Bursa
Açık
21.4°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Maskeyi takan takana!

14 Nisan 2020 Salı, 18:42

Görmediğimiz, bilemediğimiz, çaresiz kaldığımız bir belayı savmaya çalışıyoruz. Büyük çoğunluk gibi ben de kaygılıyım doğal olarak... Acaba dünya ve yurdumuzdaki her birey aynı duyguları taşıyor mu? Zor bir soru olduğunu biliyor ve yorumu herkesin kendine bırakıyorum.

Kendimden başlayayım... Hakikaten çok kaygılıyım. Önce, virüsle ailemle birlikte karşılaşmaktan, sonra da tanıdığım, aşina olduğum veya adını bildiğim insanların kaybını duymaktan.

Hani bir de akşam saatlerinde yayınlanan o dayanılmaz tablo var ya, beni derinden üzüyor.

Sadece bir rakam okumuyoruz, orada bir canın kaybı, ailesinin dramı, ülkemizin zararı ve hepsinden önemlisi de karşı koymaya bile gücümüzün yetmediği bir düşmana yenilme acısı var.

Acaba aynı duyguları paylaşabiliyor muyuz toplum olarak?

Örneğin, bir önceki kuşağın heyecanla anlattığı ve mesleğim gereği tanıştığım gazilerden dinlediğim Kore Savaşı'ndaki yitirdiğimiz can ve şehit sayısı 734, kayıplar da 175, toplamda da 909 vatan evladı...

Bir milleti yok olmaktan ve Türkiye'nin itibarını koruyan Kıbrıs Barış Harekâtı'ndaki şehit sayımız da 497 (Bilgi eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un açıklamasından).

13 Nisan günü bir günlük can kaybımız ise 98 ve toplam da bin 296.

Testi pozitif çıkan ve gözlem altında olanların sayısı da tam 61 bin 49 kişi...

Biraz durup, düşünüp ve derin bir nefes sonrası rakamları yorumladığınızda acaba kafanızda nasıl bir sahne canlanıyor? Ölenlerin ailesi önce kaybına, sonradan da geçim derdine mi yanıyor? Böyle bir felakette, milyonlarca insan arasından aile olarak isabet almak nasıl bir duygu?

Çizdiğim bu kara ve dramatik tablo için yorum yaparken, büyük depremlerdeki kayıplarımız için atıfta bulanacaklar da çıkacaktır. Haklısınız... 1939 Erzincan ve 1999 Marmara depremi en büyük ve yıkıcı olanları... Ama bu felaketler bir anda geliyor ve yıkıp geçiyor. Alacağını toprak altına alıp götürüyor. İlk anda canını, sonra da malını kurtarma çabaları o derin acıyı hissettirmiyor sanki...

İçinde bulunduğumuz salgın öyle mi? Ağır ağır geliyor ve geldiğini bile hissetmiyorsunuz. Böyle olunca da bir rahatlık, rehavet ve boş vermişlik çöküyor. İşte en büyük tehlike burada. Toplum olarak insan birikimi ve kaynağımızı, üretim ve yurttaş olma bağlamında ele aldığımız da ancak kaybımızın ne olduğunu anlayabiliriz. İnançlarımız gereği, bir canlının kaybını anlatıp, önemsetmeye gerek yok bile sanırım...

Öyleyse bu duyarsızlık, kişilik haklarına saygısızlık, pervasızca ayrışma neden?

Acaba, imam-cemaat örneğine mi sığınsam, yoksa herkes kendini hesaba çeksin mi desem, bilemedim.

Başta da söyledim ya, aslında maske kullanımında toplumumuz çok mahirdir!

Kimisi kaçak ürettiğini satarken, kimisi stokladığı malı piyasaya sürerken, bazısı da politik geleceği gereği gerçeği gizlemek için maskeyi güzel kullanır!

Bunları yakalamak da çok kolaydır aslında... Genelde ve yereldeki gelişmelere alıcı gözle bir bakıverin görürsünüz hemen.

İşte size taze örnek... İki günlük karantina için marketlerden topladığınız onca yiyecek, içecek ve diğer mamuller, fazladan edindiğiniz her ekmek, bir başkasının hakkını gasp değil midir?

Neyse, canınızı sıktığımın farkındayım.

Biraz da yaşadığımız şehirden ve ülke genelinden merceğime takılan birkaç gelişmeden söz edeyim.

Madem konu maskeden açıldı, ona dair bir haber vereyim. Bursa'daki eczanelere, devlet henüz maske gönderememiş. Vatandaş zaten e-devlet şifresi isteyip, telefonuna geldikten sonra eczaneye gidecekmiş. Eczacıların ricası böyle... Ayrıca, üzücü ama yine maskeli bir haber vereyim; İstanbul'da bazı eczanelere giden maskelerin kutuları açıldığında, tek tip olmadığı ve ortaya karışık bir ambalaj yapıldığı görülmüş!

Bir arkadaşımın gözlemine göre, Bursa'da belediyeye ait otobüslerde, boş koltuk kuralına tam uyuluyor, ayaktaki yolcu sayısı da istenilen oranda alınıyormuş. BursaRay'ın her istasyonunda dezenfekte için sistem oluşmuş ve yolcular anonslara uyarak, vagonlara orantılı dağılıyormuş.

Bunlar, toplumda görmek istediğimiz hareketler...

Bir de genelden ama çok şaşırtıcı bir gelişme. Bir TV kanalında, araştırma şirketi sahibi Murat Sarı'nın elde ettiği veriye göre, son bir ay içinde Türkiye'de en önemli siyasi kişi Sağlık Bakanı Fahrettin Koca gösterilmiş. Hem de 2009 yılından bu yana ilk kez birinci sıraya çıkma başarısı göstermiş Koca... Daha önce birinci sırada kim vardı bilemem, onu da siz bulun!

Bir de şahsımı mutlu eden iki haberim var. Birincisi, Bursa'daki corono rakamlarını Büyükşehir Belediyesi'nden isteyip, milletvekili Dr. Esgin'den enbursa.com canlı yayınında dolaylı yoldan almak ve bundan sonra ilçelerdeki rakamları açıklama cesaretini gösteren hekimleri görebilmekti. İkincisi ise genel ve benim duyarlı olduğum bir konudaydı. Bir arkadaşımın paylaşımı ile yakaladığım Türk Hava Kurumu'ndaki kayyumun, uçak ve taşınmazların satış ihalesini yazmak ve yaygın medyada iki gün sonra gündem oluşunu görmekti.