Bursa
Açık
31.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Gazetecilik üzerine

10 Ocak 2020 Cuma, 23:12

10 Ocak 1961...

Türkiye'nin büyük bölümünün üzüntü içinde olduğu bir tarih... Çünkü 27 Mayıs 1960 İhtilâli yapılmış, yargılamalar sürüyor ve Demokrat Parti seçmeni kendisinin cezalandırıldığına inanmış bir ruh hali içinde.

Üstelik ülke ekonomik açıdan dar boğazda... Hazine tam takır... Bu nedenle yapılan bir çağrı ve evli çiftler altın alyanslarını bağışlıyor. Annem ve babamın bu çağrıya uyarken, pek de mutlu olmadıklarını görmüştüm.

İşte tablo böyle, ama basın için nefeslenecek, 10 yıl boyunca daralan özgürlük alanlarını genişletecek, hepsinden önemlisi, az da olsa ekonomik bağımsızlık getirecek bir yasa çıkıyor bu tarihlerde...

Tarih 5 Ocak 1961... Milli Birlik Komitesi Başkanı ve Başbakan Cemal Gürsel, 25. Cumhuriyet Hükümeti'ni kuruyor ve 5 gün sonra gazetecilik mesleğini adeta yeniden tanımlayan 212 Sayılı Kanun çıkıyor. Yasanın çıkmasının ardından demokrasiye dönüş anlamında yeni adımlar da atılıyor.

12 Ocak tarihinde yeni hükümetin izni ile Demokrat Parti dışındaki siyasi partilere katılım yolu açılıyor. Bu adımları yeni kurulan siyasi partiler izliyor.

Özetle, askerler yeni bir demokrasi, yeni bir siyasal dönemin ilk işaretini veriyor. Bir askeri darbe sonrası atılan bu adımlar garip olduğu kadar şaşırtıcı da oluyor. Yeni yasa ile gazetecilerin prim ödeme gün sayısı, maaş alma zamanı değişiyor ve izin süreleri artıyor. Kendi istekleri ile iş bıraktıklarında tazminat hakkı doğuyor. Doğal olarak, aylık ödentiler gazete patronlarına da artı yük getiriyor. Onlar da 3 gün gazete çıkarmayarak, bu kararı, o günün koşullarına rağmen protesto ediyor. Yasanın hikayesi böyle...

Sonraki yıllarda patronlar 212 Sayılı Yasa'dan kaçma yollarını da arasa da bu düzen yakın geçmişe kadar yürüyor.

212 Sayılı Yasa, gazeteciliği meslek sınıfına sokmasının yanı sıra sarı basın kartı gibi (şimdi mavi oldu) onurla taşınacak bir belgeye gidiş yolunu da açıyor, ya da kısaltıyor.

Günümüze gelince...

Paragraf mı açsam, boşluk mu bıraksam, yaşananları ayrıntıları ile mi anlatsam, gerçekten bilemiyorum! Dün yeni mecramızda bizi ziyarete gelen Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, üçüncü döneminin getirdiği rahatlıkla, bizi 10 Ocak'a kilitleyip bıraktı. Bir gece önce Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş'ın, gazetecilere sorular sorarak kutladığı bu anlamlı günden arta kalanları yorumlamaya çalıştı. Arkadaşlarım, Aktaş'ın bir meslektaşımıza internet gazeteciliğinin geleceğini sorarken gösterdiği üslubu tartışmaya açtı. Bu sayede şu anda kentimizde ve ülke genelinde "gazetecilik kavramının" nasıl içinin boşaltıldığını ben de öğrenmiş oldum. Çünkü 5 yıllık bir aradan sonra, bu yeni döneme adapte olmak benim için hiç de kolay değildi!

Bizler, geçmişte meslektaşlarımızın sayısını yüzlerle ifade ederken, şimdi on binlere çıkmış bu rakam. Eline klavyeyi geçiren ve iki satır yazan soluğu belediye başkanlarının yanında alıyormuş. Sonra da kibarca "şu kadar takipçim var, isterseniz sizden de bir reklamcık koyalım" diyormuş. Bir başka yöntem de; az sayıda basılmış gazete örneklerini alarak, ilgili makamlara uğrayıp reklam almakmış. Baktınız reklam olmuyor, olmadık bir iddia ya da bir hatalı icraatınızın abartılı sunumu ile "ekmek parası" çıkartılıyormuş!

Ört ki, ölem...

Hey, Küçük Bab-ı Ali, rüyaya yatalım da ruhunu mu çağıralım? Yıllarca bu sektöre yatırım yapanlar, her ne kadar karşılığını alsa da, gazetecilerin gelişimi, mesleğin cazip hale gelmesi açısından önemli katkı vermişler. Bunu daha iyi anlıyorum... Büyük ihtimalle, beni geç kalmışlıkla suçlayacaksınız, ya da "sizin modanız geçti, şimdiki modalar böyle" diyeceksiniz.

Ne derseniz deyin, kılık değiştirse de, dijital ortama kaysa da, gazetecilik, doğru habercilik ve eleştiriden geçer. Bir meslektaşımızın güzel ifade ettiği gibi "muhalif gazeteci" olmaz. Gazeteci; gerçekleri yazan, mutlaka kesin kaynağa dayalı haber ve kulis bilgisi içeren yazıyı, istenen gibi değil, olduğu gibi yazan insandır. Gazeteci hiçbir zaman alkış tutan, güzelleme yapan biri değildir.

Neyse, bu kadar iç dökme yeter. Biraz da Başkan Dündar'ın ziyaretinden aklımda kalanlara yer vereyim. Pratik zeka ve espri kokan yapısı değişmemiş. AKP bünyesinden çıkan ve Bursa'da aynı belediyede 3 dönem görev yapan ilk başkan olma yolunda. Bu nedenle bize bakarken, ister istemez gözleri Büyükşehir'in yeni binasına kayıyor! Ne de olsa, en kıdemli AKP'li başkan... Elinde, Yeni Kent Meydanı ve Panoromik Müze ve kentsel dönüşümdeki başarı gibi önemli kozları var. Bu nedenle rahat mı rahat... Kendi sorunlarından çok, biz gazetecilerin mesleki deformasyonu ile ilgilenmesi, çözüm yolunu bizden önce araması bunun en açık göstergesiydi.

Bir 10 Ocak gününde, içimizi ferahlatacak bir buluşma da ancak bu kadar olur.