Bursa
Açık
20.3°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

İşçi kenti geri döndü mü?

23 Ocak 2020 Perşembe, 23:35

İşçi bir babanın oğlu olarak büyüdüm. Sendika, toplu sözleşme, grev ile lokavt kelimelerinin yanında, işçi temsilciliği seminerlerini de öğrenmiştim.

70'li yılların ortalarında, babamın emeklilik günü yaklaştığı sıralarda ilk kez Merinos fabrikasında grev ihtimali doğmuştu.

O güne değin anlaşma zemininin hep bulunduğu ve sonunda toplu sözleşmenin imzalandığı bu emektar fabrika grevin eşiğine gelmişti. Babamı ilk kez o günlerde korkulu buldum. Çalışılmadığı, yani greve çıkıldığı günlerde maaş alınamayacak oluşu, ev kadını annemin de parasal destek vereceği bir uğraşının yokluğu, geçim sıkıntısını kapıya kadar getirecekti. Neyse, anlaşma son anda yapıldı ve Merinos eski düzenine dönerek, çalışanlarına huzur geldi. O zamanki ismi ile İşçi Sigortaları Kurumu ile 50'li yılların başında tanışan babamın kuşağı, çalışmadıkları pazar günü ücretinin kendilerine verilişi ile Demokrat Parti yönetimine bağlılıkları iyice artmıştı. Bir anlamda, patronları Demokrat Parti yönetimi ile sandıkta da buluşuyorlardı! Muhalif kanattan bazen abartılı ve çatlak sesler de duyulurdu. Özellikle CHP yanlıları veya Başbakan Adnan Menderes'i sevmeyenler "seçim sandıkları fabrikanın içine mi getiriliyordu?" sorusunu rahatça soruyordu. Oysa, böyle bir şey yoktu ama, oylar hep iktidara gidiyordu. Çünkü Merinos gibi bir kurum ünlü sendikacılar üretmiş ve onların en önemlisini de Meclis'e kadar göndermişti. İşte bu nedenler ve Hükümet'i Devlet ile özdeş gören çalışanlar, rakip partiye oy verme, anlaşmazlıklarda greve çıkma gibi önemli siyasi ve iş yaşamı argümanlarını kullanmaktan çok uzaktı. Bu nedenle, sanayinin eskiden beri güçlü olduğu, Türkiye'nin ilk organize sanayi bölgesinin kurulduğu bu kentte "işçi sınıfı" gibi bir kavram, 70'lerin sonuna kadar oluşmadı. Özel sektörde çalışanların büyük çoğunluğu, patronu ile aynı tarafa oy kullandı. Sınıf bilincinin oluştuğu, kazanç kadar hak aramanın da kutsallığını içselleştiremeyen Bursa emekçisi, otomotiv sanayinin dev kuruluşlarında da çalışsalar, sandıkta bunun gereğini yapmadan, buna karşın hak ettiklerini almayı da başardılar.

Kısa süren bu sınıfsal dönüşüm yılları, 12 Eylül darbesi ile kesintiye uğradı. Aslında bu bir kesinti de değildi, dönüşümün yeniden askıya alınmasıydı. Sonraki yıllarda kapitalizmin alabildiğine at koşturduğu ülkemizde, Bursa emekçisi bir göründü bir yok oldu hak aramada... Sendikaların etkinliği de eskisi kadar olamadı. Bunun nedenlerinden biri de 1982 Anayasası idi doğal olarak.

Bugün; gazetelerde, internet gazetelerinde ve bazı TV kanallarında, kavgasız gürültüsüz, halkın tepkisini çekmeden yapılan direnişleri, Türkiye'nin küçük bir bölümünde ve Bursa'da daha yüksek tonda gözlemliyoruz. Bu durumu yorumlamaya kalktığımda, ekonomik krizin etkisiyle geçim zorluğu mu, yoksa dünyanın kapitalist sistemin çarkları altında ezildiği bir dönemde, ihtimal dışı ama yeniden bir sınıfın doğuşu mu, anlamak oldukça güç.

Günümüzün siyasi atmosferinde bu kadarını istemek de bence ütopya. Bursa'dan ateşlenen eylem, iş yavaşlatma ve alınan grev kararı ile lokavt kartına karşın direniş, yine de büyük önem taşıyor.

Bu davranış aslında büyük bir misyon üstlenmiş durumda. Söylediğimde sakın dudak bükmeyin! Metal işçisi verdiği bu şiddetsiz kavgadan başarıyla çıkarsa, Türkiye ve geçimini emeği ile kazananların büyük bir kazancı olacak.

Asgari ücretin standart ücret hale geldiği şu anda, bunun çok büyük bir haksızlık olduğu vurgulanacak ve reel ücret yeniden ayağa kalkacak.

Dileğim böyle, sonucu da heyecanla bekleyeceğim.

İMSİAD BİR BAŞKA MİSYON DA ÜSTLENMELİ

Kısa bir süre önce bir adaylık açıklamasına katıldık bir grup haberci ve yazar arkadaşla... İnşaat Müteahhitleri, Sanayicileri ve İş adamları Derneği'nin (İMSİAD) genel kurulunda mevcut yönetime karşı, yeni bir kadro ile rakip ve aday olan Mehmet Çelebi'yi ilgi ile dinledim. İlk kez bu tür bir toplantıya katıldığım için, dikkatim dernek üyeleri ve davetliler üzerindeydi. Başkan adayı Çelebi'nin, irticalen yaptığı konuşmasının bir bölümü dikkatimi çekti. "Müteahhit" kelimesinin toplumda farklı ve gerçeğin dışında algılandığını ve bunun değişmesi için çalışmak gereğini vurguladı. Özeleştiri bakımından mükemmeldi. Çünkü haber bültenlerinde sürekli duyduğumuz, site mağdurları Mehmet Çelebi'yi doğrular nitelikteydi. Üyelerin dayanışması ve finansal zorlukları aşması çalışmalarının yanı sıra, içlerindeki "çürük elmaları" ayıklama ve halkta oluşan kötü havayı dağıtma misyonu, bence olayın iki tarafını da rahatlatacaktır. Bu konudaki yaklaşımı, Mehmet Çelebi'yi öne çıkaracaktır. Pazar günü yapılacak genel kurulun sonunda kazanan sadece üyeler değil, müstakbel konut alıcıları da olmalı, diye düşünüyorum.