Bursa
Açık
26.1°
İsmail Kemankaş
İsmail Kemankaş

Eğitimde hak eşitsizliği olur mu?

15 Eylül 2020 Salı, 18:54

Pandemi süreci, bize birçok alanda ülke olarak ne durumda olduğumuzu gösterdi. En taze konu; okullar açılıyor gibi yapılıyor ve koşul şu, veli isterse yüz yüze eğitimi onaylayacak. İstemezse ne olacak, bir kuşak sizlere ömür!

Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olmayayım diye size iki uç örnek sunacağım.

Birincisi, bir yakınımın verdiği ve tanık olduğum "uzaktan eğitim" ile ilgili. Yakınım özel okul öğretmeni ve karşısında lise son sınıf öğrencileri...

Ekranda birbirlerini görüyor ve karşılıklı konuşabiliyorlar. Çünkü öğretmen ve öğrencilerin ekipmanları tam ve yerinde... Çünkü, öğretmen karşısındaki 12 öğrenciye tek tek soru sorabildiği için, hem ilgilerini hem de bilgilerini kontrol edebiliyor sınıftaymış gibi...

Diğer örnek, devlet okulunda çalışan ve mesleğinin son yıllarını yaşayan çok yakın bir arkadaşım. Evinden yaptığı EBA çalışmasından bana söz ediyor ve ilginç bir örnek veriyor. Diyor ki "dün beşinci sınıfa ders veriyordum, aniden bir kadın sesi duydum. Öğrencimin annesi kendisini azarlıyordu dersteyken..."

Dayanamadım soruyu sordum.

"Yahu hangi öğrenciydi görmedin mi, kadını da mı göremedin?"

Cevap tam bir "hak eşitsizliği" örneğiydi.

"Benim bilgisayarda kamera yok, çocukları göremiyorum, seslerinden tanıyarak bazen soru soruyorum. Öğrencimin annesi de, çocuğu bilgisayarda oyun oynuyor sanmış olabilir. Diğerlerinin de derse ilgilerini ölçemiyorum."

Eskiler "tut kelin perçeminden" derler ya, işte öyle bir şey...

Bir yanda, okulu aratmayacak bir olanak ve disiplin, diğer yanda komedi dizisi gibi bir EBA eğitimi. İkisi de bu vatanın okulu, öğretmeni ve öğrencisi.

Unutmadan ekleyeyim, devlet okulundaki arkadaşıma "karşında diyorum ama, seni dinleyen kaç öğrencin vardı?" sorusunu da yöneltiyorum bu arada...

O da gayet serinkanlı biçimde "28 kadar... Ama hepsine bir soru sorsam vakit yetmiyor. Ben de telafi eğitimi yerine normal dersleri anlatıyorum." cevabını veriyor... Yorumu size bırakıyorum! Bu arada herkese şu soruyu yöneltiyorum: "Hani bir Fatih Projesi vardı ne oldu?.. Bilhassa Sayın Cumhurbaşkanımız açıklamıştı. Her öğrenciye birer bilgisayar dağıtılacaktı.

Ben kime verildi bilmiyorum, kusurum varsa affola!

Yukarıdaki başlığı bir eğitimciden duydum ve hoşuma gitti. İçinde bulunduğumuz ortam daha iyi anlatılamazdı diye düşünüyorum. Çünkü devletin yönetim sistemi bu farkı yaratıyor. Turizmci bir Turizm Bakanı ve tatil beldeleri yerli yabancı herkese açık. Çünkü koşulların uygun olduğu savunuluyor ve önce ekonomi deniyor. Ama kahvehanede okey taşı tutmak yasak, çünkü virüs bulaşıyor!

Özel okul kurucusu bir Milli Eğitim Bakanı ve önce özel okulların çarkı nasıl dönecek önlemleri alınıyor. En önemli konu da peşin ödenen bir yıllık eğitim ücreti içinden, yemek ve ulaşım miktarlarının düşürülmesi... Eğitim arkadan geliyor. Ey benim necip milletim. Henüz nasıl yönetildiğinin, Türkiye Cumhuriyeti'nin "laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti" olduğunu hatırlamadın mı? Böyle bir devletin, eğitim, güvenlik ve sağlığı herkese eşit biçimde ve ücretsiz sağlaması gerektiğini de mi unuttun?

Neyse, boyumuzun yetmeyeceğe yere tırmanmayalım derim!..

Bursa'da yıkılan okullar ve akıbetleri

Güzelim şehrim Bursa'dan bazen muhalif sesler yükselince kendime geliyorum. Henüz duyarlı insanların sayısı azalmamış diyerek umutlanıyorum. CHP İl Başkanı İsmet Karaca sesini biraz yükseltmiş ve demiş ki;

"Bursa'da 2017'den 2020'ye kadar 24 tane kamu okulu yıkıldı, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle. Yıkılmasına, yerine yenisi yapılmak kaydıyla karşı değiliz ama AK Parti'nin bir yalanı da burada ortaya çıkıyor. Ne hastaneler yapılıyor ne okullar. 24 okul yıkıldı, 30 bin öğrenci mağdur edildi. 30 bin öğrenci başka mahallelerin okullarına gitmek zorunda kaldılar. Aileler servis ücretleriyle karşılaşmak zorunda kaldılar."

Muhakkak ki, hepsi önemli, hepsi yararlı okullardı bu yıkılanlar... Ama aralarında bazıları var ki değinmeden geçemeyeceğim. Hamidiye Sanat Okulu'nun bir bölümü yıkılmış. Osmanlı döneminde önce Islahhane olarak yapılan, sonra da sanat okuluna dönüştürülen bu okulun tarihine saygı gerekir öncelikle... Aynen ilk ismi Darûlmuallimin olan Çelebi Mehmet Lisesi gibi... Bursa'da bir hayırseverin ilk örneğini vererek yaptırdığı Şerif Artış İlkokulu gibi... Atatürk İlkokulu gibi... Demirtaşpaşa Teknik Lisesi gibi...

Sayamadıklarımın için özür dilerim. Özellikle tarihi okullar aynı isimle, hayırseverlerin yaptırdıkları da onların adıyla yaşatılamaz mı? İşte bundan bile şüphe eder olduk. Ama haklı bir nedenimiz var; eğitimde fırsat eşitliği derken, hak eşitsizliğini yaşayınca ister istemez bu endişeyi taşıyoruz.