Bursa
Açık
31.6°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Kazan kafamızda patladı!

03 Ocak 2018 Çarşamba, 10:26

Türkiye'nin yönetim biçimini köklü biçimde değiştirecek, hatta sistemini yerinden oynatacak seçimlere az sayılabilecek bir süre kaldı ya; işte o nedenle "taşeron" diye isimlendirilen emekçiler hatırlandı.

Kimine göre 900 bin, bazı kaynaklara göre 450 bin kişiye devlet tarafından kadro açılarak, özlük hakları verilecek.

Tamam da bu sistem neden bu denli palazlandı?

Aslında gerçek adı "alt işverenlik" olan bu sistemde, kamu kurumları bazı hizmetleri özel sektörden aldı yıllar boyu...

Örneğin, Bursa'da hemen haftada bir, bu sistemle çalışan sağlıkçılar ve onların liderleri bizleri arar, soruna eğilmemizi isterdi.

Biz de fazlasıyla eğilirdik!

"Ne yapalım sistem böyle" der geçerdik.

Bu sistemde püf noktası neydi?

Kamu kurumları, bu yöntemle aldıkları hizmeti sunan personelin kıdem tazminatından, diğer sosyal haklarından, ücretli yıllık izinlerinden, sözüm ona "kâr" ederdi. Bu yükü "alt işverene" yüklerdi güya...

Devlet ile iş yapan bir özel şirketi, sigorta, sosyal haklar, belki de "sendikalaşma" açısından hangi kurum titizlikle denetleyebilirdi?

Belki de denetlemiştir, bu nedenle böyle onurlu, görev bilinci olan kişi ve kurumları şimdiden kutlarım.

Sonuç;

Sendikalı çalışan sayısı, özel sektörde minimum seviyede... Kamudakiler de alt işveren metodu ile giderek azalıyor. Mevsimlik kamu çalışanı sayısı da cabası... Buna bir de Cumhuriyet'in ilk yıllarının ürünü, KİT özellikli şirketlerin özelleştirmesini ekleyin, ortaya herkesi mutlu eden bir çalışma hayatının çıktığını görebilirsiniz, dikkatlice bakarsanız...

Ben bakmaya çalışıyorum. Özellikle, kısa bir süre önce Bursa kaynaklı iki "kontrollü 'kaza'nın" yargıdaki sonuçlarını merak ediyordum. Gürsu'da kurulu bir tekstil fabrikasında patlayan kazan ve 5 ölü, aslında sistemin çökmekte olduğunu ve asıl patlamanın daha sonra geleceğinin bir habercisidir.

Bu kazada oğlunu da kaybeden işveren, 15 yılla yargılanacakmış.

Şimdi bu gelişmeyi nasıl yorumlamalıyız, ona bakalım...

Böyle bir kazaya ve oğlunu bile kaybedebileceğine inansa, o işveren uyarılara karşın önlemini almaz mıydı? Ama bunun yerine, "birçoğu gibi ben de vaziyeti idare ederim, arayan soran, denetleyen de olmaz zaten, neden yok yere harcama yapayım" diye düşünmüş olması daha akla yakın geliyor.

Cenaze törenindeki kalabalık siyasi grup, sanki bunu anlatır gibiydi.

Gemlik'ten kalkan ve Şile açıklarında batan geminin durumu daha da karanlık, dilerim yakında onunla ilgili de bilgi sahibi oluruz.

Dikkat ettiyseniz, bu tür olaylar, medyada yeterince büyük yer alamıyor.

Sanırım, bu yeni sistemi bu durum açıkça anlatıyor.

Altını çizeceğim bir konu daha var, o da tekstil fabrikasında görevli "iş güvenliği uzmanının" suçsuz bulunması.

İşte can alıcı nokta burası...

Yasa öyle bir yapıldı ki, bu sonuç bizi hiç şaşırtmadı. Çünkü iş güvenliği uzmanı eksikleri saptayacak, sonra da işvereninin karşısına dikilip "Beyim bu eksikleri gidermezseniz, sizi Çalışma Müdürlüğüne şikayet edeceğim" diyecek.

Düzen böyle istiyor; ama gerçek daha bir başka...

Çünkü iş güvenliği uzmanın maaşını işveren ödüyor.

Taşeron sistemi, iş güvenliği uzmanlığı kurumu ve bunlara eklemek istediğim bir de özel güvenlik gerçeği ile bekçilerin geri dönüşü var.

Hepsi de üretmeden yaşayan Türkiye'de, genç işsizliği önlemek için alınmış pansuman tedbirler olarak karşımıza çıkıyor.

İşte o pansuman şimdi kime yapılıyor biliyor musunuz?

Patlayan kazanlar, batan gemiler, inşaattan düşerek can veren sigortasız çalışan emekçilerin açtığı yaralar nedeniyle, ülkeyi yönetenlerin kafalarına yapılıyor ve bedelini ülke olarak ödüyoruz.

Dedim ya, kazanlar aslında kafamızda patlıyor, bir de farkında olsak!