Bursa
Az Bulutlu
26.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Gezi'de gezinti bitti mi?

20 Şubat 2020 Perşembe, 22:58

Tarih 1 Haziran 2013... Bir yakınımızın düğünü ve röportaj çalışması için İstanbul'dayız. Sarıyer sırtlarında çok güzel bir manzara eşliğinde eşim röportajını tamamlamak üzere...

Telefonum çaldı ve Bursa'dan bir dost, "Gezi'de bariyerler kalkmış, polis çekiliyormuş, haberin var mı?" diye sordu. İstanbul'da olduğumuzu söyleyince "gidip baksanıza" türünden bir emir cümlesi kurdu. Hakikaten böyle bir fırsat kaçmazdı. Sahil yolunda uzunca bir yolculuk sonrası Çırağan Sarayı yakınındaki bir otelin otoparkına aracımızı bıraktık, yürümeye başladık. Çünkü cadde araç trafiğine doğal biçimde kapanmıştı. Bir topluluk İnönü Stadyumu yönünden gelirken, bir o kadar meraklı kesim de o yöne doğru adeta akıyordu. Ne olduğunu anlamak zordu. Ahali, merak içinde miydi, sükûnet sağlandığı için mutlu muydu, ya da Taksim Gezi Parkı'nda olanların ne olduğunu anlamak, merakını gidermek için mi yola çıkmıştı bilemiyorum. Sadece yüzlerdeki ifade mutluluk saçıyordu gibi geldi bana... Herkes bağırıp çağırmadan sadece yürüyordu meraklı gözlerle... Sonunda stadyumun yanına ulaştık. Daha ileriye gitmenin imkânı yoktu. Zaman akıp gitti ve akşam saatleri yaklaştı. Geri dönme kararı aldık ve yürümeye başladık geldiğimiz istikamete doğru... Gelirken görmüştük, Dolmabahçe Başbakanlık Çalışma Ofisi'nin önünde emniyet güçleri nöbetteydi... Yorgun ama rahatlamış bir halde aracımıza doğru giderken, aniden yanımızda 4-5 dev yapılı genç peydahlandı. Ellerindeki molotofları atar konuma getirdiler ve koşmaya başladılar. Biraz ötede nöbetteki güvenlik güçleri vardı sarayın önünde... Sanırım onlara doğru saldırıya geçeceklerdi. Hemen yolumuzu değiştirerek yukarı semtlere doğru çıktık. Yüksekten gördüğümüz sahne çok ilginç ve ürkütücüydü. Gençlerin hareketine biber gazı ile yanıt verilmiş, bitti derken olay tazelenmişti. Duman giderek yükseliyor, bize doğru geliyordu. Pet su ile mendillerimizi ıslatıp yüzümüze tuttuk. Gençler gaza karşı tedbirliydi ve ellerinde süt şişeleri vardı. Sessizce aşağıda olanları izliyorlardı. Eski evlerin camlarından sarkanlar da Hükümet aleyhine sövüp sayıyorlardı! Yaklaşık 4-5 saatlik bir çabadan sonra aracımıza ulaştık ve Anadolu yakasındaki düğün mahalline doğru yola çıktık. Gidebilmek ne mümkün! Anadolu yakası daha bir farklıydı. Yeşilçam filmlerinin vazgeçilmez figürü, çizgili pijamalı, beyaz atletli yaşlı erkekler, caddelerin kenarında ellerindeki kap-kacak ile protesto gösterisi yapıyordu. Onlar eylemci falan değildi, gençliklerinde bundan kaçınmışlardı muhtemelen... Kadınlar da camdan sarkarak, bu işleri başlarına açanlara küfrediyor, ellerindeki tencereleri çalıyordu. Bazı aşırı tepkililer, trafikte sıkışıp kalan araçları sallayıp duruyordu.

Neydi bu yaşananlar diye düşünüyorduk aracın içinde sessizce otururken...

Hükümet yanlıları "isyan" diyebilirdi. Bize pek de öyle gelmiyordu. Bu insanları, talimatla, provoke ederek, bu saatte, bu kıyafetle dışarı çıkarıp, protestoya katmak pek de mümkün değildi.

Ne olmuştu öyleyse?

Sanki bir yere tıkılmışlar da, dışarı çıkma imkânı bulup haykırıyorlardı. Bana göre bunun adı biriken öfkenin dışa vurumuydu. Ama bunu körükleyen, kendi amaçları doğrultusunda kullanan olamaz mıydı? Pekala olabilirdi...Ama bu sanki başkaydı, gençleri harekete geçirmeye benzemiyordu. Birkaç yıldan beri yaşanan değişimler, dayatmalar, kamplaştırmalar, bıçağı kemiğe dayandırmıştı sanki... Toplumun bir bölümü içini boşaltıyordu. Aslında yönetenler bundan ders çıkararak, durumu kendi lehine çevirebilirdi. Ama olmadı... Kendiliğinden boşalan bu "elektriğe" almış olduğu kültürü gereğince "isyan" damgasını vurmak, işin kolayı ve kaçışıydı. Aslında onların işi çok zor değildi, çünkü toplum öfkesinden arınmıştı.

Ya bu gün... Yine aynı yerde durmayı dirayet ve güçlülük olarak tanımlayan, o müthiş ve şişkin egolu irade, yine gücünü gösteriyor...

Toplumun bu gün de öfkesini büyüttüğünü göremiyor.

...Ve fırsat bir kez daha kaçıyor.

Nereden baktığınıza bağlı; benim gezim buydu, ya sizinki?