Bursa
Açık
30.7°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Kafalar karışık, salgın sonrası ne olacak?

12 Mayıs 2020 Salı, 18:12

Cumhuriyet'in ilk yıllarından ve 1929'daki "Büyük Buhran" diye tanımlanan küresel ekonomik krizden sonra yaşanan en tipik ve sıkıcı bir dönemi yaşıyor biz ve bizden önceki kuşak... Belki de "İkinci Dünya Savaşı'nı unuttun" diyebilecek, dikkatli okurlar da olacaktır. Doğru ama, bu ölümcül savaş, tüm dünyayı direkt etkilemedi ki, Türkiye bile usta bir manevrayla dışında kaldı bu belanın... Geçelim... Asıl konu, salgından sonra dünya nasıl şekillenecek ve Türkiye kendini nerede konumlandıracak! Önce buna bakalım, sonra da yaşadığımız kente doğru geliriz nasıl olsa...

Sadece benim kaygım ve konum değil bunlar. Ekranlarda izlediğimiz bazı uzman konuklar şimdiden bunun hesabını yapıyor. Önemli olan düşünmek değil de öngörüde bulunmak. Örneğin neye bakarak sonuca varabiliriz?

Sıralıyorum... Birincisi, salgın dünyanın her yanını sardı ve bunun direkt adı "küresel bela" olarak geçecek. Yani herkes birbirini etkileyecek.

İkincisi; Dünya devi sayılan ABD, Çin, Almanya, Japonya, Rusya, İngiltere gibi ülkeler virüsle savaşta resmen çuvalladı. Vatandaşlarının göz göre göre ölümüne çare bulamadılar. Yani, bırakın Afrika ülkelerini, İtayla, İspanya gibi ülkeler bile çaresiz konuma düştü. Sebebi de, sosyal devlet anlayışından uzaklaşmaları olarak görünüyor.

Öyleyse soru şöyle... Bu büyük krizden kimler daha önce çıkacak? Hemen ikincisi, tüm ülkeler ve yönetimleri bundan etkilendiği için yakın gelecekte yönetim sistemleri ne olacak? Daha açık ifadeyle, liberalizm ya da kapitalizm veya emperyalizm geride kalarak, üye yönetimlerine sosyal demokratlar, sosyalistler mi hakim olacak?

Sorunun ne yazık ki iki yanıtı var. Birincisi saydığım sistemlerin geçerli olacağı yönünde, ikincisi daha ilginç, günümüzdeki otoriter liderlerden (Tramp, Putin, Johnson gibi) daha otoriter olanları iş başına gelecek.

İşte belirsizlik burada. Ekranda görüşlerini ve aldığı bilgileri açıklayan Stratejist ve Yazar Erol Mütercimler'e kulak veriyorum bu bağlamda... Öyle ilginç açıklamaları var ki, nefes almadan dinledim. Konuşmalarından bir kuple:

"Salgın herkesi etkiledi. Buna rağmen en kısa sürecede toparlanacak olanlar yine ABD, Almanya, Çin ve Japonya... Buna karşı küresellik sonlandı. Çünkü herkes zor durumda. Kim kime mal alıp satacak?

Şu anda bazı çevrelerde komünizm ve sosyalizm tartışılıyor... Avrupa'da sosyal demokratlar öne çıkabilir. Almanya'daki bir bildiri çok düşündürücü. Yeni bir Almanya inşasından söz ediliyor. Bazı köktenciler Almanya yerine 'Prusya' bile diyorlar. Bu düşünce Almanya için kabul edilebilir ama; buna rağmen radikal sağ düşüşte..."

Mütercimler, bu bilgilere Avrupa gazetelerindeki makalelerden tercüme ederek ulaşmış (ne de olsa soyadı mütercim adamın).

Bir de çok korkutucu yorumu var... Virüsün laboratuvarda üretildiğini savunanlar doğru düşünmese bile, öldürücülüğü ve bulaşıcılığını keşfeden terör örgütlerinin bunu kullanabileceği ve "biyoterör" tehlikesinden de söz ediyor. Bu nedenle benim de kafam karıştı. Üstelik ülkemizi düşününce, küreselliği yok eden böyle büyük bir ekonomik krizle Türkiye nasıl baş edecek, hakikaten çok korkutucu. Avrupa makalelerindeki en kötü varsayımı da açıkladı Mütercimler... Kriz dünyada yaklaşık 350 milyon kişiyi işsiz bırakabilirmiş.

Sonra da kendi yorumunu ekliyor bu bilgiler ışığında. "Kriz süreçleri, var olan liderleri yok eder, yenisini yaratır."

İnsanın beynini yakacak bir yaklaşım, aman ülkemden ırak!

Krizler kahramanlar da yaratırmış. Örnek olarak 1999 depreminde yıldızı parlayan ve halkın can kulağı ile açıklamalarını dinlediği Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara'yı örnek gösteriyor. Yeni kahraman da Sağlık Bakanı Fahrettin Koca imiş. Açıklamalar sırasında elektronik ortamdan takipçilere bakılıyor ve acayip bir sonuç çıkıyor. Koca'nın bu günlerdeki takipçi sayısı 8 milyon 600 bin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ise 7 milyon 700 bin imiş. Ben o programın yalancısıyım!

Türkiye için çıkış yolu var mı ya da ne yapılırsa olacak yaklaşımının da yanıtı belli aslında... İnsan hakları, basın özgürlüğü, hukuk devleti ve hepsi için şeffaflık. Bu konuların tartışılmadan yerine getirilmesi gerekiyor...

Bu kadar ağır öngörülerden sonra Bursa için ne demek gerekiyor, gerçekten bilemedim. Bildiğim ve ezberimde olan, hiçbir alanda eski gücünde ve dikkate alınır bir konumda olmadığı. Nasıl aşılır? O da aslında belli gibi... Özellikle sanayide özel sektörün üretimini, çağdaş alanlarda yapmasına bağlı. Ardından da bu kentin tarihi, doğası ve turistik değerlerinin öne çıkarılarak en şiddetli biçimde korunması gerekiyor.