Bursa
Açık
20.9°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Keskin bir Akkılıç...

28 Nisan 2020 Salı, 20:06

Günlük rutin içinde sosyal medya gezintisindeyim. Değerli büyüğüm Güler Buğday'ın, ölüm yıldönümüne atıfta bulunarak Yılmaz Akkılıç'ı anlattığı makalesi gözüme çarptı. Sonra da sevgili dostum Can Ertan, Akkılıç'a dair yazısının bir sonraki gün okunabileceğini belirtti.

Vefatının üzerinden tam 10 yıl geçmiş, bunu fark ettim. Biraz düşündüm, yıllar nasıl da hızla akıp gidiyor diye... Sonra da elimdeki çalışmaya daldım. Nezaket Özdemir'e ait kitaptan, yüzüncü yılını idrak ettiğimiz Bursa'nın işgaline dair izlenimlere bakıyordum. Aslında incelediğim çalışma "İstanbul gazetelerinde Atatürk'ün Bursa Gezileri" adını taşıyordu. Harf devrimi 1928'de yapıldığı için Osmanlıca basılan gazete yayınlarına çeviri yapmak gerekiyordu. Nezaket Hanım, uzun bir uğraş sonunda bunu başarmıştı. Dördüncü Bursa gezisine ait notları incelerken, beynim beni geçmişe, 2009 yılına götürdü. Bugün rahmetle andığımız Yılmaz Akkılıç, daha önce Atatürk'ün 18 gezisini kitaplaştırarak Bursa'ya kazandırmıştı. O kitaptan yola çıkarak, 11 Eylül'ü de içine alan bir haftalık bir zaman diliminde, Gazi Mustafa Kemal'in Bursa'ya, ülkenin geneline dair hedeflerini, önermelerini paneller şeklinde dile getirme fikri oluştu kafamda...Kısa süren siyasi yaşamımdaki en kadim dostum Ali Küçüksarı ile yola koyulduk ve kapsamlı bir program hazırladık. Atatürk'ün kurduğu parti örgütü de bunu hayata geçirmemize olanak tanıdı.

Bir bölümünü de hayata geçirdik bu yüklü programın...

Zaten anlatmak istediğim bu değildi. En önemli konu başlığımız, tartışmalı ve sürekli olay yaratan Atatürk'ün Bursa Nutku'ydu. Bu çalışma sırasında hemen her konuda Akkılıç'ın danışmanlığına başvurduk zaten, ama bu nutuk organizasyonu çok önemliydi. Yılmaz Abi o sırada rahatsızdı gerçekten... TKM'de planladığımız nutuk panelinin moderatörü olmayı kabul ettirebildik, projenin çıkış noktasının onunu kitabı olduğunu anımsatarak... "Sağlığım elverirse gelirim" dedi ve geldi.

Benim sosyal yaşamımdaki çok önemli bir güne de birlikte imza atmış olduk.

Aslında merhum Akkılıç'la tanışmamız daha önceki yıllara dayanıyordu. Ben onun sürekli yanında olan, aynı görüşü paylaştığım izlenimi veren biri değildim. Çünkü yaradılışım gereği bu anlamda kimse beni ölçemezdi...Çok kısa bir süre aynı kurumda da çalıştık. Sakaldöken'deki evine, daha doğrusu kütüphanesine giderek, mini bir belgesel de çekmiştim yaşamına dair... Sonra da 2008 yılında başlayan ve kısa sürede biten, benim için en büyük iftihar vesilesi olan OLAY Medya'daki sendikalaşma sürecinin sonunda Yılmaz Akkılıç ile bir kez daha yollarımız kesişti. Onun dışında, konunun içinde olmayan hiçbir meslektaşım merak etmemişti bu süreci! Çünkü kelimeni tam anlamıyla "netameli" bir konuydu sendikalaşma...Ama, bir vesile ile Gazeteciler Cemiyeti'nde otururken, adeta komut verdi Akkılıç... "Bu konu çok önemli. Hacı Tonak, İsmail anlatsın sen de Cemiyet'in yayın organına koyuver sendikalaşmayı, geleceğe bir belge olsun" deyiverdi sohbetin en koyu yerinde...

Bunu unutmam mümkün değil... Bir de şaşkınlığım var onun bir söyleşisine dair... "Bursa'da Yakın Zamanlar" kitabını karıştırıyordum, kendi çalışmam için... Bir de baktım, 1923-1960 yılları arasında Bursa'nın en önemli spor adamı Faik Tinel ile Bursa Hakimiyet Gazetesi'nde söyleşi yapmış ve bunu kitabına koymuş. Bilgi edinmem imkansız görünen bu zatı, onun kaleminden okumak beni çok mutlu etti ve ben de Gazi'nin Stadyumu kitabım içine hemen koyuverdim. Benim için müthiş bir sürprizdi.

Bir de itiraf... Çok yakın olmadığım için hakkında fazla bilgi sahibi değildim Akkılıç'ın... Sadece etrafındaki meslektaşlarımın saygılı davranışlarından bir şeyler çıkarmaya çalışıyordum. Ama bu saydıklarımın dışında Bursa Defteri'nde, bazı araştırma gezilerinde birlikte olduk. Belki de benim hakkımdaki görüşünde bir değişim olmuştur sanırım... İtiraf dedim ya, biz Bursa olarak onun değerini yaşarken veremedik. Buna ben de dahilim. Sert tavrı, asker üslubu ona bir başkalık katıyordu belki de... Benimki bir günah çıkarmak değil zaten, Güler Buğday'ın dediği gibi, ona yakın görünen ama yeterince doğru davranmayan, ardından da timsah gözyaşları dökenler bunu söylemeli.