Bursa
Açık
31.5°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Ercüment ve futbol

03 Mayıs 2020 Pazar, 22:44

Dün öğle saatlerinde, 32 yıl önce yapılan Avrupa Şampiyonası final maçını izliyorum. Hollanda Ulusal Takımı, yıldız oyuncalarıyla SSCB'yi 2-0 yenerek Avrupa Şampiyonu oluyor. Tarih 25 Haziran 1988...

Bu tarih ve söz konusu maç beni gerilere ve Afyon'a götürüyor. Maçı orada seyretmiştik çünkü... Çoğul ekiyle anlattım maç izlemeyi. Bursa 14-16 Yaş Karması ilk turu geçerek, Niğde'de yapılacak final grubuna kalmıştı. Zor bir karşılaşma olmuştu. Ankara Karması'nı penaltılarla elemiş ve otobüsümüzü beklemek üzere otel gelmiştik. Hatta, penaltılar sırasında takımımızın diğer teknik sorumlusu Ercüment Şeftalioğlu'nu hakem sahadan atmış ve ben kenarda, masör Aydın Albayrak ağabey (rahmetli) ile o dayanılmaz anları yaşamıştım.

Neyse, konumuz ve anlatmak istediğim bu değildi tabii... Önceki gün yani 2 Mayıs'ta rahmetle andığımız Ercüment'in 22. ölüm yıldönümüydü.

Sosyal medyada, onunla ilgili önemli paylaşımları da gördüm. Tanıyanlar, onun bizlerden farkını, güzel ifadelerle ortaya koymaya çalışmışlar.

Bu doğru, ama bunlara eklemek istediklerim de var, hem kendisini daha iyi anlayabilmek, hem de futbol veya Bursa futbolu için neler düşündüğünü yansıtabilmek adına...

İntertoto Kupası ve Ercüment

Önce, tanışıklığımızdan söz edeceğim. 1968-69 ders yılında Erkek Lisesi birinci sınıfta birlikteydik. Sonra sınıflarımız ayrıldı. Yaklaşık 2 yıl sonra, benim okul takımı seçmelerine girmemi, bir anlamda futbola, mahalle dışında başlamamı arzuladı. Sonunda 1971 yılında önce Bursa Genç Karma çalışmalarına katılmak için seçmeyi kazandım, ardından da Bursa Erkek Lisesi Takımı'nda, 1971-72 sezonunda birlikte oynayarak, uzun yıllar sonra okulumuza ikincilik kazandırdık. Unutmadan belirteyim, takımda Salih Turgut Mete arkadaşımız da vardı. Çünkü ileriki yıllarda, Ercüment'e benden daha yakın arkadaşlarına, başta Salih olmaz üzere, Mehmet Tan, Nida Öğretir de katılmıştı.

Sonuçta, çok erken yaşta kaleciliği bırakarak, kursa gitti ve antrenörlüğe başladı. Yaşam rastlantılarla dolu sanırım... 1980 yılının son günleriydi. Ben de bu yola girmiş, kurs bitirmiş ve 25 yaşında takım çalıştırmaya başlamıştım. Antrenör olarak, ilk resmi maçıma, hafta arasında, Merinos sahasında ve Oyak Reno takımına karşı çıkacaktım. Maçtan önce sahadaydım. Sonra Ercüment geldi ve orada ne aradığımı sordu. Ben de "maçım var" dedim. Bir anda şaşırdı, biraz düşündü "ne yani Şükraniye'nin antrenörü sen misin?" dedi. Onayladım ve maça çıktık. Ne hikmetse, kuralları yeni öğrenen bizim çocuklar maçtan beraberlik çıkardılar. Maç sonrası, hem kızgın hem de benim için mutluydu.

Girişte de belirttim, sonra yolumuz 1988 yılında Bursa 14-16 Yaş Karması'nda kesişti. O, S. Filament ben de Bursaspor antrenörüydüm. Kıdemli olduğu için birinci adam oydu. Yine bir amaç için beraberdik.

