Bursa
Açık
21.4°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Konuşarak mı oynuyoruz?

16 Kasım 2017 Perşembe, 11:28

Ortalık toz duman!

Ulusal Futbol Takımımız, iki maçta iki yenilgi aldı; üstelik biri, rakibin on kişi kalmasına karşın...

Herkes bu hafta futbol konuştu, ama bir başka futbol... Hakemler nefeslendi, çünkü lig maçları yoktu. İstanbul'un egemen kulüpleri yoktu, kavga da yoktu.

Çünkü saldırılacak tek hedef vardı; o da Ulusal Futbol Takımı'nın teknik sorumlusu Mircea Lucescu.

Çünkü, bu iki maçta oynayan futbolcuların önemli bir bölümü İstanbul dışı kulüplerin oyuncularıydı. Bir kısmı da gurbetçi çocuklardı.

Böyle olunca, futbol tartışması, pardon vuruşmasının tadı da yoktu tuzu da...

Böyle durumlarda İstanbul medyası ne yiyecek, ne içecek!

Ekmek de yok, su da yok.

Bunun yerine sudan yorumlar var!

Sosyal medya dedikleri mecranın as oyuncuları, yaşamı zaten ellerindeki cep telefonundan ya da önlerindeki tabletlerden öğreniyor. Futbolu da doğal olarak buralarda görüp yorumluyor.

Ne yazık ki gerçek böyle. Aksini söyleyecek olan varsa, Bursa'nın gözbebeği, lüks ulaşım aracı Bursaray'a binip bir dolaşsın. Yaşlılar dışında, orta yaşlı ve kadınlar dahil, yolculuk sırasında kaç kafa yukarıya kalkık sayıversinler.

İşte, gözleri cep telefonlarına monte edilmiş bu gruplar, Türk futbolunun acıklı hali için yorumlar döşeniyor, TV kanallarına mesaj yolluyor.

Oysa ortada yanıtlanması gereken bir çuval soru bulunuyor.

Küçük bir kısmını sıralıyorum:

Futbolun başındaki zatın, ekibiyle birlikte nasıl seçildiğini bilen kaç kişi var?

İkinci soru şu; bu zatın hükümeti destekleyici kaç yayın organı var?

Bu muhterem zat, yüksek irtifadan emir almadan ne kadar özgürce hareket edebilir?

Dördüncü ve en çarpıcı soru geliyor... 14 yabancı kuralı getirildiğinde, her futbolcu için TFF bünyesindeki "Alt Yapı Fonuna" ne kadar ücret yatırılacaktı, bu paralar sonra ne miktara düşürüldü ve bu miktar da yatırıldı mı?

Sözün özü, bu ülkenin futbolu için kafa yoran ya da yormayıp yararlanan insanları, önce birey, sonra da futbolcu yetişip, gelişmesi için ne zaman ne yaptılar?

Son ve en önemli soru da şöyle...

Şu anda ülkemizde Süper Lig ve kulüpler için renk aşkı, aidiyet duygusu, kent sevgisi gibi kavramları rahatça kullanabilir miyiz?

Yoksa, biz farkında olmadan, para üreten ve bu parayı kimin tükettiği belli olmayan, çağımızın en önemli sektörlerinden birinin, yetersiz ürününe mi para ya da gönül veriyoruz.

Yanıtı bulalım ve konuyu öyle tartışalım ki, attığımız taş, ürküttüğümüz kuşa değsin.