Bursa
Açık
32.2°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Eskişehirspor örneği...

12 Nisan 2020 Pazar, 18:18

Zorunlu tatil, gerekli önlemler ve evde geçen futbolsuz günler...

Kendi adıma söyleyebilirim; futbolun konuşulmadığı bu dönemden pek de şikâyetçi değilim. Çünkü, egoların çarpışması ile geçen ekrandaki futbol yorumları ile taraftar atışmalarını hiç özlemedim..Ve İstanbul'un semtler arası rekabetini tüm yurda virüs hızında yayan Osmanlı döneminden kalan üç kulübü, aralarındaki şampiyonluk çekişmesini Türkiye'deki futbol oyununun en önemli meselesi göstermesinden de gına gelmişti.

İşte böyle, saydıklarımdan arınmış ve zamanın çoğunu evde geçirdiğimiz şu günlerde, gerçek bir futbol sevdalısıysanız, oturun, düşünün bu vazgeçilmez tutkunun geleceğini hep birlikte konuşalım. Güzel örneklerinden yararlanmaya çalışalım. Şimdi bu sözlerime bile muhalif olanlar çıkacaktır, çünkü ağır yaşam koşulları ile başa çıkamayanlar, kaçış noktası olarak futbolu bulurlar. En kolay, bilgi edinilmesi en gereksiz alan futboldur çünkü... Oynayan, oynamayan, futbolu sadece ekrandan öğrenenlerin bile söyleyecek, tartışacak sözleri vardır.

Olsun, yine de vazgeçmeyelim ve ortaya çıkan bazı soruların yanıtını arayalım. İşte size taze bir örnek. Komşumuz ve dostluğumuzu Türkiye'nin ilk tribün kavgası ile bulduğumuz Eskişehir kenti ve onun göz bebeği Eskişehirspor'un düştüğü durum... Eski kalecileri Ruud Boffin'in alacağı karşılanamadığı için TFF 6 puanını daha silmiş ve 2 dönem de transfer yasağı koymuş. Yani idam fermanını imzalamış Eskişehirspor'un. Sonuçta, kırmızı siyahlı takımın, bu sezon tam 15 puanı bu yolla silinmiş. Bu ağır cezayı hangi kulüp telafi edebilir de ligde kalabilir takımı?

Acaba neden bu duruma düştü Eskişehirspor? Üstelik, binlerce gencin yaşadığı bir üniversite kenti, halkı futbol kültürüne sahip ve Türkiye'nin orta göbeğinde... Her dönem gençler de çıkarıyor bünyesinden...Ama, hesap kitap bilmeden transfer yapan, geleceğe dair projeksiyonu olmayan yönetimler, diğer kentlerdeki gibi sırtını iktidara dayamadı veya ikinci bir takım devşirerek, bir süre sonra ismini değiştirmedi. Yani Yeni Eskişehirspor yapmadılar. Ama bedelini de ödediler.

İçinde bulunduğumuz salgın dönemi, ülke yönetim sistemleri ve sosyal devlet olgusunda, neredeyse tüm dünyayı değişime götürecek gibi görünüyor. Futbol dünyası da bundan en ağır biçimde nasibini alacak. Öyleyse, her ülke, her kent, her kulüp kendi yapısına göre çare bulacak. Örneğin yaşadığımız kentin kulübü ve takımı için diğerlerine oranla az da olsa bir şans var. Oyuncu yetiştirme geleneğini, Bursaspor kurulmadan önce bile yaratmış, çok sayıda elit sporcu ve çalıştırıcıyı bünyesinden çıkarmış bir kentten söz ediyoruz.

Öyleyse eksik nerede? Bence oturmuş ve iyi örneklerden esinlenerek hazırlanmış bir kulüp yönetim sistemi ile "yönetme birikimi" olanlarla, futbolun içinden gelenlerden oluşacak yönetici grubunun olmayışında.

Gücünü kulüpten almak isteyenlerin yerine, gücünü kulübüne verecek ve profesyonelliğe inanan özgür beyinlere gerek var.

İşte bunları düşünerek yeni bir planlamanın içine girmenin tam zamanı. Bu nosyonu taşıyan ve kenti ile kulübüne kalpten bağlı, iş dünyası ve kendi alanında başarıya ulaşmış isimler, içinde bulunduğumuz sıkıntılı dönemi aştıktan sonra, bu konuda da kafa yorar ve dilerim talepkâr olurlar.

BARTU VE KÜÇÜK BİR ANI

Futbol dünyasında bazı isimler vardır, onları izleyen, seven ve hayranı olan binlerce hatta milyonlarca insan oluşur. Doğal olarak, bu ilgi ve sevgi kolay kazanılmaz. Yetenek, istikrar ve centilmenlik bu tür hayranlık için olmazsa olmazdır sanırım... Ölümünün birinci yılında yapılan bir programı rastlantı sonucu izlediğim Can Bartu bu isimlerden biriydi. Eski bir programda anlattığı bir olay çok ilgimi çekti. Turgay Şeren oğullarından birinin adını Can, diğerinin de Metin koymuş. Fenerbahçe'nin ezeli rakibi Galatasaray'ı farklı yendiği bir maç sonrası Turgay Şeren'in oğlu Can, evi sarı-lacivertli balonlarla süslemiş. Şeren de sitem etmiş, buna karşın küçük Can'ın cevabı ilginç olmuş, "ne yapayım, benim ismimi Can koymasaydın" demiş. Şeren'in yaptığı aslında sportmenlik, kariyer ve nezaket örneği bir davranış. Bartu da bunu hak eden gerçek bir profesyonel.

Bana dair de küçük bir anekdot... 2003-2004 sezonu ilk yarısında Atatürk Stadyumu'nda Bursaspor-Fenerbahçe maçı oynandı ve maç 2-2 sonuçlandı. Maç sonunda OLAY TV stüdyosunda NTV için yapılan canlı yayına Can Bartu ile katıldım. Murat Kosova yönetimindeki program oldukça da uzundu. Başlangıçta biraz çekingendim. Baktım ki karşımda gayet kibar, olgun, karşısındakine tepeden bakmayan gerçek bir efendi var, ben de dilediğim gibi, biraz da teknik adamlık özelliğime dayanan yorum yaptım. Bitişte, beni tebrik etti ve Bursa günlerini anlattı. İstanbul'dan sıkıldıklarında Bursa'ya sık gelirlermiş. Çelik Palas'ta kalıp, sakatlık varsa tedavi olurmuş. Bunları dinledikten sonra "beni yemeğe çağırıyorlar ama ben gidip otelde dinleneceğim" dedi ve ayrıldık. Ardından düşündüm ve ünlü olmanın ve toplumun sevgisini kazanmanın yanı sıra tevazunun ne denli önemli olduğunu bir kez daha öğrendim. Benim için gerçekten de çok önemli dakikalardı onunla geçirdiğimiz...