman güvensizlik değildir. Gazetecilikte de matematiksel bir sağlamadır bana göre...

Sıklıkla bana göre diyorum, çünkü ukala konuma düşmeyi hiç istemem, bu kez kendimden şüphe duyarım çünkü...

Üçüncüsü de yorum yapmak. Yazdığımız haberin içine konmaz ama, makale kaleme aldıysanız benim ölçülerime göre kesinlikle yorum yapmanız gerekir.

Bu kadar giriş yeter! Biraz da örnekleyelim.

İşte merak ettiklerim;

Tabiat harikası Salda Gölü ve çevresinde neler oluyor?

İlk makalelerimden birinde söz etmiştim Salda'dan... Giderek yerinde görmüştük bu harikayı... Asıl çekişmenin nerede olduğunu da öğrenmeye çalışmıştık. Salda Gölü Yeşilova'nın CHaPeli belediye başkanı ile yönetiliyor. Çok küçük bir kasaba. Belediye'nin buraya kendi gücüyle bir şeyler yapması, turizmden pay alması mümkün görünmüyor. Gerçeğin birincisi buydu. İkincisi de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın bu fırsatı değerlendirerek TOKİ eliyle buraya millet bahçesi yapma girişimiydi. Ama çevreye bir metre bile zarar vermeden... Hatta gölün kıyısında plaj pabuçları ile gezerken bile çekinmiştik. Çünkü o beyaz yapının altında canlı türleri de varmış. Öyleyse, bir meraklının çektiği, damperli kamyonların kenardaki beyaz örtünün üzerinde ralli yaptığı görüntüler neydi? Bakanlık'tan habersiz buraya nasıl girmişlerdi ve tepki olmasaydı bu olay ortaya çıkar mıydı, çıkmaz mıydı? İşte soru böyle.

Yorumum; Bakanlık ilk anlarda halkın tepkisini azaltmak için Cumhurbaşkanı'nın eşi Emine Erdoğan'ı buraya götürerek güven kazanmıştı. Hatta Emine Hanım, "Bakanımıza güveniyorum, çevreye zarar vermeden bir proje yapılacağı konusunda mutmain oldum" demişti. Şimdi ne oldu? Her zaman olduğu gibi TOKİ işi taşerona verdi, o da ülke gündemi salgınla meşgulken bu fırsatı değerlendirdi.

Kafamdaki şüphe henüz gitmedi!

Bir merak daha... İçişleri Bakanı Süleyman Soylu nerede? Bir haftadan beri ekranlarda göremiyoruz. Üstelik bu hafta yine kısmi karantinamız var (kibarca böyle söyleniyor). Merakım böyle... Kötü bir sonuçla karşılaştığına dair şüphem de yok. Bu konuda yine yorum yapamıyorum!

İstanbul'un iki yakasında yapılması planlanan, önce "sahra hastanesi" denilen, sonra da "Pandemi" şeklinde ismi değişen tek katlı, biner yataklı sağlık tesislerinin sadece salgın için değil de, sonraki zamanlarda işlevi ne olacak?

Her iki tesisin yakınlarındaki hava alanları ve geçici olmak yerine kalıcı biçimde yapılması nedeniyle "Sağlık Turizmi" için olabilir tahmininde bulunmuş ve bu satırlarda belirtmiştim. Geçen haftaki basın toplantısında Bakan Fahrettin Koca'nın ağzından bir ara turizm sözü de çıktı ve merakımı gidermiş oldum. Yorumum da olacak tabii... Başakşehir ve Bursa şehir hastaneleri ile Göztepe Stadyumu'nu bitiren, Rusya'da çok büyük projelere imza atan bir inşaat şirketi, hatta holding bu iki tesisin yapımını da üstlenmiş. Yönetim kurulu başkanı, sitelerindeki metinde, holdingi anlatırken Lenin'in sözü ile başlayıp, Nazım Hikmet şiiri ile bitirmiş. Düşündüm, taşındım, şüphe de edemedim ve bana da küçücük bir yorum yapmak düştü. Holdingin adına atıf yaparak, "Sağlıkta Rönesans" dönemine giriyoruz diyorum!

Gerçekten çok merak ettiğim ve yasalaşması için çok zaman gerektiği için geciken "İnfaz Yasası" için asıl amaç neydi? Merakım bu yönde.

Şüpheme gelince; 90 bin kişi salıverilirken, testten geçtiklerine dair bir haber almamıştık ve onlar gibi evlerine gitmeyi bekleyen, vatani görevi biten askerler neden terhis edilmedi? Yoksa biz salgınla boğuşurken, kapıda sıcak bir çatışma olasılığı mı var? Yoksa, yokluk, sıkıntı ve olası bir tam karantinada, halkı evde tutmak için bir önlem mi alınıyor?

Ne kadar gereksiz şüpheler değil mi, ama biz gazeteciyiz!

Yoruma gelince...

Hukukçular içerik yorumları ile siyasiler de elde ettikleri bilgiler doğrultusunda merakımı giderdiler. Bu yasadan yararlanan kesime bakınca da fikriniz oluyor.

MHP ve Bahçeli'nin ısrarla istediği geciken bir salıverme oldu. Bu sayede Cumhur İttifakı perçinlendi. Olası bir erken seçim için güzel bir mevzi de kazanıldı. Yeter herhalde bu kadar yorum!

Son bir merakım daha var... Devlet ödemeli "ücretsiz izin" formülü kimin icadı ve amacı nedir?

Uzmanlar ve sendika temsilcilerinin aydınlatması ile kendi deneyimimi birleştirerek merakımı giderdim. Kısa çalışma ödeneği daha pahalıya mal olacağı için ücretsiz izin daha elverişli. Üstelik kulağa da hoş geliyor "üç ay işten çıkarmak yasak" cümlesi... Emekçinin cebine ayda bin 700 lira girecekken, bu yolla ancak bin 170 lira brüt gelir elde edecek.

Yoruma gelince, gayet kolay... İşveren için cepten çıkan bir para yok. Devlet de, başka harcamalar için kullandığı miktarın dışında "İşsizlik Fonu" aracılığıyla bu parayı ödeyecek. Böylece para basma, kampanyaya bel bağlama gibi bir sorunu olmayacak. Böyle bir çözümü ancak ülkemizin insanı bulabilirdi. Buldu da... Siz yine de bana kanmayın, merak ve şüpheden lütfen uzak durun!