Bursa
Açık
30.7°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Eğitimde mutlu son!

21 Aralık 2019 Cumartesi, 00:01

Başlığa bakarak ülkemizdeki bir üniversitenin uluslararası bir başarı kazandığını ya da Türkiye'nin eğitim seviyesinin ortaokuldan liseye yükseldiğini falan düşünmeyin.

Sadece haber bültenlerine, gazetelere veya sosyal medya yazışıp dalaşmalarına falan bakın yeterli...

Çünkü günlerdir konuşulan iki üç konu var.

Birincisi Doğa Okulları bünyesindeki maaş sıkıntısı ve öğretmen boykotlarıydı.

Diğeri de 2016 yılında, bir özel üniversitenin kuruluşu için tahsis edilen arazinin tapu devri, işletme için devlet bankası kredisinin alınışı ve bu gün her ikisinin de dava konusu olacak biçimde ortaya çıkmasıydı.

Üç yıl aradan sonra bir üniversitenin nasıl kurulduğunu, arsayı Özelleştirme Yüksek Kurulu'ndan, krediyi de Halk Bankası'ndan aldığını kamuoyu bilmeyecekti. Zaten bilse ne değişecekti ki!

Olayın içinde, Erdoğan sonrası göreve gelen iki başbakan ve bunlardan birinin yeni bir parti kurması olmasaydı, Türkiye bu gerçeği bilmeyecekti.

Şimdi de "mutlu son" ile biten öykümüze gelelim.

Doğa okulları İTÜ Vakfı tarafından alınmış. Parası bizi ilgilendirmez... Satın alan İTÜ Vakfı 1984 yılında kurulan ve yönetim kurulu başkanı İTÜ Rektörü olan ve eğitime destek amaçlı kurulan bir tüzel kişilikmiş.

Devlet tarafından yapılamayan destek, bu sivil toplum kuruluşu tarafından yapılmış da binlerce öğrenci sokakta kalmamış.

Başta anlatmaya çalıştığım da Şehir Üniversitesi'ydi. O da Marmara Üniversitesi'nin yetki alanına alınmış. Yani ona da bir sahip bulunmuş. Haciz konulan değerleri geri alınacak mı, ya da bu karar kaldırılacak mı, gelecek günler bunu gösterecek.

Şimdi bu gelişmelerden nasıl bir sonuç çıkarabiliriz, mesele bu...

Aslında parasızlık ve devlet arazisini kapatma, bu üniversite olayının ortaya çıkmasının nedeni değil.

Her iki olayda da yaşananlar bir sonuç.

Hani bir cümle var ya, sistemi anlatan; yani "vahşi kapitalizm", bir vahşi de tarımda kullanılıyor, adı da "vahşi sulama" olarak biliniyor.

Vahşi sıfatının konması, sınır tanımayan bir coşku ve iştahla bir konunun üzerine gitmek ve bir sonuç yaratmak.

Biraz açayım...

2002 yılında ülkemizde, orta öğretim ve yüksek öğrenimde acaba kaç özel okul vardı? Sayısı bu denli arttıysa amaç neydi?

Sınırsız biçimde okul açılmasına izin verip, vecibeler dizisi olmadan onların açılmasına yol vermekteki amaç neydi?

Benim yanıtlamam gerekirse, iyimser bir yaklaşım geliştirebilirim ve adını bilemediğimiz, devrin Milli Eğitim Bakanı'nın efsane olan cümlesi gelir aklıma..

"Mektepler olmasa Maarif'i ne de güzel yönetiriz!.."

Bilmem, bunun dışında, yandaşlık, candaşlık, kârdaşlık varsa bu beni aşar!

Benim doğa ve şehirden anladığım, yaşanabilir, yeşili bol, huzurlu kentler.

Mazur görürseniz bir de minik sorum olacak, hem de bu yazıyı okuyanlara...

Davutoğlu, partisini kurup sahneye çıkmasaydı, Halk Bankası haciz kararı alır mıydı? Milli Eğitim Bakanlığı, FETÖ belasını bahane ederek, apartman katlarında dersane olarak hizmet verirken okula dönüştürülen kurumlara sıcak bakar mıydı, özel okullar açılırken, en azından teminat gibi bir kurumu devreye sokabilseydi, gündemi işgal eden ama büyük derecede önemli olan bu iki eğitim vakası yaşanır mıydı?

Siz siz olun; sonuçlara değil, lütfen nedenlere bakın derim.