Bursa
Açık
30.7°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Enes ve Ozan...

12 Ocak 2018 Cuma, 18:13

Yaklaşık 30 yıl önceydi...

Yönetmelikteki bir boşluktan yararlanan Bursaspor Amatör Takımı, Türkiye Şampiyonu olarak 3.Lig'de oynamaya hak kazanmıştı. 3.Lig'e de sığamayıp 2.Lig'e çıkmış ve bunu da yeterli görmeyince, mucizeyi gerçekleştirip şampiyon olmuştu. Olmuştu ama bu kez yasa ve yönetmelikler bu garip takımın (!) 1.Lig'de yer almasına olanak tanımıyordu.

İşte bu takımla 1988-89 sezonunda antrenörlerden biri olarak çalışma şansı bulmuştum. Türkiye Kupası maçı için Ankaragücü ile oynamış, Bursa yoluna düşmüştük. As oyunculardan biri yanıma gelerek, "Abi, moladaki yemekte biz bir değil, iki şişe kola içeceğiz. Sakın kimse karışmasın" demişti.

Bunu neden anlattım, belirteyim. Futbolcu, yaşı kaç olursa olsun çocuk ruhludur ve eğitimli olup olmayışı da sonucu değiştirmez. Bu benim saptamam.

Şimdi gelelim asıl konumuza...

İstanbul spor medyası, sıkıntıdan olsa gerek tüm enerjisini Ozan Tufan'ın nasıl harcanacağına, nereye gideceğine harcıyor.

Küçük haber biçiminde de Enes Ünal'ın kiralık takımından geri dönerek, Villareal forması ile resmi maçta attığı golü ve oynamasını skandal olarak veriyor.

Enes için övgü daha fazla... Aykut Kocaman'ın açıklamaları sonucu Ozan neredeyse linç edilecek ve bir futbol değeri heba olacak.

Sakın yanlış anlaşılmasın; Ozan haklıdır, davranışları doğrudur, demiyorum.

Yıldız adayı bir genç, erken yaşta profesyonelliğe adım atıyor, para ve ün sahibi oluyorsa ne yapılmalı? Yıldız adayı veya yıldızı yönetmek gerekmez mi? Bu gereğin sahibi kimdir, hangi kurum ya da kurumlar sorumludur?

Benim ilgim de burada başlıyor.

Her iki genç de Bursaspor'da futbolla tanıştı. İki yaş farkları da olsa, benzerlik ve başkalıkları kıyaslanacak türden.

Kısa yoldan kıyaslamaları sayayım...

Enes'in babası profesyonel futbolcu, Ozan'ınki maden işçisi.

Bunun doğal sonucu olarak, Enes parasal sıkıntı görmezken, Ozan daha ilk transferinde ailesini düşünmüş (bilgi böyle).

Her ikisi de lise mezunu ve yüksek öğrenime geçiş yapamamış. Futbol eğitimlerinin başlangıcı neredeyse aynı teknik adamlar ve yöntemlerle...

Enes, Süper Lig'de forma giyen en genç futbolcu unvanlı. Ozan da Avrupa liglerinde gol atan en genç futbolcu.

Ozan daha fazla A Milli, Enes henüz ilk on bir oyuncusu değil.

Ayrılıklar şimdi başlıyor...

Enes, Bursaspor'da genç bir futbolcu olarak oynarken, kişisel gelişim eğitimlerine katılıyor. Psikoloji, stres yönetimi, iletişim gibi alanlarda seanslara katılıyor ve bunları uygulamaya çalışıyor. Hatta geleceği için, çalıştığı ekip ve babası Mesut Ünal ile birlikte "kariyer planlaması" yapıyor.

Ozan ise erken gelen şöhret ve A Milli Takım forması ile ülke gündemine girdiğinde, kendine en yakın olarak takım kaptanını rol model olarak görüyor ve birlikte çalakalem kariyer planlaması yapıyorlar.

Sonuç; rekor bir bonservis bedeli ile İstanbul'un yolunu tutuyorlar.

Her iki yıldız adayının, bu önemli dönemlerinde kulüplerinden bir destek yok.

Bunu söylediğim için itiraz seslerini duyar gibiyim.

Hemen cevap vereyim:

Futbol sonucu kestirilemeyen bir oyun ama günümüzde bir sektör. Sektörün ürününü yaratacak olan da futbolcu ve teknik adamlar. Birinci sırada doğaldır ki futbolcular. Öyle ise ürünün yaratıcılarına kulübün "değeri olarak bakmak" gerekmez mi? Tamam bunlar insan ve yanlış yapmaya en uygun yaşta ve karakterde gençler...

Söylediklerimi kanıtlayacak ve yayın organlarında gördüğüm, her iki futbolcuya ait beyanları vereyim.

Enes: "Şu anda okuduğum kitap Pep Guardiola'nın biyografisi ve oyun üzerine görüşleri."

Enes, devam ediyor: "Zaman geçtikçe futbolun doğasında olan baskıyı yönetmeyi ve bunu stresten çok olumlu yönde bir enerjiye çevirmeyi öğrendim."

Ozan, Fenerbahçe'ye imza attığı gün şu açıklamayı yapıyor:

"Zor bir dönemdi ve en önemlisi Fenerbahçe'ye gelmekti. Bursaspor'da bir takım sıkıntılarım olmuştu. İlk hedefimi gerçekleştirdim. Arda ağabey gibi ülkemi Avrupa'da temsil etmek istiyorum. Fenerbahçe gerçekten büyük camia... Bursaspor'la Kadıköy'de maça geldiğimizde çok etkileniyorduk."

Biri strssi yenme eğitimlerinden söz ederken, diğeri Kadıköy'deki atmosferin baskısı anlatıyor. Enes, direkt Avrupa'yı hedeflerken, kariyer planlamasını bir ekiple yapıyor. Ozan ise ağabeyini dinliyor, yani Volkan Şen ile birlikte İstanbul'a gidiyor. Hatta Fenerbahçe gözden çıkardığında, şu anda bile Trabzonspor'da da oynayamayan Volkan ile birlikte anılarak, Katar'da çalışan Bülent Uygun'un radarına giriyor.

Sonuç; kulüp çalışanlarına bile kötü davranan ve kişisel gelişimini tamamlayamamış, bu konuda kulübünün aklına bile getiremediği desteği alamamış Ozan'ın trajedisi linçe dönüşürken, Enes için büyük umutlar besleniyor. Bilmem anlatabildim mi, sektörel futbolun günümüzdeki gereklerini...