Bursa
Açık
31.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Faruk Çelik, baraj ve bir anı...

21 Mayıs 2020 Perşembe, 19:16

Malum, evde zorunlu izin yapıyoruz, böyle olunca eski anılar ve yaşanmışlıklar satırlarımıza da yansıyor. Cennet ve Yüksel arkadaşlarım, Bursa'nın Ankara'daki gücü niteliğindeki son temsilci Faruk Çelik ile, güncel ya da geçmişte yaşanmış gelişmelere değindiler.

Siyasal ortamın oldukça gerginleştiği, kimin ortaya attığı bilinmeyen "erken seçim sakızı"nın giderek geniş kitlelerce çiğnendiği bir ortamda benim de çorbada tuzum olsun istedim!

Aslına bakarsanız, Çelik'in geçtiğimiz yılın son aylarında, evinde otururken birden bire Cumhurbaşkanlığı seçimindeki yüzde 50+1 konusuna değinmesi dikkatimi çekmişti. Bu arada, "bu baraj çok yüksek, Türkiye'yi yorar, ilk turda yüzde 40 alan seçilsin" cümlesi de kısa süre etkili oldu, ama çabuk kapanmıştı bu konu... Çünkü son sözü en yetkin ağız söylemiş, "Bu sistemi ve barajı biz getirdik, halk da onayladı. Böyle bir teklif gelecekse bu muhalefetin yapacağı iştir" demişti. Faruk Çelik muhalif olamazdı. Zaten Ziraat Bankası Yönetim Kurulu üyeliğine getirildiğinde bunu görmüştük. Muktedir lider, baraj düşürülmesine ihtiyacı olmadığı izlenimini, böyle bir yanıtla savuşturabilmişti.

Aslında muradım, baraj konusundan çok Çelik'in politik yaşamına dair anılardı.

Şunu hemen belirteyim; yetmişler, seksenler ve doksanlarda, hükümetler kurulur, istifa eder ve yenileri gelirdi. İşte o dönemlerde Bursa'nın Ankara'da güçlü, kentte koruyucu ve sorunları çözücü liderleri olurdu. Altmış ve yetmişler için iki isim aklıma gelebiliyor iktidardaki Adalet Partisi için; birisi İhsan Sabri Çağlayangil, diğeri de bir ölçüde Kasım Önadım... 1980 ve darbe sonrası, DYP bünyesinde Cavit Çağlar ve Turhan Tayan öne çıkıyor... Özellikle Tayan, taban siyasetiyle, herkesin dert ortağı gibiydi. ANAP döneminde de Mehmet Gedik'i örnek gösterebiliriz bu anlamda... DSP zaten böyle bir güç vermezdi kimseye...

İşte bu örneklerden yola çıkarak, AKP'nin ilk dönemleri için bu ölçekteki isim olarak Faruk Çelik'i söyleyebiliriz. Özellikle yerelde kimseyi incitmeden politikasını yürütür, partisini gerektiğince savunur, ama muktedirliğinden bir şey yitirmezdi. Bursa'dan uzaklaştırıldığı dönemlerde bu boşluk dolmadı. Şimdilerde "acaba yine mi olur?" diyecek oluyorum ama, sistem buna uygun değil diyorum. Siyasi görüş ayrılığımıza karşın böyle bir profilin Bursa'da eksikliğinin olduğunu söylemeliyim.

Şimdi de Çelik'in pratikliğine, halk arasındaki etkinliğine iki örnek vereceğim. Biz aynı semtin gençleriydik, ama hiç karşılaşmamıştık. Babam ve arkadaşları namaza gittiklerinde ve özellikle ramazan aylarında onlardan (80'leri kast ediyorum) Faruk Çelik ismini duyardım. Hafızam beni yanıltmıyorsa, ANAP'a ve cami cemaatine yakın gibiydi. Sonra Refah Partisi'nden aday olduğunda da ismi geçerdi bizim sokağın yaşlıları arasında... Uzun yıllar geçti. Erbakan Hoca ile siyaset yaptı, milletvekili oldu Faruk Çelik... 2002 seçimleri ve AKP Bursa örgütü oluştu. Sanırım son katılanlardan biriydi bu yeni oluşuma, ama vekil seçildi, sonra da grup başkanvekili oldu. Bu görevi yaparken, Başbakan Erdoğan'ın bir Bursa ziyareti için medyaya gelerek bilgilendirme yapacaktı. Sanırım cumartesi günüydü, karşılama komitesinden pek de kimse yoktu medyada! Cüneyt Önder ile karşıladık, sonra da ana haber bülteni sırasında stüdyoya girdi. Ben de, telefonla arayıp, soru ve dileklerini iletenleri not alıyorum. Biri kaçak inşaattan söz ediyordu. Bir diğeri tayin işi için aramıştı. Süre sanırım 20-25 dakika, telefonlara yetişemiyorum. Biri daha aradı ve dedi ki, "benim emeklilik işim var, Bağ-Kur aktarması yapacağım, ne yapmalıyım sorar mısın?" Ben de not aldım. Çıkışta, "Sayın vekil, sorular ve istekler var. Hemen aktarayım" dedim... "Tamam" diyerek dinlemeye başladı. Kaçak yapı konusunu biliyormuş, çok hakimdi, gereğini hemen yapacağını söyledi. Diğerlerini de yanıtladı. En sona ayırdığım sosyal güvenlik işini de unutulmasın diye aktarırken, "sizi pek ilgilendirmez, ama bir emeklilik işi var, ileteyim istedim..." dedim. Yanıt beklediğim gibiydi, "tamam ona bir şey söyleyemem benim işim değil, sen arkadaşa ver isteği" dedi. Şaşırmamıştım, zaten öylesine sormuştum. Sonra ne mi oldu? Faruk Çelik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı oldu... Siyaset işte böyle bir şey...

Dahası da var; Olay Medya'da sendikal çalışma yaptığımız günlerdeydi. Bir türlü yetki gelmiyordu. Hayrettin Çakmak, eski arkadaşım diye rica ettim ve beni yaklaşan bayramda Vilayet'te yapılacak kutlamada görüştürmeyi kabul etti Çelik ile... Ama görüşmek ne mümkün, duyan gelmiş... Sadece 30 saniye konuşarak izah ettim konuyu... Durum nazik, resmi olayım diye "Efendim, danışmanınızla yazıştım, yanıt bekliyordum" dedim. Cevap, "ne danışmanı, beni neden direkt aramadın?" oldu. Böylesine de pratikti. Kısa süre sonra da medya içindeki sert muhalefete rağmen (!) olumlu sonuç alındı. Sanırım o günlerde muhalefet yapanlarla Çelik'in hesabı henüz bitmemiş!

Neyse konu bu değil. Evde oturup, bilgi alma sıkıntısı yaşarken, yetkin politikacılık örneği için, böyle bir anımı paylaşmak istedim o kadar...