Bursa
Açık
30.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Havada seçim kokusu var!

11 Aralık 2019 Çarşamba, 00:08

Kürsüde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu konuşuyor... Ses tonu, üslubu sanki bir akademisyeni çağrıştırıyor. Çünkü konu Türkiye Cumhuriyeti'nin 2020 bütçesi... Komisyon aşaması bitmiş ve sıra genel kurula gelmiş.

Plan Bütçe Komisyonu'ndaki sert tartışmalar, gerginlikler sonucu, her zaman olduğu gibi iktidar kendini başarılı ilan ederken, muhalefet bunun gerçeği yansıtmadığını ve ülkenin ağır bir kriz içinde bulunduğunu belirterek, çözümü erken seçim olarak gösterdi.

Toplumun ve parlamenterlerin üzerinde durduğu tek nokta buydu. Oysa Kılıçdaroğlu, hesap uzmanı ya da planlamacı, ne derseniz deyin, üst düzey bir bürokrat edasıyla Hükümet'in Anayasa'nın emrettiği vecibeleri yerine getirmediğini, zaman zaman sesini yükselterek, ama anlaşılır bir dille anlatıyordu. Özellikle de Sayıştay raporları bu anlamda başroldeydi.

İsraf ve şeffaf olmayan proje anlaşmalarını gündeme getiriyordu. Bunların yanında çok önemli bir konuya da girdi.

Bütçe Meclis'e gelmişti, ama sahibi ve sunacak olan gelmemişti.

Hükümet adına bütçeyi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın sunması, Erdoğan'ın TBMM'deki bu önemli birleşime katılma gereği duymaması bir anda öne çıktı.

Cumhurbaşkanı'nın katılmama gerekçesi, iç siyasette partisinin tıkanmışlığı, bozulan ekonomik düzen olabilir. Belki de "siz benim muhatabım bile olamazsınız" üstten bakışı da öne çıkabilir. Ama buradan sıyrılırken, muhalefete de önemli bir koz vermiş oldu.

"İşte gördünüz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde, ülkenin en önemli konusu bütçeyi bürokrasiden gelme bir atanmış sunabiliyor. İşte bu durum bile tek adam rejiminin en önemli bir gerçeği olarak önümüzde duruyor." düşüncesini muhalefette yoğunlaştırmıştır sanırım.

Aslında milletvekili olmanın ve Gazi Meclis'in önemini ne denli yitirdiğinin en açık deliliydi bu durum.

Çok daha önemlisi ve tüm halkı ilgilendiren bir konu da dikkatlerden kaçırıldı. İcracı yönüyle konunun bir numaralı muhatabına hesap sorulması rafa kalktı.

Kemal Kılıçdaroğlu'nun kürsüdeki bu açıklamalarından kısa bir süre sonra TRT ekranında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı şık bir kıyafet ve kendinden emin bir duruşla konuşurken gördük. Karşısında üç gazeteci oturuyor ve sadece dinliyorlardı. Kılıçdaroğlu, Meclis'te akademisyen edasıyla, kendince gerçekleri iyi bir sunumla ortaya koyarken, işleyiş gereği karşısında soru soran değil dinleyen bir vekil grubu vardı. Oysa Erdoğan'ın karşısına oturtulanların, bizim adımıza bile soru sorma yükümlülüğü olmalıydı. Bu üçlüyü ekranda görmeseydik, Cumhurbaşkanı'nı ulusa sesleniş konuşması yapıyor sanırdık.

Bu söylediğimin önemi var mı?

Küçük bir önemi var!

Demokrasi adına geldiğimiz noktayı gösteriyor. Biraz geriye dönerek 12 Eylül sonrası dönemin ardından bile, parti liderlerinin birlikte katıldıkları programları ve tartışmaları düşünün. Anti demokratik bir dönemden hemen sonra bile görüntü böyleydi.

Şimdikini de bir zahmet siz yorumlayın.

Başta da belirttim ya, havada seçim kokusu var...

Bitmedi, bir müjde daha vereyim!

Doğu Akdeniz pastasından hak ettiğimiz payı alabilmek için Trablus Yönetimi ile yaptığımız işbirliği sonucu, Tobruk Libyası'nın saldırılarını önleyebilmek için bu yeni dostumuz ülkeye asker gönderebilirmişiz.

Doğrusu akıllıca bir strateji, "iç politikayı bırak dışarıya bak!"