Bunlar benim sadece hatıralarım... Ercüment Şeftalioğlu nasıl bir kişilikti, asıl ona bakmak gerek. Sert görünüm altında, kimseyi incitmeyen bir yapı, futbolu sevmenin yanında, galiba bu vazgeçilmez oyunun bir parçasıydı. Ben de bu oyunun sihrine kapıldığım için, yaşamımı futbola göre planlayan biri olmama karşın onun bu çekici alışkanlıkla bağlantısı daha sağlam ve sıkıydı.

Özellikle, genç oyuncu kazanımı, yetişmesi, ileriye doğru hazırlanması konularında vazgeçilmezdi. Sosyal yaşamda da tam bir centilmen ve biraz da mahcup biriydi. TÜFAD Şube Başkanlığı için teşvik ettiğimizde, görevi bin bir güçlükle kabul ettirmiştik.

12 Eylül döneminde kader arkadaşları ile birlikte yaşadıklarından söz etmez ve kimseyi bu konularla rahatsız etmezdi. Sonra mesleğinde yükselişi başladı. Nejat Biyediç ile Bursaspor'da yolları kesişti. Sonrası malum! Bursa, yine Bursa gibi davrandı, onu bir türlü birinci adamlığa lâyık görmedi. Bunu söylerken Biyediç'i takdir etmediğim gibi bir düşünce oluşmasın. Çünkü futbolculuğu döneminde Biyediç'le Vakıfköy'de hemen her gün görüşüyorduk. İnsan kalitesi ve futbol aklını inkar edecek bir tek kişi yoktur zaten... Ama bu antrenörlüktü sonuç itibariyle... Birinci derece sorumluluk aldıkları ilk aylarda, çalışma planlamasını yapan Ercüment'ti, sonra futbolcu kariyeri öne çıkarılarak Nejat birinci adam oldu ve bu misyonu da başarıyla temsil etti. Ama geri planda görünmeyen kahraman Ercüment Şefalioğlu'ydu.

Sözü çok uzattığımın farkındayım. Ama sizlerden biraz sabır isteyerek devam edeceğim. Çünkü bu kadar anlatımla Ercüment'i ifade edemezdim. İntertoto sonrası, daha bir farklı ve üzücü dönemdi. Hastalığı ortaya çıktı, görevi değişti, sonra da o durumda üzüleceği hesap edilmeden kalbi kırıldı. Bu arada 10-15 kişilik bir arkadaş grubu olarak birkaç kez Ercüment'le yemeğe gittik moral olsun diye... Gruba da "saygı" adını koyduk. Neyse, kötülükten söz etmek olmaz diyeyim ve devam edeyim bir özelliği ile...

İstirahat ederken, Mehmet Tan ve ben bir gece evine gitmiştik. Konumuz alt yapı eğitimi üzerineydi. Ortak fikrimiz "Yerinde Eğitim" biçiminde şekillenmişti. Özeti şu; Bursaspor, güvendiği ve kadrosuna alamadığı antrenörleri, alt yapıya özen gösteren amatör kulüplere gönderecek, maaşını ödeyecek ve bu antrenörlerin çalışma ve maçlarını izleyerek, hem çalıştırıcı hem de futbolcu yetiştirecekti. Kulağa hoş geliyordu. Bu öneriyi Mehmet Tan büyüğüm görevdeyken Bursaspor yönetimine de iletmiş. Benim dikkatimden kaçmış demek ki...

Bir süre sonra, Ercüment'i kaybettik. Üzüntümüz gerçekten tarifsizdi... Kamuoyu onu çok yakından tanımıyordu belki ama bizim gerçek bir dostumuzdu... Sonra da "Saygı Grubu"nu devam ettirdik. Yemeklerde ve ölüm yıldönümünlerinde andık. Bursa'da bu alanda yapılan belki de ilk anmaydı spor camiası içinde...

1999 yılından itibaren tam 21 yıl aralıksız mezarı başındaydık. Emektar insanlara, sadece öldükten sonra değil, yaşarken de değer vermeyi vurguladık. Ercüment bu konunun sembolü olmuştu. Böylesi nice ünlü, başarılı insana kısmet olmamıştı... Ama o Ercüment'ti... Karşılıksız sevginin kaynağıydı. Ya da bana öyle geliyordu, bilemem... Bildiğim, sevginin ölümden sonra bile tüm coşkusuyla devam ettiğiydi. Çünkü onun adı Ercüment soyadı Futboldu.