Bursa
Açık
31.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

İnsan bu, rakam da neymiş!

27 Nisan 2020 Pazartesi, 18:55

İçinde bulunduğumuz saatler değil anlar bile dopdolu, şaşırtıcı.

Hüzün, öfke ve güvensizlik adeta kol kola...

Olgunluğunun altın çağını yaşayan genç adamlar, üstelik sporla iç içeyken göçüp gidiyor. Yanı sıra, düzmece siyasi manevralar devrede... Ve ben çelişki, öfke ve şüpheyle baş başayken bir arkadaşım gerçeği haykırıyor.

"Her akşam bakanın açıkladığı rakamların sadece istatistik olmadığını... Her rakamın bir ocağa düşen ateş olduğunu maalesef dün gece acı bir şekilde anladım... Nur içinde yat Gülbek.."

Gülbek Erkılıç'ı tanımazdım. Yakınımdaki iki üç arkadaşımı arayınca, tam da içinde bulunduğumuz sarmala uygun bir yaşam öyküsü ortaya çıktı. Sosyal medyada görebildiğim fotoğrafı ve antrenör olması ilgimi çekmişti. Arkadaşım gazeteci Ertan Erkuvvet'in yukarıdaki cümlesinin benzerini daha önce sarf etmiş biri olarak, dünkü 99 kaybın içindeki Gülbek'in ardına düşerek soruşturdum. Takım arkadaşım İbrahim Altıngöz'ün iş yerinde çay servisi yaparak çocukluk yıllarını geçirmiş. Sonra da Sönmez Filament Kulübü'nde futbola adım atmış. Yine yakın arkadaşım Erdoğan Başer'in öğrencisi olmuş ve futbolu uzun yıllar sürdürmüş. Sonra da çalıştırıcılık dönemi başlamış amatör olarak...

Meslek olarak Uludağ Üniversitesi'nde güvenlik şefliği yaparmış Gülbek... Mazlumu koruyup gözeten Devletimiz, yurt dışından getirdiği öğrenci grubunu Uludağ Üniversitesi kampüsünde gözetim altına almış. Onları yerleştirme ve koruma görevini yaparken, öyle anlaşılıyor ki Gülbek Erkılıç kendini koruyamamış. Eşi ve iki çocuğu ile tüm dünyaya kan kusturan virüsü almış. Ailesi, bu hastalığı yenerken o pençesinden kurtulamamış, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde 20 gün yoğun bakımda ve bunun en az 15 günü solunum cihazı takılı bir durumda (entübe) kalarak o istenmeyen sonu yaşamış.

Bu satırları yazmadan az önce, yine aynı rahatsızlıktan yaşamını yitiren, Bursa futbol ailesinin bireylerinden Zaferspor yöneticisi ve sanayici Güray Çağlayan için üzüntü belirten ifadeleri okuyordum.

İşte konu buydu. Yakından tanımadığım iki genç insan, hem aynı kentte yaşadığımız, hem de ortak tutkumuz futbolun bireyleri olduğu için beni yine başa, yani akşam saatlerinde TV ekranından umutla gözlediğim rakamlara götürüyor. Günlük vefat sayısı içinde yakınımdan biri yoksa "bugün sayı düşmüş" diye umutlanıyor, bencilce bir sevinç yaşıyor, kayıp yakından geliyorsa işte böyle hüzün içinde kalıyorsun. Bu kez "neden onlar" sorusu aklınıza takılıyor. Kendinizi sorguluyorsunuz. Bunun dışında, herkesi koruma görevi olan Gülbek, neden korunamıyor diyor ve öfkeleniyorsunuz.

Az sonra da bir başka gelişmeye bakarak soğuyorsunuz.

İSVEÇ, NORVEÇ VE TÜRKİYE

Bu üç ülkenin adı nasıl yan yana gelir ? İşte bunu gerçekleştirebilen bir ülkede yaşıyoruz farkındaysanız... Elimizden her iş gelir! Kullanımı zorunlu olan maske, tekstilin önde gelen ülkelerindenTürkiye için basit bir üretim. Buna karşın 20 küsur devlete sağlık ürünü gönderebilen ülkemde, maske satılamıyor ve almak için de cep telefonunuza gelecek şifreyi bekliyorsunuz. Benim gibi "altmış beşliler" de Cumhurbaşkanlığı makamının amblemli paketlerinden çıkacak maske ve kolonyasını kapıda karşılamaya hazır durumda! Ama henüz benim elime geçmedi.

Neyse, geçelim bunları ve Norveç'e gidelim hayali bile olsa... Ajanslara eski tarihli bu haber neden düştü bilemiyorum ama çok ilginç: Norveç Varlık Fonu yöneticisi Yngve Slyngstad, bir fon yöneticisinin kiraladığı uçağa bindi. Bu hadisenin ardından Slyngstad hakkında soruşturma başlatıldı. 1 trilyon dolarlık varlık fonundan istifa eden Yngve Slyngstad, yaptıklarından dolayı çalışanlarından özür diledi.

Bir de İsveç'ten haber var, aynen şöyle:

"İsveç'in Malmö kentinde Covid-19 testi pozitif çıkmasına rağmen tedavi edilmeyerek evine gönderilen 47 yaşındaki Emrullah Gülüşken, Türkiye Sağlık Bakanlığının ambulans uçağıyla Türkiye'ye getirildi."

Böyle bir haber yorumsuz olur mu, olmaz tabii... Yorum da bir sosyal medya kullanıcısından. Mesleği eczacılıkmış. Onun için kullanmaya değer buldum.

"Ben bu ülkenin Sağlık Bakanı, Dışişleri bakanı olsam... Hadeee hop uçak kaldırmadan evvel, önce bir İsveç Konsolosluğumu devreye sokar, ne olup bittiğini sorgularım... Eğer gerçekten vatandaşımıza bir ayrımcılık uygulanıyorsa bunu Devletler Hukuku boyutunda ele alır ve Isveç'e bu durumu düzeltmesi için baskı yaparım. Bunu denemeden 'haydiiii uçak kaldırıyoruz!' demenin bir manası var mı? Hem pahalı, hem zor, hem de hasta açısından daha riskli bir iş..."

Ne dersiniz? İşte size İsveç, Norveç, Türkiye üçlemesi. Ben sadece yansıtıcıyım. Her şeyi de devletten ve bizim gibi gazetecilerden beklemeyiniz, yoruma da siz katkı koyunuz lütfen!